Normal yaşama izin yok

Normal yaşama izin yok

Son dönemlerde artan çatışma ve baskılar endişe uyandırıyor. 'Demokrasi ve barış' söylemi, 4 ay daha uzatılan OHAL'le birlikte sadece bir söz olarak kalıyor.

Normal yaşama izin yok
OHAL'de artan çatışma ve baskılar bölge halkını endişelendiriyor. Son MGK toplantısından sonra OHAL'in 4 ay daha uzatılması ve yapılan açıklamaların sert bir üslup içermesi, Kürt emekçilerin vermiş oldukları her türlü mücadelenin şiddet yoluyla sindirilebileceği izlenimi veriyor.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit ve hükümette yer alan diğer devlet bakanlarının bölgeye ziyaretlerini sıklaştırdığı bir süreçte bölge halkına hitaben yaptıkları konuşmalarda "devlete güvenmeleri ve yaşamın artık normale döndüğü" sözleri ise yaşanan gelişmelerle havada kalıyor. İnsan Hakları Derneği (İHD), kitle örgütleri ve siyasi partiler de bölgede meydana gelen ihlallerden kaygı duyduklarını açıklıyor.
Diyarbakır, Şırnak, Tunceli ve Hakkâri'de yeniden 4 ay uzatılan OHAL, aslında diğer yerlerde de sürüyor. Birçok yerde basın açıklamaları, miting ve siyasi partilerin etkinlikleri çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Tüm "demokrasi" söylemlerine rağmen bölge halkının büyük bir bölümü, başta gazetemiz Evrensel olmak üzere çeşitli dergi ve gazeteleri "girmesi yasak olduğu" için okuyamıyorlar.
Baskılar arttı
Bir yandan yoğun biçimde propagandası yapılan "köye dönüş projesi", diğer yandan da OHAL uygulamalarının sürmesi, bölge halkını adeta "iki arada bir derede" bırakıyor. OHAL baskılarından bıkan ve köyünü terk etmek zorunda kalanlar büyükşehirlere göçerek sefalet içinde yaşarken, geriye dönenler hem insanca yaşayacak yer bulamıyor, hem de aynı baskılarla tekrardan karşılaşma korkusu taşıyorlar.
İHD Diyarbakır Şubesi'nin açıkladığı raporlara bakılacak olursa, ocak ayından bu yana meydana gelen silahlı olaylarda bir artış görebilmek mümkün. Silahlı olayların ve yer yer yaşanan çatışma grafiğinin yükselişe geçmesi bölge halkında ciddi endişeler uyandırıyor. Çünkü, çatışma ortamının yükselmesi daha fazla güvenlik önlemini getirdiğinden, bunun faturası çeşitli uygulamalarla bölge halkına çıkarılıyor.
Mayıs ayında Bingöl'ün Yedisu ilçesinde meydana gelen ve biri asker 20 PKK'linin yaşamını yitirdiği olay yaşananlar arasında en ciddi gelişme olarak dikkati çekiyor. Çünkü, Yedisu'da meydana gelen olay hakkında yargısız infaz yapıldığı ve kimyasal silahlar kullanıldığı iddiaları var. Ayrıca, olayda yaşamını yitiren Mehmet Hayme adlı bir kişinin otopsi raporları arasındaki çelişkiler kaygı uyandırıyor. Ayrıca, İHD heyetinin Yedisu'da inceleme yapmak istemesine çıkarılan engeller, yol boyunca yapılan kontroller, Akdeniz İnsan Hakları Araştırma Merkezi ve İHD'nin ortak bir projeyle inceleme yapmak üzere gelişinde Silopi Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmaları, burada uygulanan anlayışın değişmediğini gösteren örnekler. Yine, Mardin, Van ve Batman'da ev baskınları yapılarak çok sayıda kişinin gözaltına alınması, tutuklanarak cezaevlerine gönderilmesi baskıların sürdüğünü gösteriyor.
Mayıs ayı karnesi
İHD raporlarına göre, ocakta 7, şubatta 1, martta 11, nisanda 13, mayısta 23, haziranda 10'u aşkın kişi çatışmalarda hayatını kaybetti.
Sadece mayıs ayında yaşam hakkına yönelik ihlaller bile bu olumsuz tabloyu göstermesi bakımından çarpıcı.
  • Çatışmada Yaşamını Yitirenler: 23
  • Faili Meçhul Yargısız İnfazlar: 2 ölü, 1 yaralı

    Kişi Güvenliğine Yönelik İhlaller

  • Gözaltı: 111
  • İşkence ve Kötü Muamele: 39
  • Tutuklama: 23
  • Gösterilere Müdahale: 15 yaralı

