Oyun olsun diye...

Kâh alan, kâh olanak yokluğundan oyun yoksunudur, büyük kentlerin çocukları. Plansız kentler onları sokakların dışına ittikçe, apartman girişlerine bile kurulur top sahaları. Tasosuzluklarını taşlarla yener; sokakta park etmiş arabalara dokunurlar birkaç dakikalığına. Yeter ki oyun olsun...

Oyun olsun diye...
Ali Kayalar
Oyun.
Bazen bir masumiyet ifadesi. Çocuklar söz konusu ise mesela. Ya da dostlar. Hoşça geçirilen bir zaman dilimi.
Şirinevler'de bir sokak arası. Çocuklar; dört kız çocuğu, oyun oynuyor. Aralarından bir cin fikirli, "Dokun bana oynayalım" diyor. Ama birbirlerine dokunmuyorlar. Park etmiş bir araba dokundukları. Tıpkı televizyondaki gibi. Televizyondakinin adı yarışma, oyun değil.
Sadece bir iki dakika
Dokunduğu arabanın sahibi olma ihtimali var yarışanların. Oynayanların durumu farklı. Ucunda bir vaat olmayınca, otomobilin sacına dokunmanın pek de keyifli bir yanı olmadığını anlayınca, sıkılıyor çocuklar. Dokun bana yarışma değil de oyun olunca bir buçuk-iki dakika sürüyor. Saatlerce değil. Ne tansiyon düşürüyor ne taban şişiriyor. Sessizce yerini yakantopa bırakıyor.
Çocuklar farkında değil, neden bu denli çabuk bıktıklarının. Belki de ailelerinin de her ay 102 milyon oynadığını düşünüyor onlar.
Taşlı taso
Oyun.
Çocuğun, çocukluğun en yalın ifadelerinden. Ağabeylerden, ablalardan öğrenilen, arkadaşlarla paylaşılan.
Zeytinburnu'nda bir sokak arası. Çocuklar; üç erkek çocuğu, oyun oynuyor. Taso oynuyorlar. Hani şu kaldırım kenarına, merdiven basamağına çökülerek oynanan oyun.
Gölgede ve güneşin altında ama illa ki taso ile oynanan oyun. Yağlı 'patates cipsi' paketlerinden çıkma oyun. Büyüklerin kurallarını bir türlü çözemediği oyun.
Üç kafadar, karmaşık kurallarını bozmuşlar oyunun. Yanlarında boya sandıkları, taş ile oynuyorlar, taso ile değil. Bu yüzden de belki, kazanıp kaybetmek akranları kadar mühim değil onlar için.
Tasoları olmasa da bol miktarda taşları var çünkü. Taşları birbirlerine çakıp duruyorlar.
Oyun olsun diye...
www.evrensel.net