Silopi Belediyesi'nde hükümranlık

Bölgenin en zengin belediyeleri arasında gösterilen Silopi Belediyesi halka hizmet götürmüyor. Silopi'de sokaklar, caddeler çöp dolu.

Silopi Belediyesi'nde hükümranlık
Silopi'de yolsuzluk ve keyfi yönetim sıradan bir hal alırken, ilçeyi egemenlikleri altına almaya çalışan DYP'li Belediye Başkanı Neşet Ökten ve ailesine ise tepkiler büyüyor. Silopi'yi kendilerinin yönettiği bir "cumhuriyet"e dönüştürmek isteyen Öktenler, bölgenin en zengin belediyesi olarak gösterilen Silopi'de halka hizmet götürmüyorlar.
Silopi Belediyesi'nin gelir kaynakları diğer belediyelere nazaran oldukça geniş. Belediye, bağlı bulunduğu Şırnak ili belediyesinden daha fazla araç ve gelire sahip. Ayrıca Silopi Belediyesi, sınır ticareti ile yapılan her türlü akaryakıt ticaretinden makbuz karşılığı bağış topluyor ve böylece belediyenin kasasına yüklü miktarda para giriyor. Ne var ki, böylesine zengin bir belediye gerek altyapı hizmetleri gerekse temizlik konusunda halka hiçbir şey vermiyor. Bölge halkı, bunun nedeni olarak Silopi Belediyesi'ne akan milyarların adının birçok kirli işte geçtiği söylenen Belediye Başkanı Neşet Ökten ile ailesi tarafından "hortumlanıyor" olmasını gösteriyor.
Her taşın altında
DYP'li Belediye Başkanı Neşet Ökten'in adı Habur sınır kapısında dönen yolsuzluk olaylarında da geçmişti. Ökten'in amcasının oğlu ve MHP Silopi İlçe Örgütü'nün başkanı olan Ahmet Ökten'in, yönetimindeki bir ekibin Türkiye Petrolleri Uluslararası Şirketi'nde (TPIC) sahte dolum fişi düzenlediği iddia edilmişti. Yine Ahmet Ökten'in, amcasının da konumunu kullanarak birçok yolsuzluk işine karıştığı söyleniyor.
Silopi Belediyesi'ni istediği gibi yöneten, bununla da yetinmeyip ailesiyle birlikte ilçenin tek hakimi olma çabalarını artırarak sürdüren Belediye Başkanı Neşet Ökten ilçe halkının sorunlarını ise görmezden geliyor. Silopi'de anacadde, şehir merkezi girişleri ve kent içinde geçen derelerdeki atıklardan dolayı oluşan pislik tehlike saçıyor. Yaz mevsimiyle birlikte havaların aşırı sıcak olması da çöp ve atık kokularını çekilmez kılarken, birçok hastalığın ortaya çıkmasına yol açıyor.
İşçiye para yok
Geçtiğimiz günlerde kalp krizi geçiren ve Ankara'ya acil olarak helikopterle götürülen Neşet Ökten'in yerine vekâlet eden Sait Sezgin'in yakın çevresine anlattıkları ise dikkat çekici.
Sezgin'in, belediye bütçesinde kullanılmak üzere para bulunmadığını belirtirken, belediyenin yüklü miktarda borcu olduğunu söylediği iddia edildi.
Alacaklarını tahsilde bir problem yaşamayan Silopi Belediyesi, buna rağmen çoğu zaman işçilerinin ücretlerini dahi ödemeyerek, belediye çalışanlarını açlığa mahkûm ediyor. Silopililerin ise hem keyfi uygulamalarda bulunan hem de kendilerine hizmet vermeyen belediyeye tepkileri giderek artıyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


