'Blues'un büyük ustasının ardından

20. yüzyıl müziği üzerinde belki de en etkili akım olan blues, elbette kolay kolay ölmeyecek. Bir ustasını daha yitirse de. Ancak, hüzünlü şarkıları ile dinleyenlerini mutlu etmeyi bilen Hooker'ın arkasından üzülmek de nafile.

'Blues'un büyük ustasının ardından
Blues müziğinin büyük ismi John Lee Hooker, geçtiğimiz perşembe gecesi, sessizce aramızdan ayrıldı. Ustanın ölümü ile ilgili detaylar açıklanmadı, bilinmiyor. Tıpkı doğumu ile ilgili detaylar gibi. Bazen 1915, bazen 1920 doğumlu olduğunu söylüyordu Hooker. Bu aritmetikten kendisi de pek hoşlanmıyor, kaç yaşında olduğunu umursamıyordu muhtemelen. Hâlâ hayattaydı, hâlâ gitar çalıyordu, hâlâ şarkı söylüyordu ya...
Blues'un yatağında, Mississippi Deltası'nda doğmuştu. Clarksdale kenti yakınındaki Coahoma kırsalında. 11 çocuklu ailesi çiftçiydi, yarıcılık yapıyorladı.
Blues-ilahi ilişkisi
Çocukluğunda ve ilk gençliğinde birçok diğer blues müzisyeni gibi ilahiler söylüyordu. 18-19 yaşından sonra blues şarkıları söylemeye başladı. Neden böyle bir dönüş yaşadığını bilmiyor. Ama bluesun ilahilerle güçlü bir ilişkisi olduğuna inanıyor. Yine de bu değişim ona "kendi şarkılarını" söyleme şansı tanıdı. "Hikâyelerimi, hem kendimin hem de başka insanların yaşadığı sıkıntıları anlatabiliyordum" diyordu.
Blues ile birlikte gitaristlik de geldi. Bir gün kendisini dünyanın en tanınmış isimlerinden biri yapacak olan enstrümanı çalmasını üvey babasından öğrendi. Onun tarzında çalan bir gitarist olduğunu kabul etmiyordu ama bu tarzın da aslında üvey babasına ait olduğunu söylüyordu.
Louisiana'dan gelen baba Will Moore, gerçekten de en azından Mississipili müzisyenlerden farklı çalıyordu. Hooker'ın pek çok bestesi gibi, tek akora dayalı şarkılardı söyledikleri.
Led Zepplin grubunun vokalisti Robert Palmer, onun tarzı için şunları söyleyecekti: "Onun çalışı, başka kimseye benzemiyor. Ağır, dramatik vokalleri daha çok Delta'ya ait; bazen, onu en derin blues müzisyenlerinden biri olarak kabul eden Muddy Waters'a benziyor biraz, o da Muddy gibi çocukluğunda düzenli olarak kiliseye gidermiş."
Çalarken dinleyiciler ile konuşan, onlarla adeta soru-cevap yapan Hooker, pek çok meslektaşı gibi ayağı ile de tempo tutardı. Hooker, ayağından da istediği sesi elde edebilmek için ayakkabısının altına bira kapakları çakardı.
Çocukluğunun en canlı anılarından biri, dokuz yaşındayken, Blind Lemon Jefferson'ın babasını görmek için evlerine gelmesi. "Eğer ben de onun kadar büyürsem, ben de bunu yapacağım. Tüm kalbim, bu müzikte" demiş kendi kendine.
