Fotoğraf: AA

Kriz tacirleri krizde

Az çok üretimin olduğu, verginin toplandığı dönemlerde borç ödenebiliyordu. Ama artık "deniz bitti!" Dolardaki, faizlerdeki artış, kaynakların değerini "pula" çeviriyor.

Kriz tacirleri krizde
Aynı IMF programını harfiyen uygulayan Türkiye ve Arjantin bir "kara çarşamba" daha yaşadı. Ne hükümetlerin "yatıştırıcı" açıklamaları ne de her iki ülkeye Dünya Bankası'nca gönderilen bakanlar piyasalardaki çöküşü önleyebiliyor. Alternatif hiçbir politika üretilemediği gibi böyle bir olanağın dinamikleri de tek tek tasfiye edildi.
Az çok üretimin olduğu, verginin toplandığı, işçiden, memurdan kesilenler sayesinde borçlar ödenebiliyordu. Ama artık "deniz bitti!" Dolardaki, faizlerdeki artış, mevcut bütün kaynakların değerini birkaç gün içerisinde "pula" çeviriyor. Ekonomik yapının yarattığı istikrarsızlığın faturası her geçen gün katlanarak artıyor.
Sorun güven mi?
Gelişmeler borsa analizcileri, hükümet yetkilileri, medya uzmanları tarafından günlerdir bir "güven" bunalımına bağlanıyor, bunun da piyasalarda "söylentilerin" çıkmasına neden olduğu belirtilerek istikrarsız ortamı yarattığı iddia ediliyor. Ancak aynı kesimlerden güven sorununun neyden kaynaklandığı ve nasıl sağlanacağına ilişkin mevcut politikaların dışında hiçbir alternatif getirilemiyor. Tek söylenen, IMF'nin 1.5 milyar dolarlık krediyi bir an önce vermesi, hükümetin de bunun karşılığında niyet mektubunda taahhüt ettiği yükümlülükleri yerine getirmesi. Oysa kimsenin hükümetin "canla başla" üzerine düşeni yaptığından şüphesi yok.
Hatta hükümeti destekleyenler ne desteklerini çekmiş durumda ne de siyaset arenasında, sermaye kesimlerinde, lobilerde istifaya yönelik büyük bir baskı söz konusu. Öyleyse niye art arda vurgunlar yaşanıyor, borsa altüst oluyor, faizler ve dolar tırmanıyor? Bu sadece bir "güven sorunu" mu; yoksa bu ülkenin egemen güçleri, politikalarında bir çıkmaza mı girdi?
IMF'nin vereceği 1.5 milyar dolar uğruna son birkaç günde Türkiye'den 25 milyar doların çıktığı belirtiliyor. Yani kredinin Türkiye'ye maliyeti alacağının 17 katı. Hiçbir aklı selim 17 kat maliyeti olan bir borç almaz. Ama ortada somut bir gerçek var. IMF hiçbir ülkeye borç dahi olsa istediği kadar para veren bir kurum değil. Verdiği kredi uluslararası sermaye açısından "sembolik" anlam taşıyor. Bir ülkeyle anlaşma yaptığı zaman IMF uluslararası sermayeye aslında şu mesajı veriyor: "Bu ülkeye gidin, yatırım yapın, finans piyasalarına girin. Çünkü benim istediklerimi yapacak, yasaları çıkartacak, sendikal güvenceleri azaltacak vs..." Hükümetler de yabancı sermaye gelecek, sıcak para girecek gibi açıklamalar ile ekonomik genişlemeyi sürdüreceklerine inanıyorlar. Kemal Derviş geldiği gün krizden çıkışın reçetesini "Yabancı sermayeye güven vermeliyiz. Ülkeye çekmeliyiz" diyerek özetlemişti. Deyim yerindeyse IMF yabancı sermaye için ülkede önce bir "hafriyat" çalışması yapıyor. Tarımı, KİT'leri tasfiye ediyor; memur ve işçiler için en asgari yaşam koşulları oluşturulmaya çalışılıyor.
Sonra da ABD'li, Avrupalı finans kuruluşları, bankalar en avantajlı koşullarda hem devlete hem de özel sektöre borç veriyorlar; sıcak parayı yönetenler borsaya, döviz piyasasına giriyor.
Türkiye bu süreci sonuna kadar yaşadı. Hatırlanacağı üzere Güneydoğu Asya krizi ardından da Rusya krizi patlak verdiğinde herkes, "Sıcak para oradan kaçacak bize gelecek" dedi. Bu sıcak para defalarca geldi, vurdu ve gitti.
İki yılda iki büyük, sayısız da artçı sarsıntı geçiren ekonomide tam bir yıkım yaşanıyor. Alternatif hiçbir büyüme politikası, yatırım, üretim planı yapılamıyor. Çünkü böyle bir programın dinamikleri tek tek tasfiye edildi. Az çok üretimin olduğu, verginin toplandığı, işçiden, memurdan kesilenler ile özelleştirme yoluyla elde edilen gelirler sayesinde dış borçlarını ödeyenler için artık deniz bitmiş durumda! Doların, faizlerin fırlaması, ülkenin ürettiği, sattığı, her şeyin değerini düşürüyor.
Bunlara rağmen IMF konusunda hâlâ ısrar edilmesi dikkat çekici, ama asla şaşırtıcı değil. "Piyasa güçlerine" tam teslim olmuş, spekülatörlerin sürekli saldırısına maruz kalan bu iktidarın başka seçeneği zaten kalmadı. Üstelik spekülatörlerin de bir seçeneği yok. Sürekli kriz ortamından vurgun vuran bu kesim, piyasanın bizzat beslendiği kaynakları tahrip etmesiyle kendi kendini krize sürüklemiş durumda.
www.evrensel.net