"Tüp geçit güzergâhında fay yok"

"Tüp geçit güzergâhında fay yok"

Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan raporda ilginç iddialar ortaya atıldı. Raporda, 1900'lü yıllardan itibaren her iki yakada depremler oluşmasına karşın Boğaz ve Haliç'te hareketlilik yaşanmadığına dikkat çekildi.

"Tüp geçit güzergâhında fay yok"
Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) İstanbul Şubesi Ulaşım ve Jeoloji Çalışma Grubu üyesi Tahir Öngür, İstanbul'a yapılması düşünülen Boğaz Tüp Geçişi güzergâhı üzerinde aktif bir fay bulunması ihtimalinin son derece düşük olduğunu bildirdi.
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu'nun, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlediği İstanbul Kentiçi Ulaşım Sempozyumu'nun kapanış oturumunda konuşan Öngür, oda bünyesinde oluşturulan çalışma grubunun hazırladığı, ''İstanbul Boğazı Tüp Geçişi Hattında Diri Fay Var mı?" başlıklı raporu sundu.
İstanbul Boğazı'nda aktif faylar bulunduğu iddiasının çok eski olduğunu ve 1800'lü yılların sonlarına kadar dayandığını ifade eden Öngür, son olarak 1991 yılında bu çok eski tezi desteklemeye yönelik çeşitli çalışmalar yapıldığını anlattı. Bu konudaki görüşler gerçeğe dayanmasına rağmen araştırıldığında, aksi şekilde de algılanabileceğinin görüldüğünü vurgulayan Öngür, şunları söyledi: ''İstanbul'un her iki yakasında 1900'lü yıllardan bu yana gerçekleşen depremleri gösteren haritalara baktığımızda, her iki yakada çok sayıda 2'nin üzeri büyüklükte deprem meydana geldiğini görüyoruz. Ama ne gariptir ki Boğaz ve Haliç'te yok. Burası sanki steril bir bölge. Boğaz tüp geçişi üzerinde aktif bir fay bulunmasının son derece düşük bir ihtimal olduğunu düşünüyoruz ama tüp geçit projesi gibi önemli bir projede yoğun sismoloji, jeoloji çalışmaları yapılmalıdır."
Planlama şart
TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Doç. Dr. Rami Çelik de, planlı kentleşme, yol, su gibi hizmetlerin tam verilebildiği bir şehir yapısının ancak haritalı, kadastrolu bir planlamayla kurulabileceğini ifade etti. Çelik, buna karşın göç ve plansız yerleşim nedeniyle böylesi haritaların ancak bölgelerdeki yerleşimler tamamlandıktan sonra çıkarılabileceğini sözlerine ekledi.
Gazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nizami Aktürk ise ulaşım sisteminin yan ürünlerinden olan gürültünün çok fazla ciddiye alınmamasını eleştirdi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Geleceğimiz IMF'nin reddine bağlı
Türk Tabipleri Birliği (TTB)'nin 50'inci Büyük Kongresi ikinci gününde "2000-2020 Sürecinde Nasıl Bir Dünya, Türkiye, Sağlık, Tıp Ortamı Öngörülebilir, Oluşturulabilir?" başlıklı programının ilk bölümünde konuşmacılar, gelecekteki 20 yıl için hedefler belirlenebilmesinin ancak bugünkü rantçı, üretimden yoksun politikadan vazgeçilmesi ile mümkün olduğunu dile getirdiler.
Ankara Üniversitesi Morfoloji Binası'nda yapılan toplantıda, sağlığı belirleyen ve etkileyen etmenler tartışıldı. İktisatçı Mustafa Sönmez "Türkiye'de Olası Genel Eğilimler" , Doçent Oğuz Işık "Dünyada ve Türkiye'de Demografik Tablo" ve Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Sekreteri Tezcan Abay "Dünyada ve Türkiye'de Çevre" başlıklı sunumları yaptılar. Toplantıyı yöneten TTB İkinci Başkanı Metin Bakkalcı, birtakım çevrelerin halkın yarınlarını onlarsız kurduğunu ifade ederek, insanı esas alan bir yaşam tarzını düşünenlerin nasıl bir gelecek ve yaşam tahayyül ettiklerinin tartışmasını yaptıklarını dile getirdi.
Kongrenin ikinci günü de ilk sözü alan Mustafa Sönmez, yaşanılan kriz ortamında geleceğin planlanmasının çok zor olduğunu ve krizden çıkış adı altında sunulan programlara da güvenmediğini kaydederek, Devlet Planlama Teşkilatı'nın 2023 yılında Türkiye'nin durumu olarak hazırladığı raporu krizden sonra geri çektiğini belirtti. Türkiye'nin büyüme hedefleri koyamayacak bir ülke olmadığını söyleyen Sönmez, "Ancak bugünkü rantçı üretimden yoksun yapıyla hiçbir yere gidemez, burnunun ucunu bile göremez" diye konuştu. Sönmez, ekonomik politikaların sadece borç ödeme üzerine kurulduğunu Türkiye'ye bir şey getirmediğini, sadece alacaklılara yaradığını ifade etti.
Türkiye zengin bir ülkedir
Sönmez, "20 yıl sonra Türkiye için bu kısır döngüyü kırmak gerekiyor. En acil olarak da bu programın Türkiye'yi bir yere götürmediğini, tersine felakete götürdüğünü söylemek gerekiyor. Bu programın kararlı bir şekilde reddi ve borçlar konusunda radikal çözümlere gidilmesi gerekiyor" diyerek, Türkiye'de borç yükünü hafifletecek servetin var olduğuna, bunun da ödeme gücü olan varlıklı kesimleri birinci elden vergilendirmek olduğuna dikkat çekti. Türkiye'nin IMF'nin öne sürdüğü programı uygulamaya devam ederse kendi üretim dinamiklerini, geleceğini, ufkunu kurutacağını dile getiren Sönmez, "IMF programlarını reddettikten sonra biz kendi hedeflerimizi koyabiliriz. Potansiyel olarak zengin bir ülkeyiz" dedi.
Sorunlar sürekli artıyor
Oğuz Işık ise, Türkiye'deki tüm yapıların hızlı nüfus artışı üzerine kurulduğunu, büyüme yavaşladığında oluşacak problemlerle başa çıkamayacağını kaydederek, Türkiye'nin hızlı nüfus artışı dönemini geride bıraktığını dile getirdi. Türkiye'de bir parçalanma olduğunu söyleyen Işık, gelecekte yaşlı nüfusta yaşanacak olan artışın şu anda bile çalışmayan sosyal güvenlik sisteminde daha büyük sorunlara yol açacağını belirtti.
Çevre sorunlarının son 10 yılda sürekli bir artış gösterdiğini ifade eden Tezcan Abay da, çevre problemlerinin artarak devam edeceğini, ulusal uluslararası fonların çevresel bozulmanın önünü almaktan uzak olduğunu dile getirdi. Çevre kirliliğinin teknolojik büyümeyle, silahlanmanın etkisi ve sanayileşmeyle yakından ilgili olduğunu söyleyen Abay, gelecekteki Türkiye'nin ucuz emek ve çevresel açıdan büyük tehlike oluşturan sanayileşme cenneti olacağını dile getirdi.
www.evrensel.net