Panahi

Panahi'den anlamlı iade

İranlı yönetmen Jafar Panahi, Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği' tarafından, kendisine verilen 'İfade Özgürlüğü' ödülünü Amerikan polisinin göçmen bürosunun kötü muamelesinden dolayı iade etti.

Panahi'den anlamlı iade
İran Sineması'nın tanın-mış yönetmenlerinden Cafer Panahi, Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği tarafından "Daire" filmine verilen 'İfade Özgürlüğü' ödülünü, Amerikan polisinden gördüğü kötü muamele yüzünden iade etti.
Kınamaya çağırdı
Jafar Panahi, uluslararası film piyasasının sesi 'Screen International'de yayınlanan mektubunda, Eleştirmenler Birliği ve Amerikan Medyası'nı, Amerikan polisi ve göçmen bürosunun, göçmenlere acımasız uygulamalarını kınamaya çağırdı. New York JFK Havaalanı'nda göçmen bürosu yetkililerince alıkonulan ve kimseyle görüştürülmeyen Penahi, mektubunda, 'Aksi takdirde bu ödülün benim için manası ne olabilir ki? Neyin onurunu taşıyabilirim ben? Bu ödülü size iade ediyorum; özgürlüğü daha çok hak eden başka birini bulabilirsiniz" diye yazdı.
Türkiye'de daha çok, 'Ayna' filmiyle tanınan Jafar Panahi'nin 'Daire' adlı filmi 20. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde de gösterilmiş ve beğeni toplamıştı.
Panahi, Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği'ne gönderdiği mektubunda, başından geçenleri ve ödülü iade edişinin sebeplerini şöyle açıkladı:
'Dikkatleri çekmek'
"Daire adlı filmimle 'İfade Özgürlüğü Ödülü'nü kazanmış biri olarak, dikkatinizi ülkenizde bana yapılanlara çekmek isterim. Filmimi 'muhteşem ve cüretkar' bulan sizlerdiniz ve ben Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği ile Amerikan Medyası'nın, Amerikan polisi ve göçmen bürosunu, bana yaptıkları acımasız hareketlerinden dolayı kınayacağını umuyorum. Aksi takdirde bu ödülün benim için manası ne olabilir ki? Neyin onurunu taşıyabilirim ben? Bu ödülü size iade ediyorum; özgürlüğü daha çok hak eden başka birini bulabilirsiniz diye!
15 Nisan'da Montevideo ve Buenos Aires festivalleri için Hong Kong Film Festivali'nden, New York JFK Havalimanı aktarmalı (ki burada Montevideo uçuşu için iki saat bekleyecektim) 30 saatlik yolculuk için ayrıldım. İsteklerim haricinde, adı geçen festivallerin görevlileri transit geçiş izninin gerekli olup olmadığını önceden kontrol ederek böyle bir gereksinimin olmadığı konusunda beni temin ettiler. Hong Kong'da izin gerekliliğini sorduğumda yine aynı cevabı aldım.
İranlı mısın!
JFK Havalimanı'na iner inmez, Amerikan polisi milliyetimden dolayı beni bir ofise götürdü. Fotoğrafımı çekmek ve parmak izlerimi almak istedi. Karşı çıkarak, festival davetiyelerimi gösterdim. Parmak izlerimi vermediğim takdirde tutuklamakla tehdit ettiler. Bir tercüman ve telefon açmak istedim, kabul etmediler. Daha sonra beni kelepçelediler ve bir polis arabasına koyarak havaalanının başka bir yerine götürdüler. Farklı ülkelerden bir sürü insan vardı.
'Ayaklarımı zincire vurdular
Ayaklarımı zincire vurdular ve benim zincirimi diğerlerine kenetlediler, hepsi çok kirli bir banka kenetlenmişti. O bankın üzerinde 10 saat boyunca oturmaya zorlandım. New York'da birini aramak istediğimi tekrar söyledim, reddettiler. Annesini aramak isteyen Sri Lanka'lı çocuğa da aldırmadılar. Herkes çocuğun ağlamasından etkilenmişti, Meksika'dan, Peru'dan, Doğu Avrupa'dan, Hindistan'dan, Pakistan'dan, Bangladeş'ten insanlar...
'Asla'
Ertesi sabah bir polis gelip fotoğrafımı çekmek zorunda olduklarını söyledi. Ben 'asla' dedim. Ve onlara yanımda bulunan fotoğraflarımı gösterdim. Bir saat sonra parmak izimi almak ve fotoğrafımı çekmek üzere iki adam geldi, ben yine kabul etmedim ve yine telefon görüşmesi yapmak istedim. Sonunda, razı oldular.
Columbia Üniversitesi'nden İranlı film Profesörü Dr. Cemşid Akrami'yi aradım ve olanları anlattım. Beni tanıdığı için, aradıkları adam olamayacağım konusunda onları ikna etmesini istedim. İki saat sonra bir polis geldi ve benim kişisel fotoğrafımı aldı. Beni yine zincirleyip Hong Kong'a giden bir uçağa bindirdiler.
Pencereden New York'u görebiliyordum ve filmim orada iki gündür gösterimdeydi, çok iyi karşılanmıştı, bunu da biliyordum. Ama eğer seyirciler filmin yönetmeninin zincire vurulduğunu bilselerdi, filmimi daha iyi anlarlardı.
İranlı bir yönetmen<
Aşağıda Özgürlük Anıtı'nı gördüm ve bilinçsizce gülümsedim. Perdeyi çekmek istedim, bileklerimde kelepçe izleri vardı. Uçaktaki yolcuların bana bakmasına katlanamıyor ve bağırmak istiyordum: 'Ben hırsız değilim! Ben katil değilim! Ben kaçakçı değilim! Ben sadece bir İranlıyım, İranlı bir film yönetmeni...''
www.evrensel.net