Öğretmenler kendilerine ayna tutuyor...

Eğitim-Sen'li bir grup öğretmenin kolektif çalışması olan "Doğmamış Çocuktan Mektup" adlı oyun, toplumsal yozlaşma sürecine paralel olarak öğretmen bir çiftin, ideallerinin çözülüşünü anlatıyor.

Öğretmenler kendilerine ayna tutuyor...
Koray Karaermiş
Çeşitli branşlardan ve değişik yerlerden gelen yaklaşık 25 öğretmen, bir masanın etrafında oturup öğretmenlik anılarını anlattı. Bunların hepsi not alındı. Kafalarındaki şey toplumsal yozlaşma sürecine paralel olarak bir öğretmen çiftin idealizminin çözülüşünü sahneye taşımaktı. Ve uzun uğraşlardan sonra metni ortaya çıkardılar. Oyunun adı "Doğmamış Çocuktan Mektup" olacaktı.
16 kişilik bir öğretmenler kumpanyasının görev aldığı deneme gösterisi, bu akşam saat 19.00'da Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Tiyatro Salonu'nda sahne alacak. Kadronun çok önemli bir bölümünün ilk defa sahneye çıktığı ve bir çalışanlar tiyatrosu olduğu göz önüne alınırsa, seyircinin sıkılmayacağı bir oyun olacağı düşünülebilir.
Kumpanyadaki öğretmenler yaptıkları tiyatro çalışmasının sadece Eğitim-Sen üyesi öğretmenlere değil, daha geniş bir öğretmen kitlesine açık olduğunu söylüyorlar.
İdeallerin çöküşü
Oyun üç ana aşamadan oluşuyor. İlk bölümde kahramanlarımız Kürt illerinde öğretmen olarak çalışmaya başlarlar. Aydınlanmacı öğretmen algılamasıyla gittikleri bölgede duvara çarparlar. Ve ilk kaçış burada gerçekleşir; "Buranın sorunu başkadır, biz burada yapamayız" diyerek büyükşehire gelirler. Büyükşehirdeki bir devlet lisesinde ideallerini gerçekleştireceklerini düşünen öğretmenlerin başına gelen, birçok öğretmenin de yaşadığı bir süreçtir. Evlenmişlerdir, çekirdek aile kurulmuştur ve çocuk projeleri vardır. Hayat sıkıştırmaktadır onları. Ve özel ders vermeye başlarlar. Üçüncü sahnede adam artık bir dershane sahibi olmuştur. Kadında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nde hayır faaliyetleri yürüten bir öğretmene dönüşmüştür.
Oyunculardan Mutlu Öztürk; oyunu "Onbinlerce öğretmenin başına gelen bir hikâyeyi eksen alıp, o küçük alanda attığımız adımların nasıl bir toplumsal arka planla kuşatılmış olduğunu ima eden ve buna karşı örgütlü bir direniş aslında amaçlanan. Anlattığımız aslında doğrudan doğruya kendimiz. Kendimize bir ayna tutuyoruz" sözleriyle özetliyor.
'Öğretmeni anlatan yok'
Oyunu İATP (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu)'nin bir süre önce düzenlediği şenlikte oynadıklarında böyle bir alana dönük ciddi bir talep olduğunu fark etmişler: "Ciddi ilgi çekti ve tartışıldı oyun. Çünkü ülkemizde öğretmen hayatı üzerine metinlere baktığımızda 12 Eylül'e kadar ciddi çalışmalar var. Oysa son 20 yılda çok farklı bir öğretmen profili (özellikle özel okullarda çalışan ve özel ders verme olanağına sahip) çıktı. Ve bu öğretmen profilini ele alan ona dönük eleştirel metinler neredeyse hiç yok. Güneydoğu'ya bir sürgün anlayışıyla giden, kendisinin emekçi olduğunun farkında olmayan, muhalif bile olsa bu kimliğini saklayan, beynini satmak anlamında işgücü pazarına çıkmış öğretmenlerin psikolojisini anlatıyor oyun".
Esas hedefledikleri bunu sendika kitlesine seyrettirmek, mümkünse Eğitim-Sen içinden daha fazla emekçinin tiyatro faaliyetine katılmasını sağlamak. "Bizlere de bu sanat işlerini öğretenler, ortaokul ve lisedeki öğretmenlerimizdi. Öğretmen hareketinin bu alandaki yükümlülüğünü yeniden hatırlaması gerektiğini düşünüyoruz."
Kendileriyle hesaplaşma
Oyun, günümüz öğretmeninin kendi iç dünyasına, kafasında yaşadığı çelişkilere, kendiyle ve çevresiyle hesaplaşmasına ayna tutuyor aslında. Ve bunu beylik repliklerle değil, günlük hayatın içinden çıkmış doğal bir anlatımla veriyor. Mutlu Öztürk de aynı düşüncede: "Yani bugüne kadar hep teorik düzeyde solcu, teorik düzeyde sendikalı olduk, ama bunu bir türlü gündelik hayata taşıyamadık. Teorik düzeyde idealist öğretmenler olduk, ama gerçekle buluştuğumuzda onlardan hızla kurtulmaya başladık. Aynı bir balonun düşüşü gibi, fazla yükler atıldı, atıldı ama düşüşten kurtulamadık."
www.evrensel.net