Mayın tehlikesi bitmedi

Mayın tehlikesi bitmedi

Köye dönüş projesi kapsamında 'Mutlaka temizlenecek' denilen mayınlar can almaya devam ediyor.

Mayın tehlikesi bitmedi
Silopi'de 3 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan mayın patlamasıyla ilgili şüpheler tartışma yarattı. İHD Diyarbakır Şubesi yaptığı açıklamada patlamayla ilgili ciddi kuşkuların olduğunu ve Botaş Karakolu'nun patlamadaki "objektif ve subjektif" sorumluluğunun araştırılmasını istedi.
Önceki gün Silopi Merkez Derebaş köyündeki bağ ve bahçelerin temizlenmesi için çalışmaya giden köylülerin bindiği kamyonet köye 5 kilometre kala mayına basmış ve büyük bir gürültüyle parçalanmıştı. Kamyonetin parçalanması sonucu Remzi Eren (26-Kamyonet şoförü), Fettah Çiğdem (22) ve Bedirhan Aydınlık (25) olay yerinde hayatlarını kaybetmiş, Cihan Aydınlık, Şahin Aydınlık, Metin Çiğdem ve Celal Aydınlık ise ağır şekilde yaralanmışlardı.
Patlamadan hemen sonra İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Osman Baydemir ile Bölge Temsilcisi M. Hanifi Işık, yaralıların bulunduğu Dicle Üniversitesi Araştırma Hastanesi'ne giderek, yaralılarla görüştüler. Yaralılardan Cihan Aydınlık (15), Şahin Aydınlık (17) ve yakınları Muhittin Aydınlık ile yaptıkları görüşmeden alınan bilgiler, İHD Diyarbakır Şubesi'nce kamuoyuna yazılı olarak açıklandı.
Mayınlar şüphe yarattı
İHD Diyarbakır Şubesi'nin yaptığı açıklamada yer alan bilgiler son günlerde "köye dönüş projesi" ile yakından ilgili. Çünkü, Derebaş köyü 1992-1993 yılında "güvenlik gerekçesiyle" boşaltılmış, köy sakinleri de, Şırnak Valiliği ve Silopi Kaymakamlığı'na köylerine geri dönme isteklerini yazılı olarak bildirmişlerdi. Köy sakinlerine, bağ ve bahçelerini temizlemek amacıyla Botaş Karakolu'ndan izin alarak ve kimlik bırakarak gidişlerine izin verilmesi sırasında patlayan mayın şimdi birçok soru işareti uyandırdı.
Bir süredir gündemde olan "köylere geri dönüş" projesiyle ilgili siyasi partiler ve kitle örgütleri yetkililere uyarılarda bulunmuşlar ve geri dönülecek köylerin mayınlardan temizlenip temizlenmediğini ısrarla sormuşlardı. Fazilet Partisi Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da, Başbakan Bülent Ecevit tarafından yanıtlanması istemiyle köylere dönüş projesiyle ilgili bir soru önergesi vermişti. Bekaroğlu, soru önergesinde "Geri dönüş öncesi boşaltılan tüm köyler ve bunların çevreleri mayınlardan temizlenmiş midir? Temizlenmemiş ise mayınların temizlenmesi konusunda bir plan ve proje yapılmış mıdır?" soruları yer alıyordu.
Karakol nasıl izin verdi?
Köylerine dönmek isteyenlerin Botaş Karakolu'na başvurarak ve kimlik bırakarak gitmelerine izin verilmesine rağmen köye 5 kilometre kala kamyonetin mayına basması köylerin halen mayınlardan temizlenmediğini gösterirken, Botaş Karakolu'nun mayınlı yere nasıl gidiş izin verdiği şüphe yarattı. Ayrıca, patlamadan önce aynı yerden 2 kamyonetin nasıl geçtiği de merak konusu.
Yaralı yakını Muhittin Aydınlık ise köy yolunun son 2-3 ay içerisinde sürekli kullanıldığını ve olaydan bir gün önce kendi aracıyla bu yoldan geçtiğini belirtti.