    Çalışma Yaşamına Yönelik İhlaller

  • Sürgün: 1

    Düşünce ve İfade Özgürlüğüne Yönelik İhlaller

  • OHAL'e Girişi Yasaklanan Gazete ve Dergiler:17
  • Yasaklanan Tiyatro ve Basın Açıklaması: 4 src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Kamu üniversitelerinin önü kesiliyor
    Savaş Velioğlu
    Üniversitelerde yapılan araştırmalar için kullanılan araştırma fonlarının Maliye Bakanlığı'nın yetkisi altına sokulması bilimsel çalışmaları engelleyecek. Yükseköğretim Yasası ile Yükseköğretim Personel Yasası'nda yapılan değişiklik de, kamu üniversitelerinin yapacakları araştırmalarda Maliye Bakanlığı'ndan izin almaları şartını getiriyor.
    Öğretim Üyeleri Derneği Genel Başkanı (ÖÜD) Kadir Erdin, kamu üniversitelerinin araştırma yapmaları için kullandıkları tek kaynağın, araştırma fonları olduğunu belirterek, bu fonların Maliye Bakanlığı denetimine sokulmasının, bilimsel çalışmaları engelleyeceğini belirtiyor. Erdin, vakıf üniversitelerini etkilemeyecek olan uygulamanın, kamu üniversitelerinin önünü keseceği kanısında.
    Kamu üniversitelerinin son yıllarda kaynak yetmezliği içerisinde kıvranan birer yükseköğretim kurumları haline geldiğini belirten Erdin, "Kamu üniversitelerinin kaynak yetmezliği, siyasal iktidarlar tarafından bugüne kadar ciddi boyutlarda göz önüne alınmadı ve sorun olarak görülmedi. Oysa siyasi partilerin seçim propagandalarında ve her hükümetin programında öncelikli sorun olarak ilk maddeler arasında yer almaktadır" diye konuştu.
    'Siyasal iktidarlar müdahale edecek'
    Erdin, ekonomik kriz nedeniyle yoksulluk içerisinde yaşamlarını sürdüren yükseköğretim kurumlarından da tasarruf etme düşüncesinin hakim olduğunu dile getirerek, "Yükseköğretimden tasarruf kesinlikle düşünülmemeliydi. Bu israf demektir, kamu kaynaklarının kötü kullanılmasına neden olur" dedi.
    Araştırma fonlarının, bilim adamları tarafından yürütülen çalışmalarda kullanılan tek kaynak olduğunu belirten Erdin, "Bizleri kamu üniversitelerine bağlayan bir kaynak vardır, o da araştırma fonlarıdır. Uluslararası düzeydeki meslektaşlarımıza biz de bu çalışmaları yaptık diyebiliyorduk, fakat şimdi bu kaynak elimizden alındığı zaman bu olanaktan da mahrum bırakılıyoruz" diye konuştu. Erdin, "Maliye Bakanlığı'nın bilim adamları tarafından kendi üniversitelerinde oluşturdukları kaynakları başka üniversitelere aktaracağını düşünüyorum" diyerek, siyasal iktidarın üniversitelere el uzatmaması gerektiğini ifade etti. Araştırma fonları kaynaklarının, kişiler tarafından dağıtılmasına karşı olduklarını ifade eden Kadir Erdin, "Öğretim üyeleri olarak kamu üniversitelerinin ekonomik düzeylerinin düzeltilmesini ve araştırma fon kaynaklarının dağıtımının kişiler tarafından değil, oluşturulacak katılımcı kurullar tarafından sağlanmasını istiyoruz" dedi.
    Kamu kaynaklarının vakıf üniversitelerine aktarılmasının kabul edilemez bir yaklaşım olduğunun da altını çizen Erdin, şöyle devam etti. "Ekonomik yetmezlik içerisinde kıvranan kamu üniversitelerinde çalışan bilim adamları zor durumda bırakılmakta ve kamu üniversitelerinin aleyhine bir rekabet ortamı yaratılmaktadır. Vakıf üniversiteleri her öğrencisinden onbinlerce dolar öğrenim ücreti almaktadır. Kaynak sorunu yoktur. Bu özgürlük ve kaynak bolluğu içerisinde yaşayan vakıf üniversiteleri, öğretim üyeleri için birer çekim merkezi haline gelmektedir".
    Vakıf üniversitelerine gösterilen ilginin gelecekte kamu üniversitelerini olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Erdin, bunu öncelikle öğrencilerin yaşayacağını vurguladı.
    www.evrensel.net