FP davasında 'sonuç' alındı

Kapatma olsa da olmasa da bölünmelerin yaşanacağı bir noktaya gelindi. Tayyip Erdoğan'ın parti hazırlıklarına başlamasına tepki olarak, Erbakan da çalışmalarını hızlandırdı.

FP davasında 'sonuç' alındı
ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik konseptinin "irtica karşıtlığı" olarak değişmesinin ardından, Türkiye de konsept değişikliğine gitti. Özellikle Susurluk kazasının ardından halkın devlete olan tepkisini yedeklemek için 28 Şubat müdahalesi gerçekleştirildi. İslamcı özellikleri ve adil düzen söylemiyle öne çıkan Refah Partisi (RP), hedefe konularak, "irticai güçlerin odağı" haline geldiği gerekçesiyle kapatıldı. Böylece ABD'nin ve Türkiye'nin çizdiği sınırlar dışına taşan, "radikal" İslamcılık yapan bir iktidar partisi kapatılmış oldu.
18 Aralık 1997'de kurulan Fazilet Partisi (FP) ise 28 Şubat müdahalesi nedeniyle daha ılımlı bir İslamcı çizgi benimsedi. Siyasal motifleri daha geri plana itti. Yerli ve yabancı sermaye ile daha sıkı ilişkiler kurmaya çalıştı, Avrupa Birliği'ne yeşil ışık yaktı.
FP'nin ılımlı Anayasası
FP, RP'nin devamı olmadığını kanıtlamak için sürekli bu yönde açıklamalar yaptı. 18 Aralık 1998'de FP'nin siyasi topoğrafyası olarak nitelendirilen anayasası da, 28 Şubat müdahalesinin izlerini taşıyordu. 87 sayfalık kitapçıkta RP'nin söylemleri olan "milli görüş" ve "adil düzen" bir kenara bırakıldı. FP anayasal çizgide ve en merkezdeki parti olarak tanımlandı. Serbest piyasa ekonomisini savunduklarını, özelleştirmeyi ve devletin ekonomiden el çekmesini demokratikleşmenin bir gereği olarak gördüklerini açıkladılar. Dünya Bankası ve IMF ile sağlıklı ilişkiler kurulacağını belirterek ABD, BM, Gümrük Birliği ve Euro'ya uyum sağlanacağı belirtildi. Böylece FP, RP dönemindeki "batı karşıtı" imajını da silmeye çalıştı. FP'nin anayasasında "FP her türlü laiklik karşıtı uygulamanın da dışındadır" denilerek 28 Şubatçılara mesaj gönderildi.
FP, 15 Eylül 1998'de, TÜSİAD'ı ziyaret ederek "ne kadar değiştikleri"ni anlattı. Faiz sistemine ve borsaya karşı olmadıklarını ısrarla vurguladı, RP'nin temkinli yaklaştığı AB üyeliğini de desteklediklerini belirterek, patronlara şirin görünmeye çalıştı.
Genelkurmay'a sıcak mesajlar
28 Şubat müdahalesinin ardından iktidardan olan ve partileri kapatılan FP'liler, askerlerle arayı sıkı tutmak için de büyük çaba sarf ettiler. Genel Başkan Recai Kutan, 7 Aralık'ta "Askerler partimizin üslubunu beğeniyor" açıklaması yaparak ordu ile problemlerinin olmadığı görüntüsü vermeye çalıştı. Ancak Genelkurmay "Hâlâ kara listemizdesiniz" dercesine "Türk Silahlı Kuvvetleri bütün partilere eşit mesafededir" şeklinde bir tepki gösterdi. FP Merkezi, il ve ilçe teşkilatlarına da "askeri yetkililerle sıcak diyaloglar kurun" şeklinde talimat gönderdi.
RP'nin kapatılmasının ardından tüm milletvekilleri gruplar halinde FP'ye geçti. Bu durum Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın "laikliğe aykırı söz ve faaliyetlerde bulunan isimlerin FP'de yer aldığı" gerekçesiyle harekete geçmesine neden oldu. Savaş, 15 kişilik bir isim listesi hazırlayarak bu isimlerin partiden ihraç edilmesini istedi. Aksi halde parti hakkında kapatma davası açacağı uyarısında bulundu. Ama bunlar gerçekleşmedi.
FP'ye hem yargı, hem asker kanadından baskılar sürerken, hükümet kanadından da baskılar yapıldı. Mesut Yılmaz'ın başbakanlığı döneminde FP'li belediye başkanlarının bazıları "irticai faaliyetleri" nedeniyle gözaltına alındı ve 300 belediye başkanı hakkında soruşturma açıldı. Şubat 1999'da dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in bilinen içerikle açıklaması da seçimler öncesinde FP'nin "burnunu sürtmeye" dönük uygulamalar oldu.
