Irgatların derde yolculuğu

Çukurova, yıllardır Doğu illerinden mevsimlik işçi göçü alıyor. Tarım arazilerinde çalışan ırgatlar, her geçen gün zorlaşan yaşam koşulları karşısında sefalete mahkum ediliyorlar.

Irgatların derde yolculuğu
Sinan Araman
Çukurova, yıllarca ekmek kapısı, umut kapısı oldu ırgatlar için... Urfa'dan, Mardin'den, Maraş'tan, Diyarbakır'dan... Doğup büyüdükleri topraklarda ekmek bulamayan binlerce insan, bu yıl da Çukurova'nın kapısını araladı. Çoluk çocuk, yorgan döşek yollara düşen yoksulların mekanı, yanlarına aldıkları kap kacaklarıyla tarla kenarları artık.
Krizin, tarımdaki etkilerinden en fazla nasibini alan ırgatlar, giderek zorlaşan yaşam koşulları karşısında iyice çıkmaza düştüler. Geçen yılki gündeliklerle çalıştırılmak isteniyorlar; gündeliklerini zamanında alamıyorlar. Sabahın köründe işe başlayıp Çukurova'nın yakıcı sıcağında akşam geç saatlere kadar kazma, kürek, sulama gibi işlerde çalışan ırgatlar, bu yoğun çalışma temposuna rağmen yeterli beslenme koşullarından da mahrum. Kimi çadır, kimi sedir ve kimi kamıştan yapılmış barakalarda kalan ırgatlar, karasinek,sivrisinek, böcek gibi akla gelecek gelmeyecek her türlü haşerata da katlanmak zorunda.
Karın tokluğuna...
Urfa'nın Viranşehir ilçesinden bir ırgat grubunu, Çukurova'nın Karayusuflu köyü civarlarındaki bir tarlanın kenarında kurdukları barınaklarda iş beklerken ziyaret ettik.
Mart ayından beri Adana'da olduklarını belirten Urfalı ırgatlar, bu yıl her yılkinden daha az iş olduğundan dolayı üç gün çalışıp beş gün oturmak zorunda kaldıklarını söyleyerek başladılar söze...
Nakit para alamadıkları için ihtiyacı olan erzağı işverenden almak zorunda kaldıklarını, bunun da kendilerine pahalıya mal olduğunu ifade eden ırgatlar, "Aldığımız erzak çarşı merkezinde iki milyonsa çalıştığımız çiftiçi bize dört milyona verip, gündeliklerimizden kesiyor. Biz de nakitimiz olmadığı için almak durumunda kalıyoruz. Bir de bundan dolayı kazık yiyoruz. Karın tokluğuna çalışıyoruz yani" şeklinde dert yanıyorlar.
Köylünün mahsülünü sattıktan sonra kendilerine para ödediğini, üç yevmiye çalışıp bir tüpü bile zor değiştirdiklerini anlatan Selim Akmaray, "Size ne anlatalım, durumumuz çok kötü. Çamurda, yağmurda yaşamaya çalışıyoruz. Çiftçi de haklı, onun da eline bir şey geçmiyor. Mazotun litresi olmuş 750 bin lira, gübre öyle, ilaç öyle. Hergün zam üstüne zam. Çiftçi de gariban" diyor.
'Derviş'ten memnun değiliz'
"Herşeye zam var da işçilere neden zam yok?" diye soran Akmaray, ekliyor; "Her şey dolara endeksli. Biz iki kuruşa talim ederken Derviş efendi trilyonlarla oynuyor. Biz kesinlikle Derviş'ten memnun değiliz. Bu fakir fukaranın durumu ne olacak, bilmiyoruz. Ülkeyi bu hale getirenler, dolar marklarla Avrupa'ya gidip gelenlerin çocukları gelipte birgün bizimle çalışsınlar da görsünler halimizi".
En azından 10 milyon...
"On gündür elimizde para olmadığı için çay bile içemiyoruz. Suyu bazen tanker getiriyor. Bazen de kadınlar bidonlarla köye inip getiririyorlar. Doğru düzgün duş bile alamıyoruz. Sineklerin içinde sürünüyoruz. Ne yapalım başka? Başımızdakiler düşünsün. Yevmiyeler 5 milyon 350 bin lira. Sabah saat beşte kalkıp akşam yedi sekize kadar çalışıyoruz. Dokuz on saat güneşin altında beş milyon para..." diyen Selim Akmaray, gündeliklerinin en azından 10 milyon olmasını istiyor.
'İş olsa, gelmezdik'
Akmaray'ın konuşmalarını onaylayarak, yaşadıkları hayattan hiç memnun olmadıklarını dillendiren diğer ırgatlar da, "Anlatmaya gerek yok. Herşey meydanda. Memlekette de kendi evimiz yok. Yıllık 700-800 milyon kiraya vereceğiz, nasıl bulacağız bu parayı?" diye söze giriyorlar. Fabriklara, okullara, sağlık ocaklarına yatırım yapılmasını ve kalkınmanın da ancak bu şekilde mümkün olabileceğini düşünen ırgatlar, "Urfa'da fabrika olsa, imkan olsa bizde böyle sürünmezdik" diyorlar.
Göç yolları, dert yolları...
Ekmek kavgası için katlandıkları bu göç yolları, her yıl daha fazla dert yolu oluyor ırgatlar için. emekçiler için. Okulun adını dahi bilmeyen çocuklarsa dert yollarını, oyun alanına çevirdikleri bu seyahatlerde mutlu. Yeni mekanlar, yollar, kasabalar, tarlalar...
Elbette, ellerine kazma kürek tutuşturulacağı güne dek...
www.evrensel.net