Takastan sonrası tufan!

Derviş'in takas operasyonu yeni bir finansal krizin dinamiklerini yoğunlaştırdı. Düne kadar doların yükselmesine karşı olan bankalar, takastan sonra doların artması yönünde baskı uygulamaya başladılar.

Takastan sonrası tufan!
Haber Analiz / Bahadır Özgür
Kemal Derviş'in borç yükünü azaltmanın ve reel faizlerin oranı ile doların yükselişini durdurmanın formülü olarak yaptığı "takas operasyonu"nun perde arkası gün ışığına çıkmaya başladı. Derviş takas ihalesinin ardından, "İşlem başarılı oldu. İç borçların vadesi 5.5 aydan 37 aya çıktı" açıklamasını yaptı. Ancak takasla hedeflenenlerin hiç birisi gerçekleşmedi. Ne faizler düştü ne de dolar kurunun yükselişi durdurulabildi. Üstelik Hazine, daha büyük bir faiz oranıyla borçlanmak zorunda kaldı.
Takasın ardından Hazine borçlanmasında faizler iki puan yükselerek yüzde 79.69'a çıkarken, dolar kuru da dün serbest piyasada 1 milyon 300 bin liraya tırmandı. Eldeki bu verilere rağmen Derviş hâlâ başarılı olduğunu savunabiliyor. Bu nasıl oluyor? Cevabı basit. Takas operasyonu ile hedeflenen ne faizi düşürmek ne de doların yükselişini durdurmaktı. Amaç finans kesiminin istikrarsız yapısının getirdiği sorunları devletin erken müdahalesiyle çözerek; Kasım 2000 ve Şubat 2001'de yaşanan finansal krizlerin tekrarlanmasını önlemekti.
Yeni kriz sadece ertelendi
Dersini iyi çalışan Derviş, bankaların ihtiyacı olan dövizi ve bu döviz hareketliliğinin yaratacağı kârlı ortamı takasla sağlamış oldu. Bunun yanında Hazine'nin artık ödeyemez duruma geldiği iç borçların vadesini de daha yüksek bir faiz oranına katlanmak suretiyle uzattı. Böylece son haftalarda spekülasyonu artan Temmuz 2001 krizini de bir süreliğine erteledi. Ama sadece erteleyebildi. Çünkü önceki günkü ve dünkü gelişmeler, yeni bir finansal kırılmanın yaşanacağının izlerini sunuyor. Bunu görebilmek için daha önceki krizlerin de merkez üssünü oluşturan bankaların durumuna bakmak gerekiyor.
Temmuz ayında 1.8 milyar dolar dış borç ödemesi bulunan bankalara takas yeterli gelmedi. Önceki gün açık pozisyonlarını giderebilmek amacıyla bankalar dövize hücum ettiler. Dövizin yükselmeye başlaması karşısında Merkez Bankası piyasaya döviz sürmek zorunda kaldı. Sonuçta Merkez Bankası kasasından 501 milyon dolarlık döviz çıkışı yaşandı. Bankalara bunun da yeterli gelmemesi, Merkez Bankası'nın üçüncü bir ihale daha düzenlemesine yol açtı. Ancak yurtdışından döviz alıp yurtiçinde yüksek faizlerle satmak, Hazine'ye borç olarak vermek bankaların tek kâr kaynağı olduğundan bu sarmalın durulmasını beklemek hayal olur.
Kurtarıcı hep Hazine
Burada şunun altı özellikle çizilmeli: Dolar cinsinden borçlanmanın avantajlı olduğu dönemlerde bankalar ülke dışından süratle borçlanıp açık pozisyon yoluyla gelir sağlıyorlar. Bugün bankacılık sisteminin dış borçları, Uluslararası Ödemeler Bankası'nın verilerine göre, 44 milyar doları aşmış durumda. Ayrıca açık döviz pozisyonları da 18 milyar dolar civarında. Doların değerinin artması ile birlikte zaten yapısal olarak zayıf olan bankalara büyük yükler getiriyor. Yani açık pozisyon kumarı ile yıllardır kâr elde eden bankalar, bunun bedelini ödemek zorunda kaldıklarında devletin yakasına yapışıyorlar.
