Af incelemesinde sona doğru

Af incelemesinde sona doğru

Ceza ertelemesi ve af getiren ancak geniş istisna maddeleri ile eşitlik ilkesine aykırı olan yasanın incelenmesinde nihayet sona doğru geliniyor.

Af incelemesinde sona doğru
Anayasa Mahkemesi, "4616 sayılı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine İlişkin Yasa"nın bazı madde ve hükümlerinin iptali istemiyle yerel mahkemelerden yapılan başvuruları esastan görüşmeye bugün devam edecek. Bu yasa ile kararın açıklanması ise birkaç gün içerisinde yapılacak.
Anayasa Mahkemesi heyeti, bugün saat 10.00'da başlayacak toplantısında, ekleriyle birlikte yaklaşık 500 sayfayı bulan raporu incelemeye devam edecek. Mahkeme, öncelikle yasanın niteliğini belirleyecek, daha sonra iptali istenen maddeleri tek tek oylayacak. Mahkemenin gündemine aldığı suçlarla ilgili araştırması içerisinde siyasi nitelikteki suçlar bulunmuyor. Ancak kanunun 2. maddesinin iptali halinde bazı suçlarla ilgili af yolu da açılmış olabilecek. Öte yandan yürürlük tarihinin değiştirilmesi de kapsama alınan suçlarla ilgili yararlanma koşullarını genişletebilir.
2. madde iptali
Anayasa Mahkemesi'nin esastan görüşmeye karar verdiği maddeler arasında 4616 sayılı Yasa'nın 2. maddesi de bulunuyor. 4616 sayılı Yasa'nın 2. maddesi, 4454 Sayılı Basın Ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un 1. Maddesi'nin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen bir bölümünü yeniden düzenliyor. Söz konusu madde, basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların kapsamını genişletiyor. Bu madde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatıyla işlenmiş suçlar dahil, basın yayın yoluyla veya sözlü ya da görüntülü yayın araçlarıyla yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açıkoturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla işlenmiş suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesini öngörüyor. Anayasa Mahkemesi, yasanın, daha önce şartla salıverilme hükümlerinden yararlandığı halde yeniden suç işleyerek hüküm giyenler ile daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananların bu yasadan yararlanamayacaklarını öngören 1. maddesinin 6. bendinin de iptalini esastan görüşecek. Bu yasadan yararlananların 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Yasa'nın indirim hükümlerinden yararlanamayacaklarını düzenleyen hüküm de esastan görüşülecek.
Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkûmiyet kararı bulunup da firar halinde olanların, bu yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde yasa hükümlerinden yararlanamayacaklarını düzenleyen hüküm de esastan incelenecek.
Yasanın, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçları kapsadığına ilişkin hükmünün de iptali isteniyor. Ayrıca, Askeri Ceza Yasası'nın "kendini askerliğe yaramayacak hale getirme" hükmünü düzenleyen 79, "askerlikten kurtulmak için hile yapanları" cezalandıran 81, "itaatsizliği" düzenleyen 88, "üsse fiili taarruzu" içeren 91 ve "eşyayı ve malları çalan, satan, rehine veren ve alanlar" fiilini içeren 131. maddelerinin iptali istemi de esastan görüşülecek.
Yasanın kapsam dışı bıraktığı ve Anayasa Mahkemesi'nin esastan görüşmeye karar verdiği diğer kanunlar ve maddeleri ise şöyle: "Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanunu'nun kapsam dışı bırakılan bazı maddeleri, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 12'inci maddesi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 68'inci maddesi, Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun, 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7'inci maddesi." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İnsan gibi yaşayıncaya kadar...
Tuna Arıgüç
İnsan Hakları Derneği (İHD), toplumsal muhalefete, devrimcilere, işçi ve emekçilere karşı olağanüstü baskıların yaşandığı bir dönemde bundan 15 yıl önce 17 Temmuz 1986'da kuruldu. Sendikaların, kitle örgütlerinin kapatıldığı, insanların öldürüldüğü, cezaevlerine atıldığı ve işkencenin olağanlaştığı 12 Eylül darbesinden 6 yıl sonra, 98 insan hakları savunucusu bir araya gelerek, insan hakları mücadelesini dernek çatısı altında birleştirdiler.
İHD'nin kurulduğu tarihten bu yana insan hakları ihlalleri konusunda bir azalma yaşanmadı ama, birçok olayın kamuoyuna yansıması ve tartışılması sağlandı.