İHD Diyarbakır Şubesi de mayın patlamasıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şu noktalara dikkat çekti:
  • Olayın kamu sorumluluğu bulunmaktadır. Çok yönlü araştırma ile birlikte başvurulan ve kimlik bırakılan Botaş Karakolu'nun objektif ve subjektif sorumluluğu üzerinde ayrıca araştırma yapılmalıdır.
  • Mayın patlamasından ancak iki saat sonra güvenlik güçleri olay mahaline gitmişlerdir. Olay mahali, Silopi ilçesine en fazla 10 km uzaklıktadır. Yani araçla 15 dakikalık bir mesafedir. Yaralılara ilk müdahale Cizre Devlet Hastanesi'nde saat 11.00'de yapılmıştır. Bu durum, erken müdahalenin yaşam kurtarabileceği inancını doğurmaktadır.
  • Yaralılardan Şahin Aydınlık'ın durumu ciddiyetini halen koruyorken, diğer taraftan Valilik ve Kaymakamlık tedavi giderleri konusunda ilgisiz kalmakta ve aileler kendi kıt kaynaklarıyla bunu karşılamaya çalışmaktadırlar.
  • OHAL'in devam edip etmeyeceğine dair karar verilmesi öncesi geçmişte de buna benzer olaylar yaşanmış; bu sefer de yine OHAL'in uzatılması ile ilgili kararın verilmesine 1 ay kala böyle bir vehametin yaşanması, dikkat çekicidir. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Bir özelleştirme rezaleti: DUSAŞ
    Sağlıkta özelleştirme uygulamalarının geldiği boyut ve sonuçları, son olarak İzmir DUSAŞ Özel Tıp Merkezi belgelerine, İzmir DGM tarafından elkonulması ve gözaltına alınan 16 kişiden 7'sinin tutuklanmasıyla bir kez daha gözler önüne serildi.
    Basında "Beyaz Önlük Operasyonu" olarak adlandırılan DUSAŞ Özel Tıp Merkezi'nde ortaya çıkarılan yolsuzluk olayı, SSK'nın bazı sağlık hizmetlerini anlaşmayla özel sağlık merkezlerine yönlendirmesi ile ortaya çıkan yolsuzluk ve bir dizi diğer kirli ilişkinin ilki de değil.
    Daha önce Ankara Özel Has Polikliniği'nde bir benzeri yaşanan ve SSK'nın poliklinikle anlaşmasını iptal etmesiyle sonuçlanan bu uygulama, DUSAŞ örneğinde basına yansıtıldığı biçimiyle, şirket sahiplerinin aynı binada hizmet veren bazı gözlükçülerle girdiği yolsuzluk ve sahtecilik temelindeki kirli ilişkilerin çok ötesinde, yıllardır SSK'da uygulanan politikaların ve sağlıkta özelleştirme batağının ulaştığı boyutları göstermesi açısından da önemli.
    Kaynak kime yok?
