OHAL

OHAL'in 15 yıllık tahribatı

19 Temmuz 1987'de de resmen ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL), bugüne kadar baskı ve yasak dışında hiçbir şey getirmedi.

OHAL'in 15 yıllık tahribatı
23 yıldır sıkıyönetim koşullarında yaşayan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 19 Temmuz 1987 tarihinde resmen ilan edilen "Olağanüstü Hal" (OHAL) 15. yılına girdi. 14 yılda tam 42 kez uzatılan, bugün Diyarbakır, Hakkâri, Tunceli ve Şırnak'ta uygulanmaya devam eden OHAL, yıllardan bu yana bölge halkının önündeki en büyük engellerden biri oldu. 1987 yılından bu yana "olağanüstü" koşullarda yaşamaya mahkûm edilen bölge halkının bugün en önemli taleplerinden birini de OHAL'in kaldırılması oluşturuyor.
Uygulama sürüyor
Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde kurulan OHAL, ilk olarak Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van'da uygulamaya konulurken, Adıyaman, Bitlis ve Muş'ta "mücavir il" kapsamına alındı. Bu tarihten itibaren uygulama, Diyarbakır'da kurulan Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'nden yönetilmeye başlandı. Daha sonraki tarihlerde Adıyaman, Bitlis ile il olan Batman ve Şırnak, OHAL kapsamına alındı. Bir dönem 13 ilde süren OHAL uygulaması ilk önce Adıyaman'da, daha sonraki yıllarda da Batman, Bingöl, Bitlis, Mardin, Muş, Siirt ve Van illerinde kaldırıldı. Ancak, OHAL'in kaldırıldığı söylenilen yerlerde yapılan uygulamalar OHAL'i aratmadı. Bölge halkı, buralarda da OHAL'in korku ve sindirme amaçlı etkisinden uzun süre kurtulamadı.
Kamuoyunda yetkisi ve bu yetkilerini kullanma noktasında sıkça tartışılan Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'ne ilk olarak Hayri Kozakçıoğlu getirildi. Daha sonra sırasıyla Necati Çetinkaya, Ünal Erkan, Necati Bilican ve Aydın Arslan OHAL Valiliği yaptılar. Aydın Arslan, 1999 yılında bir hastalık sonucu öldü. Şimdiki OHAL Valisi ise Gökhan Aydıner. OHAL Valiliği'nin adı, OHAL uygulamasının başlamasından itibaren yasak ve baskılarla bütünleşti. Çünkü, OHAL Valiliği'nin emriyle paneller, konuşmalar, sempozyumlar, kültürel ve diğer etkinlikler sürekli yasaklandı ya da yapılanlara da çeşitli zorluklar çıkartıldı. Ama, OHAL Valiliği'nin yetkilerini "krallık" gibi kullanmasına yol açan yasalara da dikkat çekmek zorunlu.
Hakim olan anlayış
OHAL, bugüne kadar sadece baskı ve şiddetin bir parçası olmakla sınırlı kalmadı. Bölgede yaşanan faili meçhuller, gözaltında kayıplar, işlenen cinayetler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, haraç gibi suçların araştırılması izin yapılan girişimler OHAL için yaratılan "dokunulmazlık" zırhına çarptı. Bu olayların incelenmesi ve hukuki platforma taşınması yine çeşitli gerekçelerle engellendi. OHAL'de hakim olan anlayışın bu incelemelere yanıtı oldukça açıktı: Yasak!
Bölgede, bir dönem iyice artan korucu, itirafçı ve özel timcilerin baskısının en büyük kaynağı OHAL'in varlığıydı. Resmi raporlar dahi OHAL'in bir "suç merkezi" haline geldiğini doğruladı. TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu, OHAL konusundaki tespitini net biçimde ortaya koyuyor ve OHAL'in acilen kaldırılması gerektiğini belirtiyordu. OHAL'de bir diğer uygulamada gazete ve dergilere getirilen yasaktı. Başta gazetemiz Evrensel olmak üzere, çeşitli dergiler aylardır OHAL kapsamında bulunan illere giremiyor. OHAL Valiliği'nin ülkenin başka yerlerinde satılması ve okunması serbest olan gazete ve dergilere bu yasağı getirmesi ve yasağı yine ancak kendi emriyle kaldırılacak olması buradaki "keyfiyeti" göstermesi bakımından yeterli.
Çalışmalara engel oldu
OHAL uygulaması, işçi ve emekçiler üzerinde de baskılara yol açtı. Özellikle kamu emekçilerinin ekonomik ve demokratik taleplerine OHAL Valiliği sert yanıtlar verdi. "Görev yerini değiştirme" adı altında mücadeleci ve sınıftan yana sendikacılar sürgün edildiler. Hatta OHAL Valiliği'nin gittikleri yerlerdeki kurumlara da "uyarıcı" yazılar" gönderdiği ortaya çıktı. Siyasi partilerin, sendikaların ve kitle örgütlerinin yapmak istediği basın açıklaması, miting ve faks çekme gibi protesto eylemlerine ya hiç izin verilmedi ya da yapıldığı zaman sert müdahalelerde bulunuldu. Yine siyasi partilerin afiş yapmasına, bildiri dağıtılmasına OHAL Valiliği tarafından yasak konuldu.
Ekonomik kayıp
OHAL'in koyduğu bu yasaklar yüzünden ve bizzat "OHAL uygulayıcılarının" zorlamaları ile göç ettirilen köylüler, büyük şehirlerin varoşlarında açlık ve sefalet ile karşı karşıyalar. Köyü boşaltılan, ekip biçtiği tarlası kullanılamaz duruma gelen bölge halkının ekonomik olarak zor durumda olduğu ortadadır. Yayla yasağının getirilmesi bölgenin en önemli geçim kaynağı olan hayvancılığa büyük bir darbe vururken, yıllık zararın milyon dolarlarla ifade edilmesini de beraberinde getiriyor. Tarım Gıda-Sen'in geçtiğimiz yıl hazırladığı raporda OHAL'in getirdiği yasaklamalar, tarım ve hayvancılığı bitirmeye yönelik politikalar yüzünden yıllık kaybın 556 milyon dolar olduğunu açıkladı. OHAL'in yaylaya çıkan, dağ köyünde yaşamını sürdüren insanları "gerillaya yardım etmek"le suçlaması birçok köyün boşaltılmasını ve yaylaya çıkmamayı beraberinde getirirken bunun faturasının bölge halkına çıktığı ortada. Bölge halkı ise, gerek sosyal yaşam, gerekse de ekonomik olarak yıllardır büyük tahribatlara yol açan OHAL'in kaldırılmasını büyük bir özlemle beklemeye devam ediyor.
www.evrensel.net