FP, tüm bunlardan dersler çıkarttığını göstermek için Nisan '99 seçimleri öncesinde yabancı ve yerli sermayenin isteklerinden çıkmayacağına dair işaretler vermeyi sürdürdü.
Seçimlerden sonra özelleştirmenin Anayasa'ya girmesinde öncü olacaklarını ilan etti.
Merve Kavakçı krizi
Nisan 1999 seçimlerinde FP'den İstanbul milletvekili seçilen Merve Kavakçı'nın yukardan gelen baskılara ve Meclis İçtüzüğü'ne aykırı bir biçimde Meclis'teki yemin törenine türbanla gelmesi skandal yarattı. Kavakçı, DSP'lilerin yoğun protestosu ile karşılaşınca yemin etmeden Meclis'ten çıkmak zorunda kaldı. Erbakan'ın talimatı Kavakçı'nın Meclis'e gitmesi ile başgösteren kriz
FP'yi zora soktu. Kavakçı olayı sonrasında FP'den üç milletvekili istifa etti. Parti içinde Erbakan'a olan tepkiler arttı. Vural Savaş da bu olayın ardından FP hakkında RP'nin devamı olduğu gerekçesiyle 7 Mayıs 1999'da kapatma davası açtı. Gerekçe, FP'nin RP gibi laik cumhuriyete aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi iddiası idi.
3 yıl süren dava süreci boyunca kapatma davası FP'nin tepesinde Demokles'in kılıcı gibi sallandı ve FP'nin egemenlerce beğenilmeyen her sözü ve eylemine karşı sopa olarak gösterildi. FP'nin "yumuşatılması"nda en önemli araçlardan biri oldu.
RP kapatıldıktan sonra siyaset yasağı getirilen Erbakan yerine Kutan'ın "emanetçi" başkan olarak getirilmesi, ama Erbakan'ın partiyi geri plandan yürütmeye devam etmesi parti içinde huzursuzluklara neden oluyordu. Erbakan'ın parti üzerinde süren etkisi, partiye kapatma davası açılması, ordu tarafından "ılımlı" İslam'a sıcak bakılacağı mesajları, Kavakçı krizi gibi etkenler parti içinde bölünmelere yol açtı.
ABD Dışişleri'nin rolü
Bu bölünme bizzat ABD tarafından da kışkırtıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı'na görüş bildiren think thank kuruluşlarından biri, FP'nin yenilikçilerini partinin kurulduğu ilk günlerde ABD'ye çağırdı. Bunun üzerine Bülent Arınç, Bedri İncetahtacı, Mukadder Başeğmez ABD'ye giderek orada yeni çizgilerinden bahsettiler.
Partideki bölünme Erbakancıların "gelenekçiler", partinin daha ılımlı bir çizgide merkez sağda yer almasını isteyen ve Erbakan vesayetine karşı çıkanların "yenilikçiler" olarak adlandırılması ile netleşti. Bülent Arınç önderliğindeki yenilikçiler, parti içinde önemli bir güç olarak kendini gösterdi ve ülke gündemi ile ilgili konularda ayrı bir partiymişçesine açıklamalarda bulundular. 14 Mayıs 2000 tarihli kongrede Abdullah Gül adaylığı ile Kutan'ın karşısına çıkan yenilikçiler kıl payı başkanlığı kaçırdılar.
En az üç oluşum
FP'nin kapatılma davasında sona doğru yaklaşıldıkça parti içindeki bölünmeler iyice belirginleşti.
Kapatma olsa da olmasa da bölünmelerin yaşanacağı bir noktaya gelindi. Tayyip Erdoğan'ın parti hazırlıklarına başlamasına tepki olarak, Erbakan da çalışmalarını hızlandırdı. Melih Gökçek ise Erdoğan'ın siyasi yasağı nedeniyle, onun kuracağı partiye sıcak bakmadığını açıkladı.
FP'nin kapatılıp kapatılmayacağı büyük ihtimalle önümüzdeki hafta belli olacak. Ama her iki halde de parti içinde ciddi bölünmeler yaşanacak. Her bir oluşum da, İslamcı motiflerinden büyük ölçüde arınmış, merkez sağda, yerli ve yabancı sermaye ile bütünleşmiş bir çizgiyi tamamıyla benimsemiş bir yapı olarak siyasi arenada kendine yer edinmeye çalışacak.
www.evrensel.net