İlk gerçekçi hikâyenin yazarı

İlk gerçekçi hikâyenin yazarı

Şiir etkinliği Nabizade Nâzım'ın edebiyat yaşamının belli bir süreci içinde kaldı. Bir süre sonra hikâyecilikle ilgilenmeye başladı.

İlk gerçekçi hikâyenin yazarı
Hasan Çakmak
Nabizade Nâzım edebiyatla okul sıralarında tanıştı. Ona edebiyatı sevdiren Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'nde edebiyat öğretmeni olan Muallim İbrahim Cudi Efendi'dir. İbrahim Cudi Efendi, Arapça, Farsça ve Fransızcayı iyi bilen, divan şiir geleneği içinde yetişen bir şairdir. Yapıya önem veren sağlam bir dil anlayışına sahipti. Dilde açıklığa ve anlaşılır olmaya özen gösterirdi.
Nabizade Nâzım da ileriki yıllarında bir edebiyatçı olarak hocasının bu özelliğini benimseyecekti. Mühendishane Mektebi'nde okurken bir yandan askeri alanda mesleği ile ilgili bilgilerini derinleştirmeye çalışırken, öte yandan edebiyatla uğraşmayı sürdürüyordu. İlk yazısı 1880 yılında Vakit gazetesinde yayınlandı. 1881 yılında Ceride-i Havadis gazetesinde "Hoşnişin veya Cihanda Safa Bu Mu" adlı piyesi yayımlandı. Daha sonra Hazine-i Evrak, Mir'at-ı Alem, Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara, Servet-i Fünun gibi dergilerde, Tercüman'ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde şiir, makale ve hikâyeleri yayınlandı.
İlk şiirleri, Menemenlizade Mehmed Tahir, İsmail Sefa ve adını anımsayamadığımız pek çok edebiyatçı gibi Muallim Naci'nin etkisinde kalarak yazmıştır. Ancak diğerlerinden farklı olarak Nabizade Nâzım, Muallim Naci'nin yeni tarz şiirlerinin etkisi altında kalmıştır. Özellikle, Muallim Naci'nin son şiirlerinde öne çıkan dildeki sadelik, üsluptaki akıcılık Nabizade Nâzım'ı etkilemiştir.
Sonraki yıllarda Abdülhak Hamid ve Recaizade Mahmut Ekrem'le tanışınca onları taklit etmeye çalıştı. Bundan böyle Nabizade Nâzım'ın şiirinin düşünce ve biçim bakımından yeni bir tarzda belirmeye başladı ancak, dil bakımından daima Muallim Naci'nin izinde yürümüştür.
Şairin her şeyden önce bilim, felsefe gibi alanlarda derin bilgi sahibi olması gerektiğini; insanı sosyal, kültürle ve toplumsal ilişkileriyle ele alabilecek düşünsel olgunluğa erişmeli ve kendi ana dilinin her türlü olanağını kavrayacak ve kullanacak şekilde iyi bilmesi gerektiğini öğütler.
Hayal ve ilhama dayalı bir şairlik anlayışına sahip olmayan Nabizade Nâzım şiirin bir bilinç ve sıkı bir çalışma işi olduğunu göstermiştir. Şiirlerinde açık ve kolay anlaşılır bir dil kullandı. Sade yazmaya özen gösterdi. Şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeleri çok az kullanmıştır, olanlar ise dilin ortak malzemesi olan kelimelerdir.
Şiirlerinde temalar
Nabizade Nâzım'ın şiirlerinde işlediği temalarda doğa ilk sırada gelir. Doğa şiirleri ve özellikle doğayı anlatma girişimi Abdülhak Hamid'in "Sahra" adlı şiir eserinden sonra yaygınlaşmaya başladı. Özellikle ara nesil denilen edebiyatçılar kuşağında doğa manzaralarının tasviri şiirin ana konusu oldu.
Ara nesil şairleri, çoğunlukla tablolardan hareket ederek manzaralar çizmeye (anlatmaya) çalışmışlardı. Keza aynı özelliği Nabizade Nâzım'ın doğa tasvirlerinde de görülür. İşte bir örnek:

Çoban
Nasıl yeşil şu ağaçlar, yeşil yeşil dağlar!
Yavaş yavaş akarak tatlı çağlayan çağlar
Safa yetişiyor sanki bahçeler bağlar
Görür durur da bu hali çoban nasıl ağlar?
Dalın birinde oturmuş şakırdıyor bülbül
Çıkıp fısıldamada gonceye aşüfte gül!
Açık saçık serilip serpilip yatar sümbül
Görür durur da bu hali çoban nasıl ağlar?

