Programın altında kaldılar

Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, "Yaşadığımız kriz beklenen genel bir olgu" derken, sermaye hareketlerinin bu kadar serbest olduğu ekonomide krizlerin her zaman olacağını vurguladı.

Programın altında kaldılar
Özlem Albayrak
Hükümetin "Her şey iyi gidiyor" açıklamasının yalan olduğunu belirten iktisatçılar, sorunun sermaye hareketlerinden kaynaklandığını ve bu hareketler engellenmedikçe bu tür krizlerin sürekli olacağını vurguladılar.
Konuya ilişkin olarak görüştüğümüz Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, programın kendi mantığı içinde iktisadi olarak alınması gereken tüm önlemlerin alındığını, iktisadi olarak yeni bir tedbir olmadığını belirterek, "Yaşadığımız kriz her zaman beklenen genel bir olgu. Sermaye hareketlerinin bu kadar serbest, akışkan, sürü içgüdüsüne dayalı, bu kadar inişli çıkışlı olduğu dünyamızda başkaca yapacak bir şey yok. Çünkü, istikrarsızlığın kaynağı doğrudan programın kendisidir" diye konuştu.
Gelinen nokta sürpriz değil
Gelinen noktanın sürpriz olmadığını vurgulayan Yeldan, "Programı hazırlayanlarda biraz kuramsal biraz temenni olarak beklentiler vardı. Birkaç yasa çıkartıldığında bu yasalar yabancı sermayeyi çekmeye yeterli olacak. Türkiye'de finansal sistemin finansal sermayenin daha verimli, etkin çalışmasına yol açacak. Bunun sonucunda faiz dışı harcamalar kısılıp, birincil bütçe fazlası artırıldığında reel sektörden borçlanma gereği azaldığı için IMF-DB'den gelecek ve yabancı sermaye gelince borçlanma olgusu döndürülebilir, kamu bankalarının görev zararları kapatılıp, fon bankaların borçları tasfiye edilebilir, olumsuz beklentiler kırılabilir, enflasyon hedeflerine ulaşılır diye düşünülüyordu. Dalgalı kur rejimi ekonomiye sermaye girişi karşısında akılcı bir dengeye gelmesini sağlar diye düşünülüyordu. Ancak bunlar iyi niyet temennisinden öteye gitmiyordu. Çünkü ortada kırılgan bir finansal yapı, bankacılık sistemi, vergi toplayamayan, gelirlerini faize yetiştiremeyen bir kamu maliyesi duruyordu. Bu sorunları çözmek yerine program öncelikle parasal sermayenin krizden çıkışını hedefleyen dar bir çerçeve içinde yapay, dar temenni ve tedbirler düşünüldü" diye konuştu.
Spekülatif sermaye
"Kendi kendini besleyen bir süreç oluştu. Kriz derinleştikçe güvensizlik artıyor yabancı sermaye girişleri olmuyor, bu tekrar krize ve güvensizliğe neden oluyor" diyen Yeldan, krizlerin nedeni konusunda Arjantin örneğinin çok çarpıcı olduğunu vurguladı.
Yeldan, Türkiye ile Arjantin'in tek ortak paydasının sermaye hareketlerinin serbestliğinden kaynaklanan, spekülatif saldırılara açık yapıları olduğuna dikkat çekerek, "Her iki ülkede de bankacılık kesimi ve ulusal ekonomideki özel ve kamu sektörünün rahatlıkla dışardan borçlanmasına olanak sağlayan sermaye hareketlerinin serbestliği var. Ama bunun dışında Arjantin'de ulusal tek banka yok, özelleştirme tamamlanmış durumda. Bankacılık kesiminde hortumlama, vurgun gibi işlemler söz konusu değil Türkiye gibi. Dalgalı kur rejimi yok. Sabit kura dayalı Para Kurulu sistemi var Arjantin'de. İktisadi politikalarda ve diğer açılardan taban tabana zıt Türkiye'den Arjantin. Ama iki ülkede de bir kriz yaşıyor. Kriz yaşayan ülkenin ortak paydaları uluslararası spekülatif sermayeye açık olmaları ve IMF politikalarına angaje olmaları" dedi.
Hükümetin bugüne kadar yaptığı takas, doların yükselişini engellemek için faiz oranlarının yükseltilmesi gibi işlemlerin ters tepmesinin nedeninin, Merkez Bankası'nın tamamen piyasaya bağımlı olmasına bağlayan Yeldan, "Döviz kuru piyasa aktörleri tarafından belirleniyor ama piyasa aktörleri daha yüksek fiyattan döviz talep ediyorlar. Faiz ile bunu tutmak gereklilik olarak MB'nin karşısından duruyor. Bunu yapmadığınız zaman rezervlerin erimesi söz konusu olacak ve büyük bir dengesizlik oluşacak. MB'nin ince ayar yapma mecburiyeti var. Bu faiz silahını kullanıyor anlamına gelmiyor. MB, yurtiçinde piyasaya bağlı, hiçbir kolunu kullanamayan bir boksör durumunda. Kendini yüksek döviz kuruna uyarlıyor. Türkiye tarafından ilginç yönü iktisadi olarak gerekli olarak ince ayar piyasalarda güvensizlik olarak algılanıyor. 'İşler o kadar kötüye gidiyor ki MB müdahale ediyor' diye düşünülüyor" dedi.
Programın mentalitesi açısından revizyonun hiçbir etkisinin olmayacağını dile getiren Yeldan, "Yapılacak şey çıkarılan yasaların çöpe atılması, programın olduğu gibi baştan aşağıya değiştirilmesidir. Program enflasyon, büyüme gibi hiçbir hedefini tutturamayacaktır. Mucize görünmüyor ufukta" dedi.
Yeldan konsolidasyon tartışmaları için ise "Adına konsolidasyon demeden Hazine'nin borç yükünü hafifletici bir dizi tedbir alınmalı. Beş seneye değil de borçlar 25-30 sene vadeye yapılabilir. 5.5 milyar dolarla sınırlı olmayabilir borç miktarı. Öztrak, iç borcun 62 katrilyonluk bölümünün kamu üstünde olduğunu açıkladı. Bu bölüm üzerine bir operasyon yapılabilir. İktisat kitaplarında okuduğumuz bire bir moratoryum, konsolidasyon yapmak şart değil. Türkiye'ye özgü koşulları içeren yaptırımcılığa ve gönüllülük esasına dayalı, bankacılık kesimi ve Hazine'nin karşılıklı oturup yaratacağı bir denge olabilir. Hazine'nin iç ve dış borç yükünü zamana yayılacak tedbirler uygulanabilir" dedi.
www.evrensel.net