Nasıl olacak bu dönüş?

Büyük kentlere göç etmek zorunda kalmış Kürt emekçileri köylerine geri dönmek istiyorlar.

Nasıl olacak bu dönüş?
Ali Rıza Kılınç
Yıllar önce "güvenlik" gerekçesiyle göçe zorlanarak yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan bölge halkı "köye dönüş projesi" kapsamında geri dönmek istiyor. Ancak, köye dönmeleri pek kolay değil. Resmi rakamlara göre 16 bin 300 kişinin köylerine döndüğü ifade edilirken, dönmek isteyenler için hazırlanan formda işaretlenmesi şart koşulan madde büyük sorun yaratıyor. Formda yer alan "terör nedeniyle köyümü terkettim" maddesi köylüleri sadece psikolojik yönden yıpratmakla sınırlı değil. Çünkü, bu madde aynı zamanda devletin, göç ve göç sonuçlarının sorumluluğundan kurtulması anlamına geliyor. Böylelikle göç mağdurlarının talepleri de görmezden geliniyor.
Zor şartlar
Diyarbakır'da yaşamını sürdürmek zorunda kalan göç mağdurları birçok güvenceden yoksunlar.
Göç-Der Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Diyarbakır Şube Başkanı Serdar Talay, göçün ve göç sonrasında insanların yaşamlarını sürdürmelerine dönük yaşanan her türlü hak ihlalinin temelinde Kürt sorununun olduğunu belirterek, "Ne insan haklarıyla ne de hukuk devletiyle bağdaşmayan bu durumun demokratik bir şekilde çözülmesi gerekir" dedi.
Göç etmek zorunda kalan Diyarbakır'a yerleşen insanların yaşam koşullarının sınırlı olduğunu söyleyen Talay, göç mağdurlarının evlerini ziyareti sırasındaki gözlemlerini şöyle aktarıyor: "Genellikle kenar mahallelerde gecekondu evlerinde sağlıksız koşullarda yaşıyorlar. Hemen her ailede birçok hastalığa birden rastlamak münkün. Özellikle tifo, amip, dizanteri, gibi salgın hastalıklara yoğun olarak görülüyor. Beslenme ve eğitim sorunları yine öyle. Sağlıklı beslenmeyi bırakın, ekmek bile bulamayanlar var. İnsanların çoğu çadırlarda yaşayanlar var. Ziyaret ettiklerimizin hemen hepsi köylerine dönmek istiyor. Arazilerini ekip biçmek, hayvan beslemek istiyorlar. Binlerce kişi köylerine dönmek istiyor ama, dayatılan ve şart koşulan "terör nedeniyle" şıkkını imzalamak istemedikleri ve talepleri dikkate alınmadığı için dönemiyorlar". Talay, geri dönüşlerde göç eden ailelerle görüşülerek, talepleri çerçevesinde dönüşlerin sağlanması gerektiğini ifade etti. Talay, yaşamlarını cendere altına alacak şekilde yapılan köykentlerden de vazgeçilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Şaklat'ta iki uygulama
Diyarbakır'ın Karaca köyüne bağlı Şaklat mezrasında yaşanan geri dönüşlerin işleyişinde devletin rolüne dikkat çeken Talay, "Şaklat mezrasında iki türlü bir uygulama var. Birincisi, bir zamanlar istekleriyle göç eden aileler bügün devletin hiçbir uygulamasına, şartına tabi tutulmadan köylerine geri dönebiliyorlar ve lüks evler yapıyorlar. İkincisi zorla göç ettirilmiş köylüler var. Onlar ise birçok dayatmalara tabi tutularak belli şartlarla köylerine dönebiliyorlar. Ayrıca devlet, bu mezrada yapılan lüks evleri ise geri dönenler için yapıldığı görüntüsünü veriyor. Geri dönenlerin çoğu şartları kabul etmek zorunda kalmış. Ve onca zarara karşı sadece birkaç koyun ve çimento yardımı yapılmış" dedi. Talay, bu uygulamalara son verilmesi, OHAL'in kaldırılması, köylerine dönmek isteyen ailelerin üretim yapacakları alanların mayınlardan temizlenmesi ve göç mağdurlarının yaşamlarını sürdürebilmeleri için her türlü demokratik hak ve tabeplerinin anayasal düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiğini söyledi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Cezaevi katliamı belgelendi
Yetkililerin adına "Hayata Dönüş" dedikleri ve 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevinde birden düzenlenen operasyonun katliamcı yüzü, adli tıp uzmanlarının hazırladığı raporlarla belgelendi.
12 tutuklunun hayatını kaybettiği Bayrampaşa Cezaevi'nde operasyonun hemen sonrasında incelemeler yapan adli tıp uzmanlarının hazırladığı raporlar, yetkililerin söyledikleri yalanları da birer birer ortaya koydu. Ulaşılan bir başka bilgiye göre ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici ve Cezaevi Savcısı Fikret Ünalan, operasyonla ilgili raporu, içerde ne yapıldığını bilmedikleri için imzalamadılar. Raporda, 6 jandarma görevlisinin imzası yer alırken, Çitici ve Ünalan'ın imzalarının bulunduğu bölüme "İmzadan imtina etmiştir" notu düşüldü.
