IMF programı terk edilmeli!

IMF programı terk edilmeli!

Bir "kurtarıcı" edasıyla karşılanan Derviş'in IMF ile yürüttüğü "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"'nın kimi, nasıl kurtarmayı amaçladığını daha açık ortaya çıkarttı.

IMF programı terk edilmeli!
IMF, Türkiye Cumhuriyeti'yle "kedi-fare" oyunu oynuyor. Bu oyunda önemli bir role sahip olan Kemal Derviş de "IMF böyle istiyor ya da istemiyor" diyor ve ülkeyi yönettiklerini sananların yüreklerini ağzına getiren "sihirli sözcükleri" mırıldanıyor: "Eğer yapmazsak para da vermezler!"
Bu sözler aylardır hükümetin, Meclis'in, muhalefetin ve oradan da en ağır biçimde halkın üzerine çöken bir tehdit politikasının ifadesi. Telekom yönetimi konusunda çıkan son kriz ise aslında IMF'nin ve Derviş'in yönetme tarzının, buna icazet eden hükümetin de teslimiyetçiliğinin açık göstergesi.
Bu gelişmeler, bir "kurtarıcı" edasıyla karşılanan Derviş'in IMF hatta ABD Hazine Bakanı Paul O'Neille'le birlikte yürüttüğü "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"'nın kimi, nasıl kurtarmayı amaçladığını daha açık ortaya çıkarttı. Türkiye'yi krizden kurtarma adına uygulanan bu program, tam anlamıyla bir borç tahsilat programı olduğunu kanıtladı. IMF'nin bir dediğini iki etmemek, ne Türkiye'nin borç yükünü azaltıyor, ne de bir sıkıntı döneminden sonra düze çıkmayı vaat ediyor.
Borçlar ödenemez durumda
IMF'ye verilen 3 Mayıs 2001 tarihli niyet mektubunda açıkça iç ve dış borçların tehlikeli boyuta ulaşmaya başladığı ve bu borç artışının hızla süreceği belirtiliyordu. Ve buna karşı alınacak tedbirler de sıralanıyordu. Tedbir diye de işçiye, memura, emekliye daha az ücret artışı verildi, çiftçiye maliyetlerin altında taban fiyat reva görüldü, Tekel, Telekom gibi dev KİT'lerin özelleştirilmesinin altyapısı hazırlandı. Bütçe açığının finansmanı için ek vergiler ve zamlar üst üste bindiriliyor. Yetmedi, yabancı sermayeye güvence için uluslararası tahkim yasalaştırıldı, enerji alanı yeniden düzenlendi. Bütün bunlara rağmen Türkiye'nin bugün iç ve dış borca akıttığıakıtacağı paralar Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)'nın, yani bu ülkede üretilen tüm mal ve hizmetlerin toplam parasal değerinin yarısını aşmış durumda. Türkiye'nin iç ve dış borç toplamı 2000 yılında 153.3 milyar dolardı. Bu rakamın 2001 sonunda 160 milyar doları aşması bekleniyor. Bu da önümüzdeki yıllarda ülkenin işçisinin, memurunun, çiftçisinin alın terinin karşılığının, kendilerinin daha fazla sefalete itilmesi uğruna yabancı ülkelere, finans kurumlarına borç faizi olarak gitmesi anlamına geliyor.
Özetle, acı IMF programı, üç yıllık bir ıstırabı çekin diyor ama sonunda yoksulluktan başka bir şey vaat etmediği gibi, sırtımızdaki borç yükünü de sürekli artırıyor.
Politikaları satmak üzerine kurulu
IMF ve Dünya Bankası ikilisinin Türkiye'ye dayattığı programın hiçbir gelecek vizyonu, üretimle, ihracatla, istihdamla ilgili yanı yok. Yapısal değişim adı altında, tarımda, kamu bankacılığında, yerel yönetimlerde, sosyal harcamalarda dayatılan bütün "önlemlerin" tek özelliği "tasfiye etmek ya da satmak" üzerine kurulu. Yıkılanın yerine "yapıcı" hiçbir öneri, proje yok. Her şeye borç tahsilatı gözlüğünden baktıkları için de borç ödetmek uğruna, insafsız bir yıkıcılık içindeler. İşsizliğin tırmanması, işyerlerinin kapanması, onbinlerce esnafın kepenk indirmesi umurlarında değil.
"Tarım reformu" adı altında çiftçinin düzenini altüst edip, sonrasında neler olacağını, kentlere yoğun göçü ve bu göçle beraber doğacak kent sorunlarının nelere yol açacağı düşünülmüyor bile.
Varsa yoksa, ödeme zamanı gelen borçların tahsilinin nasıl yapılacağı kaygısı. Adeta bir mafyanın tehdidi altında Türkiye. İstediği olmayınca, "tetiği çeker gibi" kredisini geri çeken bir çek-senet mafyası!..
İçerideki mafyalar!
Dışarıdan olan bu baskı içerideki sermayenin baskıyla birleşiyor. TÜSİAD, İSO, TOBB'da örgütlenmiş büyük patronlar, hükümetten daha fazla vergi istisnası, daha çok kaynak istiyorlar. IMF'den alınan kredinin tamamı neredeyse bu ülke içindeki üretmeyen, ihracat yapmayan ama bünyelerindeki bankalar sayesinde ranttan geçinen kesimlere arasında dağıtılıyor. Nitekim Derviş'in son takas operasyonu böyle bir parsa paylaşımının en rafine ifadesi oldu. Bankaların dış borçları, Uluslararası Ödemeler Bankası'nın verilerine göre, 44 milyar doları aşmış durumda. Ayrıca açık döviz pozisyonları da 18 milyar dolar civarında. İşte Derviş bu borcu da takas operasyonu ile Hazine'ye yıktı. Ve bunu niye yaptığını da büyük bir serinkanlılıkla anlattı: "Eğer yapmasaydık moratoryum ilan etmek zorunda kalacaktık." Takasın ardından bankalara hâlâ Merkez Bankası'ndan her hafta milyon dolarlar pompalanıyor.
Dolayısıyla bugün gelinen aşamada yabancı sermaye gibi yerli sermaynin de ülkeyi yıkıma sürükleyen IMF programından beslendiği açık. Ve Derviş'in programı ülkeyi değil bu yabancı ve yerli asalakların paralarını kurtarmayı hedefleyen bir program olduğunu her geçen gün kanıtlıyor.
www.evrensel.net