İHD'nin ilk Genel Başkanı Nevzat Helvacı oldu. Helvacı'dan sonra Genel Başkan olan Akın Birdal, 1998 yılı Mayıs ayında uğradığı silahlı saldırı sonucunda ağır yaralandı. Bu İHD'ye ve İHD üyelerine yapılan ilk saldırı değildi. Çünkü, İHD üyeleri faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için çaba gösterirken, faili bilinen katliamların tuzağında hayatlarını kaybettiler.
Kapılarına kilit vuruldu
Cezaevlerinde yaşanan sorunlara karşı açlık grevleri ve ölüm oruçları sürerken, insan hayatını en yüce değer olarak kabul eden İHD, cezaevi sorunlarının çözümü için de mücadelesini sürdürdü. İHD kapatılma istemleriyle yargılandı, 4 şubesine kilit vuruldu ve halen genel merkezi ile Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere pek çok şubesi açılan davaların gölgesinde çalışmalarını sürdürüyor.
Uluslararası düzeyde, insan hakları konusunda görüşlerine başvurulan İHD, "Keşke olmasaydık. İnsanlık suçu işlenmese de biz de olmasak" görüşünün ışığında çalışmalarına devam ediyor.
İHD Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Alataş, İHD'nin 15 yıllık mücadele sürecini gazetemize değerlendirdi.
İHD nasıl ve hangi ihtiyaçlardan kuruldu?
1980 darbesinden sonra onbinlerce insan cezaevine konuldu, askeri mahkemelerde yargılandı, savunma hakları engellendi. Özellikle bu süreçte zarar gören, yakınları cezaevinde olanlar, düşüncelerinden ve örgütlülüklerinden dolayı soruşturulan aydınlar, yazarlar, hukukçular, bir araya gelerek "Biz bu gidişe karşı ne yapabiliriz" sorusu ile yola çıkıldı. Bu düşünce ile hareket eden 98 kişi İHD'yi kurdu.
Derneğin çalışmalarının ana ekseni nereye oturdu?
Derneğin kurulması ciddi bir umut yarattı ve hızla büyüdü. Üye sayısı kısa sürede yaklaşık 20 bini buldu. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, yaşam hakkı, idam gibi konulara toplumun dikkatini çekmeye, duyarlılıklar yaratmaya başladı. Bu konularda etkinlikler, kampanyalar düzenledi. Ayrıca, Kürt sorunuyla da ilgilendi. Ancak, bunlar devlet tarafından hoş karşılanmadı. İHD'ye her türlü baskı uygulandı. Onlarca yöneticimiz öldürüldü. İHD bütün baskılara rağmen, görüşlerinden taviz vermedi.
İHD'nin etkisi nedir?
Baskıya ve işkenceye uğrayanlar İHD'ye başvurdu. Düşüncelerinden dolayı cezaevine konanlar, yasal parti ve örgütlerin uğradığı baskıların karşısında hep İHD vardı. En azından toplumun en örgütsüz, en muhalefetsiz bir döneminde bir sağduyunun, sesini oluşturduk. İHD yalnızca kendi çabalarıyla yetinmedi. Uzmanlık alanlarında yeni kuruluşların oluşmasına da öncülük etti. Bunların başında Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) gelir. Ayrıca, İHD demokratik platformların oluşmasında katkıda bulundu. Bunun yanında İHD kendini sürekli geliştirdi.
İnsan hakları ihlallerinin dışında da çalışmalar yapılıyor mu?
Evet. Örneğin, bize yaşam koşullarından şikâyetçi olan polisler de başvurdu, haksız yere ordudan atıldığını söyleyen asker de. Yine kocasından kötü muamele gören kadın, işten atılan bir işçi İHD'ye gelerek sorunlarını anlattı. İHD bunların hepsinin altından kalkabilir miydi? Kuşkusuz hayır. En azından onları dinledi, onlara kendi yapabilecekleri konusunda yardımcı olmaya çalıştı. Başvuruların resmileşmesini sağladı, takip etti. Bazı önemli konularda uluslararası kampanyaların açılmasını sağladı. Ayrıca, İHD ekonomik, sosyal haklar, barış, çevre gibi konularda çalıştı. Kentli hakları bildirgesi hazırladı.
İHD'ye karşı açılan davalar var...
İHD'nin cezaevleri konusunda ciddi çalışmaları oldu ve uzlaşmacı, barışçıl bir rol oynadı. İHD tutukluların taleplerine duyarlıdır ama burada iki şeyi birbirinden ayırmak durumundayız. İHD başından bu yana ilkeleri nedeniyle hep yaşam hakkını savundu. İnsanların bedenini ölüme yatırmasını, ölüm orucuna girmesini desteklemedik. Çünkü, bu yaşam hakkını ortadan kaldırıyordu. Ölüm orucu eylemine karşı olmamız, bu eylemi zorunlu kılan koşulları görmezlikten gelmemizi gerektirmiyordu. Siyasi iktidarlar bizi bu net tavrımızdan dolayı, "yasadışı örgütleri" desteklemekle suçladı. Bazı şubelerimiz kapatıldı, bazı şubelerimizin faaliyeti engellendi. Ancak, baskılara karşı direneceğiz. Bu koşullar içinde İHD, 15'inci yılını kutlayacak. Ama, insan hakları ihlalleri sürdükçe, idam kaldırılmadıkça, cezaevleri onbinlerce insanla dolu oldukça, bizim kutlamamız da buruk olacaktır.
www.evrensel.net