TİHV raporları işkencenin kanıtı
Jülide Kalıç
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri 2000 Raporu, işkencenin Türkiye'de sistematik olarak uygulandığını bir kez daha belgeledi.
Derlediğimiz bilgilere göre, işkenceye bağlı sağlık sorunlarının çözümü ve işkencenin dokümantasyonu alanında çalışmalar yürüten vakfın Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Diyarbakır Rehabilitasyon Merkezleri'ne 2000 yılı içerisinde 1023 kişi başvurdu. TİHV'e başvuruda bulunanlardan 540'ı 2000 yılı içerisinde işkence gördüğünü belirtti.
Kürt kökenliler ağırlıkta
Raporda, TİHV İstanbul Temsilciliği'nin 419 başvuru ile ilk sırayı alması ve yılın son dört ayını kapsayan dönemde başvurularda yoğun artış olması dikkat çekiyor. Raporda bu durum, F tipi cezaevlerini protesto eylemlerine karşı kolluk kuvvetlerinin aşırı şiddet kullanması ve yoğun gözaltına alınma olaylarının yaşanması olarak değerlendiriliyor. Başvurular arasında 0-18 yaş arası 66 kişi bulunuyor. Başvuruda bulunanlar arasında 336 kişi Güneydoğu kökenli. Raporda, siyasal nedenlerle işkence görenler arasında Kürt kökenli insanların yoğun olduğu belirtiliyor. Başvuruda bulunanlar arasında çoğunluğun işsiz olması ise dikkat çekici diğer bir durum. Raporda, gözaltı ve cezaevi süreçleri nedeniyle işten atılmaların, öğrenimin yarıda kalmasının ve iş başvurusu yapılan kurumların adli sicil nedeni ile başvuruları reddetmesinin işsizlik oranlarının artmasına doğrudan etken olduğu vurgulanıyor.
Vakfa başvuruda bulunan kişilerden 924'ü siyasal, 48'isi ise adli nedenlerle işkence gördüğünü beyan etti. Adli nedenlerle gözaltına alınan kişilere gözaltı sürecinde avukat yardımı alabilme hakkı tanınmasının ve gözaltı sürelerinin kısaltılmasının, işkence uygulamalarının bir ölçüde azalmasına katkı sunacağının dile getirildiği raporda, adli vakalarda işkence başvurusunun az olması TİHV'in yeterince tanınmasına bağlanıyor. Raporda, OHAL Bölgesi'nde işkenceye maruz kalanların sayısı ise 183 olarak belirtiliyor. İşkence uygulanan kurumlar arasında ilk sırayı 397 kişi ile emniyet müdürlükleri alıyor. Açık alanlar, işyerleri, ev benzeri yerlerde işkence uygulamalarına maruz kalanlar 315 kişi ile ikinci sırada yer alırken, bunun nedeni kolluk kuvvetlerinin özellikle gösteri ve yürüyüşlere müdahale sırasında, gözaltına alma anında ve gözaltı birimine götürülen araç içeresinde şiddet uygulaması olarak gösteriliyor. Gözaltına alınanlardan 488 kişinin 1 gün süreyle, 177 kişinin ise 7 günden uzun süreyle gözaltında kaldığının belirtildiği raporda, gözaltında kalma sürelerinde kısalma görüldüğüne ancak bu kısalmanın işkenceyi önlemek konusunda gelişme sağlamadığına işaret ediliyor. Raporda ayrıca 682 kişinin gözaltı sürecinin sonunda savcı karşısına çıkarılmadan ya da mahkeme tarafından dava açılmasına gerek görülmeden tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı kaydediliyor.
Birden fazla işkence yöntemi
Gözaltılarda birden fazla yöntemlerle işkence yapıldığının tespit edildiği raporda, mağdurların hakaret, dayak, yeme içmenin kısıtlanması, tehdit, öldürme tehdidi, tecrit, işkenceye görsel ve işitsel tanıklık etme, soğuk zeminde bekletme, saç, sakal, bıyık yolma, uyutmama, soyma, cinsel taciz, elektrik, askı, haya burma, yakma, tecavüz, içeriği bilinmeyen şeyler yedirme gibi insanlıkdışı uygulamalara maruz kaldığı bildiriliyor.
Bir diğer veriye göre, 2000 yılı içerisinde 972 kişiden 538'i yalnız fiziksel, 54'ü yalnız ruhsal, 380'i de hem fiziksel hem de ruhsal yakınmalarla TİHV'e başvuruda bulundu. Fiziksel yakınmalar değerlendirildiğinde kas iskelet sistemi yakınmaları öncelikli sırayı alıyor. Ruhsal yakınmaların başında ise sıkıntı, uykuya dalma ya da sürdürme güçlüğü, yorgunluk, sinir ya da öfke patlamaları, huzursuzluk, bellek kusuru, yabancılaşma ve benzeri yakınmalar geliyor.
Raporun sonuç bölümünde ise, TİHV'in ülkede yaşanan işkence vakalarının küçük bir bölümüne tanıklık ettiğine dikkat çekilerek, var olan verilerin işkencenin insan hakları ihlalleri arasında yerini koruduğunu gösterdiğine vurgu yapılıyor.
Ayrıca, halen devam eden davalarda işkence yapanların büyük bir çoğunluğunun işkence suçunu düzenleyen TCK'nın 243'üncü maddesi kapsamında değil, kötü muamele suçunu düzenleyen TCK'nın 245'inci maddesi kapsamında yargılandığına dikkat çekiliyor.
www.evrensel.net