Katliamcılar değil aileler yargılanıyor

12 tutuklu yakınının, 5 Ocak 2001'de bulundukları suç duyurusunda, "Hükümetin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettikleri" iddia ediliyor.

Katliamcılar değil aileler yargılanıyor
Tutuklu aileleri hakkında, 2'si asker 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan "Hayata Dönüş" operasyonunun sorumlularının yargılanması için bulundukları suç duyurusu metni gerekçe gösterilerek açılan davanın görüşülmesine dün başlandı. 12 tutuklu yakınının, 5 Ocak 2001'de bulundukları suç duyurusunda, "Hükümetin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettikleri" iddia ediliyor.
Davanın görüşülmesine, dün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı.
Duruşmaya, tutuksuz olarak yargılanan Müslüm Kaya, Ali Bulut, Naime Kara, Nezahat Alanbay, Fethi Alanbay, Şah İsmail Karagöz, Berran Yıldırım, Huri Yaviç ve Kelime Eroğlu katılırken, Süleyman Kartal, Nuriye Özdemir ile Rümeysa Ünal gelmedi. Davada, Şah İsmail Karagöz, Berran Yıldırım ve Huri Yaviç iddianameyi okuyamadıkları için bu celse savunma yapmayacaklarını belirtirken, diğer aileler, savcılıkta verdikleri ifadeleri tekrar ettiklerini belirttiler. Duruşma, sorgulara devam edilebilmesi amacıyla ertelendi.
'Raporlar bizi haklı çıkardı'
Tutuklu aileleri "Operasyonla ilgili sorumlu olan herkesin yargılanmasını istemiştik. Aradan geçen zaman içinde Adli Tıp bilirkişilerinin araştırmaları biz tutuklu ailelerini haklı çıkarmıştır. Çocuklarımıza bilerek ve istenerek saldırılmış ve onların ölmelerine, yaralanmalarına sebep olunmuştur" diyerek, davanın kendileri için önemli olduğunu belirttiler. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede ise sanıkların, 5 Ocak 2001 tarihinde verdikleri şikâyet dilekçesinde "Hükümetin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etmek" suçunu işledikleri iddia ediliyor. İddianamede, tüm sanıkların TCK'nın 159 maddesinin 1. fıkrasına göre 1 ile 6'şar yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Ya iş ya köye dönüş
Ali Rıza Kılınç
Ülkenin dört bir yanına göç etmek zorunda kalmış insanların yaşamları giderek zorlaşıyor. Diyarbakır'a göç edenler ise, bu şehirde halen köy yaşamını ve köy alışkanlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. İnşaatlarda, tarlalarda amelelik yaparak yaşamını sürdüren göç mağdurları, işsizliğin ve yoksulluğun giderek artmasından oldukça endişeliler. "Artık amelelik bile yapamıyoruz" diyerek, içinde bulundukları durumu anlatan göç mağdurları, ya iş ya da köylerine dönmek için gerekli yardımların yapılmasını istiyorlar.
Tıpkı köy gibi
Kalıplar halinde yan yana dizilmiş yuvarlak ve kalın tezeklerin bulunduğu, saman yapılmak üzere hemen hemen her damın üstünde yığılmış ot yığınlarının görüldüğü ve birkaç inek ve tavuğun ortalıkta gezindiği bu yer bir köy değil. Burası Diyarbakır'ın Yenişehir semtindeki Fabrika Mahallesi. Çoğunluğunu göç etmek zorunda kalanların oluşturduğu bu mahalle, bir bakıma göçün boyutlarını gözler önüne seriyor. Kevser Teyze'nin, "Evimiz yakıldı, biz kaçtık" sözlerini söylerken yüzüne vuran acıyı görebilmek mümkün.
Yıllar önce, Silvan'ın Üçkuyular köyünde bostanların ekili, tarlaların başakları sararmak üzereyken, "Komşular, koşun evlerimiz yanıyor" çığlıkları ortalığı sarar ve Kevser Teyze şaşkınlık ve telaş içinde evlerinin yanışını seyreder. Köyünden bu şekilde göçe zorlanan Kevser Teyze'nin yaşadıklarına bölge halkı pek de yabancı değil.
Şimdi, 12 bin nüfusu olan Fabrika Mahallesi'nde oturan Kevser Teyze'nin dört çocuğu var. Sadece birini okutmaya çalışıyor. Kevser Teyze, "Köyde bağımız bahçemiz vardı. İneklerimiz vardı. Tarlalarımızı öyle bırakıp geldik. Şimdi kirada oturuyoruz. Kocam işsiz. Ara sıra pamuk çapalamaya gidiyorum. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Hastalanıyor çocuklar doktora götüremiyorum. İş yok. Su yok. TEKEL üç günde bir su veriyor, hepsi o" diyerek hem mahallenin hem de kendisinin sıkıntılarını dile getiriyor.
Göç mahallesi
Fabrika Mahallesi'nin büyük bir bölümü göç mağduru. Gelenler, önce akrabalarının yanına yerleşmişler. Bir zaman sonra ya gecekondularda kiracı olmuşlar ya da duvarları kiremitten üstü branda ile kaplı tek odalı evlere yerleşmeye başlamışlar. Kevser Teyze'nin de durumu farklı değil.
O günden bügüne yaşamını yoksulluk içinde sürdüren ailelerden sadece biri. 30 milyona iki odalı bir mutfaklı eve razı olmuş. Bugünlerde ise küçük çocuğu Berxudan'ı yanına alarak pamuğa gidiyor, kirayı verebilmek ve biraz ekmek alabilmek için. Kevser Teyze'ye kapı komşu olan ve iki aile aynı evde yaşamak zorunda olan Ebruzet de, "Biz fakir, onlar fakir. Kocam kalem açacağı, tornavida, tesbih gibi aletler satıyor. El arabasına eşyalarını diziyor ve akşama kadar dolaşıyor. Bize ekmek yetiştirmeye çalışıyor. Önceleri inşaatta çalışıyordu. Az çok geçimimizi yapıyorduk. Artık orda da çalışamıyor. Herkes kendi adamını almaya başladı. Kazma kürekte de çalışmamıza izin vermiyorlar. Amelelik bizim için bitti. Şimdi daha zor durumdayız" diyor ve giderek artan işsizliğin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.
Dönmek istiyorlar ama...
Zorunlu göçün mağdurlarının istedikleri en önemli şey bir an önce köylerine geri dönmek. Ama dönerken bazı yaptırımlara maruz kalma endişesi onları korkutuyor. Köylerine döndükleri zaman neyle geçinecekleri, ne iş yapacakları da tam bir soru işareti. Çünkü ne evleri, ne tarlaları ne de yararlanabilecekleri hayvanları var.
"En yoksulunun bile bir çift ineği, tavuğu vardı. Tarlasını ilk bitirenler diğer komşulara yardım ederlerdi. Küçük dereler, yerden çıkan su kaynakları her zaman gözümün önünde. Koyunları sağardık. Köydeki çeşmeye toplanır şakalar yapardık. Komşunun çocuğu mu hastalandı, yaşlılar çare aramaya başlarlardı. Olmadıysa hemen doktora götürmek için toplanırlardı. Ama biz 'Korucu olmayız' dedik; evimizi köyümüzü yaktılar. Halimizi görmüyorlar mı? Bize hayvan versinler, ev yapsınlar, köylerimize dönelim" diye söze giren Heva Ana, belki de tüm göç mağdurlarının özlem ve taleplerini dile getiriyor.
www.evrensel.net