Çalabilmek için
Cincinnati'ye giderek şansını burada denemek istedi. Gündüzleri Chrysler ve Dodge Motors fabrikalarında hademelik yapıyor, geceleri ise çeşitli kulüplerde çalarak "keşfedilmeyi" bekliyordu.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1948'de ilk kaydını yaptı. 45'liğin bir yüzünde "Boogie Chillen" vardı, diğerinde "Sally Mae". Bu, dönemin piyasasına göre son derece "ilkel" ancak bir o kadar da çekici bir müzikti. Hooker'ın kendine özgü ses tonunun da yardımıyla kısa sürede tanındı. Modern Records ile anlaştı ve şarkısı "rythm&blues" listelerinin en tepesine yerleşti. Bu, takip eden 60 yıl boyunca John Lee Hooker adıyla bilinecek bir türün, "boogie"nin doğuşuydu aynı zamanda. Onun adı da artık "Boogie Man" olmuştu. Hooker, sadık bir müziyen değildi ve Modern'in yanı sıra birçok plak şirketine de kayıtlar yapıyordu. Bu nedenle, Hooker'ın eksiksiz bir diskografisini kâğıt üzerinde de olsa tamamlamak neredeyse imkânsız. Delta John, Johnny Lee, Johnny Williams, The Boogie Man, Little Pork Chops, Birmingham Sam & His Magic Guitar, John Lee Booker, Texas Slim, John Lee Cooker, Sir John Lee Hooker... Bunlar Hooker'ın 1954'e kadar 70'in üzerinde single'ı çıkarırken kullandığı sahte adlardı. 1955'te o artık blues dünyasında tanınan bir isimdi. Fakat ilk uzun çalarını yapması 1959'u buldu. İlk albümü "The Folk Blues Of John Lee Hooker by Riverside" idi. "No Shoes" 1955'te çalışmaya başladığı Vee-Jay şirketine yeterince kazandırmıştı. Ama asıl hit, '62 tarihli "Boom Boom," oldu. Aynı yıl Avrupa turnesine çıktı. Çok sayıda müzisyen ve grup onun şarkısını çalıyordu. Turne için hazırladığı şarkılar ise "Let's Make It" ve "Shake It Baby" idi.
Olgunluk çağı
Peş peşe gelen albümlerin ardından, 1970'te Canned Heat ile birlikte "Hooker 'n' Heat"i yaptı. Bu daha çok rock ritmlerinin ön planda olduğu bir albümdü.
Gitarist-yapımcı Roy Rogers'ın desteğiyle çok sayıda konuk sanatçının yer aldığı "The Healer" (1989) albümünü yaptı. Dönemin yıldız isimlerinden Carlos Santana, Bonnie Raitt ve Robert Cray, Hooker'la birlikte çalıp söylüyordu. Pek çok eleştirmene göre Hooker'ın en iyi albümü olan Mr. Lucky'de (1991) ise Albert Collins'ten John Hammond'a, Van Morrison'dan Keith Richards'a farklı türlerden farklı isimler vardı.
1993'te ünlü "Boom Boom" şarkısını yeni çıkardığı albüme isim yaptı. 1995'te "Chill Out", 1997'de "Don't Look Back" çıktı. Son beş albümündeki şarkılardan bir seçmeyi ise yine konuk müzisyenlerle The Best of Friends adı altında topladı. Bu albümde Bueno Vista Social Clup projesi ile de tanınan Ry Cooder ile genç gitaristlerden Ben Harper da çaldı. Chill Out ve The Healer'daki iki şarkı Grammy aldı. Hooker, bu şarkıları Santana ile birlikte yazmıştı.
Çok sayıda çocuğu ve torunu olan Hooker'ın ailesi ile ilgili de pek fazla bilgi yok. Sadece kızı Zachia, 1997'de babası ile birlikte sahne almıştı.
Hooker, "Bütün müzikler blues'dan geliyor. Blues her zaman aynı... Asla da ölmeyecek" diyordu. 20. yüzyıl müziği üzerinde belki de en etkili akım olan blues, elbette kolay kolay ölmeyecek. Bir ustasını daha yitirse de. Ancak, hüzünlü şarkıları ile dinleyenlerini mutlu etmeyi bilen Hooker'ın arkasından üzülmek de nafile. Yine Hooker'dan alıntı yapacak olursak; "Müzik ne yapar? Dünyanın dönmesini sağlar. Eğer müzik olmasaydı, bu dünya üzüntülü bir yer olurdu." Belki sırf bu sözlerin hatrına, ustaya elveda demenin tek yolu, kayıtlarına bir kez daha kulak kabartmak olsa gerek...
www.evrensel.net