    DUSAŞ gibi sadece ayakta tedavi hizmeti veren bir özel sağlık merkezine İzmir Tabip Odası'nın belirlemelerine göre aylık 800-1 milyar TL. arasında bir para akışı sağlanırken, "Kaynak yok" gerekçesiyle bir türlü hizmete sokulmayan ve 400-500 yataklı olması planlanan SSK Buca Hastanesi'nin en az üç kez hizmete açılabileceği belirtiliyor. SSK Buca Hastanesi'nin hizmete girmesi için gerekli olan 5-6 trilyon lira, 2000 yılı rakamlarına göre SSK'nın İzmir'de dışardan aldığı sağlık hizmetleri için ödenen 18.4 trilyon liranın 1/3'ü kadar! Türkiye nüfusunun %50'sine, bünyesindeki 7000 hekimle hizmet vermeye çalışan SSK hakkında, hekim, araç-gereç ve özellikle yardımcı sağlık personelindeki açıklarına hiçbir olumlu çözüm getirmeyen siyasi iktidarların bilinçli politikaları nedeniyle kamuoyunun gözünde hiçte hak etmediği bir aleyhte önyargı oluştu. Yine "Serbest piyasacı-Yeni Dünya Düzencisi" siyasi iktidarlar tarafından SSK'nın bu sorunları, gerek kurumun altyapısının iyileştirilmesi, gerekse insan gücü bakımından geliştirilmesi yerine, önce yataklı tedavi hizmetleri, daha sonra da ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin özel sağlık sektörlerinden satın alınması ile sorunların üzerine daha beter bir sorun da eklenerek "çözüme kavuşturuldu". Çünkü SSK'nın kendi ürettiği sağlık hizmetine oranla, satın alınan yataklı tedavi hizmetlerinin 4 misli, ayakta tanı ve tedavi hizmetlerinin 3 misli daha pahalı olduğu İzmir Tabip Odası tarafından yapılan çeşitli incelemelerde ortaya çıkarken, bu politikaların SSK'nın kaynaklarının tüketilmesine ve sağlık harcamalarının artmasına yol açacağı, SSK yönetimine ve kamuoyuna duyurulmasına rağmen uygulama aynen devam ettirilmiştir. Bununla da kalınmamış, gerek SSK üst yönetimi, gerekse SSK'nın İzmir yönetimi sağlık hizmetlerinin özel sağlık sektörlerinden satın alınmasını özendirmek için her türlü gayreti de gösterdiler.
    DUSAŞ her yönüyle kollandı
    DUSAŞ örneğini mercek altına alırsak;
    1- DUSAŞ ile yapılan ilk sözleşme 1 yıllık iken, hekimlerin ve hastane yönetimlerinin sürekli yakınmalarına, bunları yazılı ve sözlü olarak iletmelerine rağmen sözleşme, SSK tarihinde hiç rastlanmadık biçimde ilk bir yılın sonunda 3 yıllık uzatılmıştır.
    2- DUSAŞ sözleşmesinde, faturaların 30 gün içinde ödenmesi, aksi halde güncel oranlar üzerinden faiz cezası ödeneceği maddesi konmuştur. Aynı SSK üniversite hastanelerine "para yok" gerekçesiyle aylarca ödeme yapmamış, bunun sonucu olarak üniversite klinikleri SSK hastası kabul etmemektedir.
    3- Kamu hastanelerinin faturalarının incelenmesi için her branştan uzmanların oluşturduğu fatura kontrol komisyonları mevcutken, DUSAŞ faturaları bu komisyonun incelemelerinden ayrı tutulmuştur.
    4- SSK dispanserleri ile hastaneler arasındaki sevk zinciri DUSAŞ örneğinde bozulmuş, SSK İzmir yönetiminin özendirmesi sonucu, birinci basamak sağlık hizmetleri atlanarak İzmir'in her yerinden bu özel sağlık merkezine başvurular yapılabilmiştir. Basndaki adıyla "Beyaz Önlük Operasyonu" altı kişinin tutuklanması ve SSK ile DUSAŞ arasındaki sözleşmenin iptali ile şimdilik durulmuş görünse de, SSK yönetimleri ve siyasi otoritelerin politikaları bu türden olaylarının ilerde de yaşanmasını neredeyse kaçınılmaz hale getiren yanlışları bünyesinde barındırmaktadır. Özelleştirilen bireysel sigortacılık hizmetleri bu nokta da örnek olarak verilebilir.
    Çözüm: Sağlıkta özelleştirmeler durdurulsun
    SSK'da yaşanan tüm bu sorunlar ve DUSAŞ'ta ortaya çıkanlarla ilgili dün İzmir Tabip Odası'nda, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mete Güzelant tarafından yapılan basın açıklamasında çözüm önerileri olarak, SSK'nın insan gücü ve altyapı olarak eksikliklerinin giderilmesi, sağlıkta özelleştirme politikalarına son verilmesi, SSK'nın personel açığının kapatılarak, çalışanların ekonomik ve özlük haklarının geliştirilmesi önerilmiş, birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yatırımların tasarruf genelgesi vs gerekçelerle engellenmesinden vazgeçilmesi istendi.
    www.evrensel.net