Nabizade Nâzım doğada gördüğü şeyleri kendi duygularına uygun biçimde yorumlamıştır. Onlara kendi yaşam felsefesini de katar. Doğa çoğu zaman Nabizade'nin duygu ve düşüncelerine bir çeşit dekor teşkil eder.
Ölüm teması: Ölüm, Nabizade'nin çok yakında hissetiği bir olaydır. Çok küçük yaşta önce annesini kaybetti ve yine çocuk yaşta peş peşe üvey anne ve babasını kaybetti. Bu olaylar Nabizade'nin yaşamının sonraki yıllarında derin iz bıraktı.
Şairin ölüm üzerine yazdığı şiirlerden en çok bilineni "Anadolu Hisarı'nda Mezarlık"tır. Gerek üslup, gerek biçim ve gerekse edebi kavrayış olarak, o döneme kadar yazılan şiirlerden çok farklıdır. Ölüm duygusuyla doğa temasını birleştirmesini bilen ender şairlerden biridir. Sözünü ettiğimiz şiirde bireysel duygularla doğadaki zenginlik arasında derin bir bağ kurar ve tüm bunları ölüm düşüncesi etrafında birleştirir.
Aşk teması: Şairin şiirlerinde önemli konulardan biri de aşktır. Bu temada yazdığı şiirler, doğa şiirlerinde ortaya çıktığı gibi yaşama dair tecrübelerin arkasından gelen zenginliği içermez. Daha çok divan şiirlerinde kullanılan hazır kalıpların olanaklarıyla kaleme alınmıştır. Bu içerikte şiirlerin kimisi ise Nedim tarzında yazılmıştır. Geleneğe bağlı şiirlerde, divan şiirinin klasik ölçüleri içinde kalarak aşk duygusunu dillendiren şair, yeni tarz şiirlerinde doğa şiirlerindeki gibi sevgilinin resimleri karşısında duygularını dile getirir.
Hikâyeciliği
Nabizade Nâzım "uzun hikâye" olarak kabul edilen sekiz hikâye yayınlamıştır. Kendisi bu hikâyelerin batıdaki "nouvelle" türüne benzediğini söyler. Bu hikâyeler, edebiyatçılar arasında önemli tartışmaların yaşandığı bir dönemde kaleme alınmıştır. Beşir Fuad'ın "Hakikiyyun" görüşüne karşı Menemenlizade Mehmed Tahir'in "Hayaliyyun"u (romantizm) ileri sürmesi ve bu çerçevede başlayan tartışmalara Nabizade Nâzım 'Hakikiyyun' (realizm)e örnek hikâyeleri yazarak bir anlamda tartışmalara katılmış oldu. "Yadigarlarım", "Karabibik" ve "Hasba" öykülerine yazdığı önsözlerde, hikâye ve roman hakkındaki görüşlerini de açıklamış oluyordu. "Hasba" hikâyesinin önsözünde şunları okuyoruz: "Bu yakınlarda halkımız tabiiliğe, sadeliğe ziyade ehemiyet veriyor. Öyle esatiri şeyler artık lezzetle okunmuyor." Okuyucunun ilgisinin romantizmden realizme yöneldiğine işaret eden yazar, Ahmed Mithat Efendi'nin natüralizm görüşüne uygun olarak 'Müşahedal' adlı romanı kaleme alırken, okuyucusunun isteklerini göz önünde bulundurarak "Karabibik"i yazdı. Ve yine "Hasba" hikâyesinin önsözünde aktaracak olursak, "Hikâye, vaka'nın sadece nakil ve rivayetinden ibarettir. Tafsilata tahammülü yoktur. Adeta hikâye bir romanın hulassası demektir. İnfialat-ı şedideye de tahammülü yoktur. Ne söylenecekse birkaç saat içinde söyleyip bitirilivermelidir. Fakat her hulassa da olduğu gibi bunda da marifet vukuatın canlı noktalarını tefrik ve intihabdadır."
Dönemine göre hikâye tekniğinde önemli değişiklikler yapan Nabizade Nâzım Tanzimat sonrası edebiyatı ile Servet-i Fünun hikâye ve romancılığı arasında ele aldığı konular ve konuları ele alış tarzı ile otuz senelik bir yaşam sürecinde yarattığı onlarca eser ile yazın tarihimizde önemli bir yere sahiptir.
Diğer çalışmaları
Şiir ve hikâyenin yanı sıra, dil ve edebiyatın çeşitli sorunları üzerine makaleler yazdı. 1891 yılında Servet-i Fünûn mecmuası Servet gazetesinin haftalık yayın organı olarak çıktığında İsmail Sefa, Ahmet Rasim ve Halid Ziya gibi yazarlarla birlikte ilk yazarlar kadrosu içinde yerini aldı. Servet-i Fünun'da "Tahlilat-ı Edebiyat" başlığı altında Nedim ve Fuzûlî hakkındaki incelemeleri ve daha başka konulardaki araştırmalarıyla dikkat çekti. Sonraları Servet-i Fünûn içinde geliştirilen resimaltı şiir faaliyetlerinin ilk örneklerini verdi. "Bir Tasvir, Küçük Hizmetçi Kız" bu türün örneklerindedir.
Şiir etkinliği Nabizade Nazım'ın edebiyat yaşamının belli bir süreci içinde kaldı. Bir süre sonra hikâyecilikle ilgilenmeye başladı. 1890 yılından itibaren sade ve doğal bir üslupla birer ikişer forma hacminde hikâyelerini art arda yayınlamaya başladı.
Çevirileri
Tercümeleriyle de dikkat çeken yazar A. Chenier, V. Hugo, Alfred de Musset, Chateaubriand, A. Dumas vb. yazarlardan yaptığı tercümelerle batı edebiyat akımının önde gelen simalarını Türk okuyucusunun tanımasına yardımcı oldu. Bunların yanı sıra, Mekteb-i Harbiye'de hocalık yaptığı dönemlerde Tercüman-ı Hakikat gazetesinde fizik, kimya, jeoloji, kozmografya, matematik alanında çeşitli yazı ve kitaplar kaleme aldı.

www.evrensel.net