İşte takas operasyonu, Derviş'in bankaların bu durumuna ilişkin uyguladığı tedavi olarak karşımıza çıktı. Ama olan yine Hazine'ye oldu. Yıllardır bankaların devlete verdikleri iç borçların bir kısmı dolara çevrilerek kur riski Hazine'ce üstlenildi.
Konsensus bozuldu
Şimdi, Derviş'in takas operasyonunun yükünün nasıl ve kime çıkacağı en büyük sorun. Çünkü TÜSİAD, TOBB ve İSO gibi patron örgütleri günlerdir hükümete, "Finans kesimini rahatlattınız. Şimdi sıra bizde" diyerek baskı yapıyorlar. Derviş de bu kesime kaynak aktaracaklarını açıkladı ve hemen ardından vergi indirimi gündeme geldi. Kaldı ki; "reel sektörüz" diye ortaya çıkanların faaliyet dışı kârlarının yarısından fazlasının finansal işlemlerden geldiği gözününe alınırsa; feryadın üretim yapmak niyetinden çok her ne şekilde olursa olsun daha fazla kâr elde etmek olduğu görülür. Nitekim gerek bankalar gerekse patron örgütleri hükümeti köşeye sıkıştırarak istediklerini alma tavrını defalarca sergilediler.
Gelişmeler son krizden sonra Derviş programı etrafından kurulan konsensusun da dağıldığının işaretleri. Özellikle de faiz ve döviz kuru üzerinde sağlanmış olan "Anti-devalüasyon koalisyonu" bankaların daha çok döviz isteği ve Merkez Bankası'nın da bunu yerine getirmesiyle bozuldu. Çünkü bankalar daha bir hafta öncesine kadar açık pozisyonları nedeniyle dövizin yükselmesini istemiyorlardı. Bugün ise dövizin yükselmesi, yani fiili devalüasyon işlerine geliyor. Ve temmuz ayında yabancı bankaların borçlarını istemeleri yüzünden devalüsayon için her yolu deneyecekleri malum. Derviş ise bu baskı karşısında Hazine ve Merkez Bankası'nın kaynaklarını seferber etmek zorunda. Aksi taktirde yeni bir finansal krizin kısa vadede gündeme gelmesi kaçınılmaz olacak.
Fatura ne olacak?
Bu sorunun cevabı şimdiden ortaya çıkmaya başladı bile;
  • Bugüne kadar döviz açığı olan bankalar için dolar fiyatının yükselmesi tehlikeliydi. Bundan sonra dolar yükseldikçe bankalar kâr edecek. Bu da büyük bir devalüasyon baskısı demektir.
  • Dolar fiyatı yükseldikçe Hazine'nin yükü artacak. Sıcak para politikası uygulandığı dönemlerde Türk Lirası'nın reel olarak değer kazanmasından kâr eden bankalar bu kez de doların yükselmesini körükleyerek ceplerini dolduracak. Türk Lirası'nın değer kaybı ise son krizde yüzde 40'ın üzerinde fakirleşen emekçi kesimlerin daha da kayba uğraması anlamına geliyor.
  • Bankaların kaynakları uzun vadeli bağlandığı için kredi kaynakları azaldığından kredi faizleri düşmeyecek, aksine artacak. Böylece reel sektörün orta ve alt kesimleri, yani banka kredilerine bağımlı kesimi daha da zor duruma düşecek. Banka sahibi olmayan bu kesim hem kredi bulmakta zorlanacaklar hem de yüksek faizle kredi almak zorunda kalacaklar.
  • Yabancı bankaların baskısı ve spekülasyonları artacak. Verdikleri döviz borçları için yerli bankaları sıkıştıran yabancı bankalar, hükümetin politikaları üzerindeki etkisini güçlendirecek. Kısacası yerli ve yabancı finansal saldırılar ile alt üst olan Türkiye ekonomisi henüz bu krizi atlatadaman yeni krizlerin dinamiklerini biriktirmeye başlıyor. Kısaca Hava-İş'in takasa tepki gösterdiği açıklamasında özetlediği gibi; "Takastan sonrası tufan!" src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön
    www.evrensel.net