Otopsi raporuna göre Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde hayatını kaybeden 12 tutukludan 5'i uzak atış nedeniyle, C1 koğuşunda kalan 5 kadın tutuklu ise göz yaşartıcı gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangın sonucu hayatını kaybetti.
C1 koğuşunda kalan 1 kadın tutuklunun ise gaz zehirlenmesi sonucu öldüğü belirlendi.
Diri diri yakıldılar
Adli tıp uzmanlarının Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'ne ilişkin hazırladığı raporda 6 kadın tutuklunun yaşamını yitirdiği C1 koğuşundan yaralı olarak kurtulan ve hastane girişinde " 6 kadın tutukluyu diri diri yaktılar" diyerek bağıran Hacer Arıkan'ın sözlerini doğruluyor. Raporda, 12 kişinin hayatını kaybettiği C1 koğuşunda kalan 6 kadın tutukludan 5'inin yanarak 1'inin ise gazdan zehirlenerek öldüğü yazıldı. C1 koğuşunda hayatını kaybeden Yazgülü Güler Öztürk, Seyhan Doğan, Özlem Ercan, Şefinur Tezgel ve Gülser Tuzcu'nun cesetlerine yapılan otepsilerde elbise parçaları ile saç, doku ve cilt örneklerinde, tinerde bulunan organit solvetlerden toluen, xylene ve metanol saptandığı kaydedildi. Nilüfer Alcan adlı tutuklunun ise gaz zehirlenmesi sonucu öldüğü tespit edildi.
Raporda, operasyonda kullanılan bombaların etkin maddesinin 20 gramının 38 dakikada insanı öldürdüğü vurgulanarak, "C1 koğuşunda 35 gram bomba maddesi bulundu" denildi.
Dışardan ateş açıldı
Dört adli uzmanının 14 Şubat 2001 tarihli raporunda, cezaevi çatılarına yerleştirilen keskin nişancıların uzun namlulu, yüksek enerjili silahlarla maltaya, koğuşlara ve avluya ateş ettiği, harp tüfeklerinin ve ağır silahların kullanıldığı ve yüzlerce kurşunun harcandığı bilgilerine yer verildi.
Raporda idari bölümden ve mazgallardan ölüm orucundaki tutukluların bulunduğu C-14 ve C-15 koğuşlarına ateş açıldığı ve içeri, üzerinde "Kapalı yerlerde kullanmayın" ve "Bombayı insan ve yanan madde olmayan sahaya fırlat" yazılarının bulunduğu çok sayıda göz yaşartıcı bomba ile gaz bombasının atıldığı vurgulandı.
5 kişi uzak atışla öldü
Bu arada 12 cesede yapılan otopsi sonucu Fırat Tavuk, Ali Ateş, Cengiz Çalıkoparan, Mustafa Yılmaz ve Murat Ördekçi'nin uzak atışla yaşamını yitiridiği belgelendi. Raporda 29 yaşında hayatını kaybeden Fırat Tavuk'un vücunun yüzde 90'ında karbonizasyon derecesinde yanık olduğunun altı çizildi. Ayrıca, Tavuk'un yanmadan, değil silah yaralanmasından kaynaklanan omur kırığından dolayı öldüğü kaydedildi.
Göbek deliğine 4 cm. mesafede "S" şeklinde kesiğin saptandığı Mustafa Yılmaz'ın vücudunda 4 adet ateşli silah yarasının bulunduğu ve göbek altındaki yaranın öldürücü olduğu, bu yaraların bıçakla genişletildiği, ölümün iç kanamadan kaynaklandığı saptandı.
Raporda Ali Ateş'in ölüm nedeni ise şöyle açıklandı: "Kalça kemiğinde 15 cm boyunda 8 cm. açıklığında, çok parçalı kırıklı yara, kafatasında 2, sağ dizinde 2 adet yara saptanmış, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanamadan kaynaklandığı anlaşılmıştır."
Raporlar tutunakları yalanladı
Öte yandan otopsi raporları, operasyon sonrası Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde bulunan tutuklu ve hükümlülere Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "Cezaevinden isyan çıkarmak", "Devlet malına zarar vermek" suçlarından açılan dava dosyasında bulunan bazı tutunakların doğru olmadığını da ortaya çıkardı.
Haksız tutuklama
Dava dosyasında, askerlerce hazırlanan tutanaklarda güvenlik kuvvetlerinin hiçbir mahkûma öldürücü nitelikte ateş etmediği önü sürülürken, adli tıp uzmanlarınca hazırlanan raporda ise yakın mesafeden mahkûmlara ateş edilmediği ve atışların en az 100 metreden yapıldığı kaydedildi. Bu raporlardan sonra, operasyondan sonra haklarında tutuklama kararı çıkarıldığı için aftan yararlandıkları ya da mahkûmiyetlerini tamamladıkları halde cezaevlerinden salıverilmeyen tutukluların içerde tutulmalarının da hiçbir dayanağı kalmadı.
www.evrensel.net