Çağlar

Çağlar 'aile'si gözaltına alındı

Nergis Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Şankaya ve oğlu ile Cavit Çağlar'ın oğlu Mustafa Çağlar'ın "Sahte fatura kullanmak" suçundan gözaltına alındığı bildirildi.

Çağlar'ın 'ailesi' gözaltına alındı
Nergis Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Şankaya, oğlu Şenol Şankaya ve halen Kartal Cezaevi'nde tutuklu bulunan Cavit Çağlar'ın oğlu Mustafa Çağlar'ın "Sahte fatura kullanmak" suçundan gözaltına alındığı bildirildi.
Alınan bilgiye göre, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'ne bağlı ekiplerce gözaltına alınan Şükrü ve Şenol Şankaya ile Mustafa Çağlar, Emniyet Müdürlüğü'nün Acemler'deki binasına götürüldüler.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla gözaltına alınan ve mali polis tarafından sorgulanmalarına başlanan şahıslar, Şişli eski Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk'ün eşi Orhan Aslıtürk'ün kurduğu paravan şirketlerden sahte fatura kullanmakla suçlanıyor. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, görevlendirdiği müfettişler tarafından yapılan incelemeler sonucu hazırlanan rapora dayanarak, bir süre önce Nergis Holding yönetim kurulu üyeleri hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'na Vergi Usul Kanunu'nın 213. maddesine muhalefet ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine, Nergis Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Şankaya ile Mustafa Çağlar'ın da aralarında bulunduğu yönetim kurulu üyelerinden bazıları Bursa Adliyesi'nde savcılara ifade vermişlerdi.
Türkiye'de çeşitli suçlardan dolayı aranırken ABD'de yakalan eski bakan ve işadamı Cavit Çağlar'ın, ülkeye getirilişinin maliyetinin 3 milyar 799 milyon lira olduğu bildirildi. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler Müdürlüğü'nce hazırlanan ve ilgili adli makamlara gönderilen yazıda, 18 Nisan 2001 tarihinde ABD'nin New York kentinde yakalanan Çağlar'ın, Türkiye'ye getirilmesinin maliyetinin 3 milyar 799 milyon lira olduğu belirtildi. Söz konusu yazı uyarınca bu para, yargılama sonucu suçlu bulunur ve mahkûm edilirse Çağlar'dan tahsil edilecek. Ancak Çağlar beraat ederse, bu para Adalet Bakanlığı'nın rutin harcamaları arasında yer alacak.
Cavit Çağlar, 25 Nisan 2001 tarihinde ABD'ye giden Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığı'ndan 3 polis eşliğinde, 26 Nisan'da THY'ye ait uçakla İstanbul'a getirilmişti. Çağlar, aynı gün çıkartıldığı İstanbul DGM tarafından, Etibank ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen naylon fatura soruşturması kapsamında gıyabi tutuklulukları vicahiye çevrilerek Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ne konulmuştu.
Operasyona 'Son Kredi' adı verildi
Bursa Emniyet Müdürü Aydın Genç, zanlıların gözaltında tutulduğu Acemler'deki emniyet müdürlüğü binasına gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Savcılığın bilgisi ve yetkisi dahilinde soruşturmanın devam ettiğini belirten Genç, "Nergis Holding ve holdinge bağlı şirketlerin sorumluları hakkında hem hayali ihracat yapmak hem de usulsüz teşvik kredileri almaktan geniş kapsamlı soruşturma yapıyoruz" dedi. Ek gözaltı süresi talebinde bulunacaklarını belirten Genç, operasyona "Son Kredi" adının verildiğini açıkladı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


TÜSİAD raporu boşuna hazırlamaz!
Mehmet Aslanoğlu
Daha önce, "Etnik parti kurulabilir, idam kaldırılmalı, 12 Eylül yargılanmalı" gibi açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken TÜSİAD, Prof. Süheyl Batum'a hazırlattığı "Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri ve AB Kopenhag Siyasal Kriterleri" adlı raporla, bölgede süren tartışmayı daha da şiddetlendirdi. Türkiye'nin etkili kurumlarından olan TSİAD'ın Kürtçe eğitim ve demokratikleşme konusunda hazırlattığı rapor, bazı şeylerin değişeceği konusunda bölgede olumlu bir etki bırakırken, sendikalar hazırlanan raporun belli amaçlarının olduğunu dile getirdiler.
Çıkarlar ön planda
SES Diyarbakır Şubesi Sekreteri Muhsin Uyanık, TÜSİAD'ın bölgenin bakir topraklarına açılabilmek için böyle bir rapor hazırladığına dikkat çekerek, buna rağmen raporu olumlu bulduklarını söyledi. Bölgede sermaye için güvenli bir ortam sağlanması ve uluslararası sermayeye entegrasyon için Kürt sorununda çeşitli açılımlar sağlanması gerektiğinin TÜSİAD tarafından görüldüğünü ve liberal çerçevede bir rapor hazırlandığını belirten Uyanık, "Sermaye Kürt sorununu çözmeden uluslararası sermayeyle entegrasyonu sağlayamayacağını gördü" dedi. TÜSİAD'ın, Kürtler'in kara kaşına kara közüne hayran olduğu için böyle bir rapor hazırladığını düşünmenin saflık olacağını kaydeden Uyanık, "Sermaye kendisi açısından mantıklı düşünüyor. Ama TÜSİAD 15 yıl önce Kürt sözcüğünü ağzına almıyordu. Bu da gösteriyorki sermayenin bile Kürt sorununu tartışmaya açması ve çözüm önerileri sunması halkın son 15 yıllık mücadelesinde bir güç olarak ortaya çıkmasındadır. Eğer Kürtlerin hakları anayasal çerçevede güvence altına alınmıyorsa, 'Kürtçe serbest bırakılsın ama devlet bu işe karışmasın' mantığının Kürtlere bir şey sağlamayamayacağı ortadadır. Bugün geniş yetkilerle donatılmış bir OHAL valisinin insiyatifinde Kürtler kendi haklarını nasıl kullanabilirler?" dedi.
Devlet güvencesi getirilmeli
TÜSİAD raporunu sistemin yeniden yapılandırılması operasyonunun bir parçası olarak değerlendiren Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Sekreteri Medeni Alpkaya ise raporda Kürtçe eğitim ile ilgili dile getirilen görüşlerin eğitimin demokratikleşmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. TÜSİAD'ın eğitim sisteminin özelleştirilerek sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasıyla, Kürtçe eğitim konusunda dile getirdiği düşüncelerin birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini ifade eden Alpkaya, "Sermaye eğitim kurumlarını üretime yönelik yeniden yapılandırmaya, özelleştirmeye çalışıyor. Ama öte yandan Kürtçe eğtimini verilmesi gerektiğini savunuyor. Bu iki olgunun birbirinden ayrı düşünülmesi gerekiyor" diye konuştu. Alpkaya, "Eğitimin özelleştirilmesi aynı zamanda Kürtçe eğitimin devlet tarafından verilmeyeceği ya da güvence altına alınmayacağı anlamına mı geliyor?" şeklindeki sorumuza ise şu şekilde yanıtladı:"Eğitim sosyal hukuk devletinin en önemli görevlerinden biridir. Bu anlamda Kürtçe eğitimin verilip yaygınlaştırılması devlet güvencesinde olmalı. İnsanlara kendi finans kaynaklarını bularak Kürtçe eğitim ver demek bir ayrımcılığı getirir. Bu nedenle eğitimde devlet güvencesi olmalı."
Tarım Gıda-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Hasan Atsız da bölgede 15 yıldır sürdürülen savaşta rant elde eden kesimlerin herkes tarafından bilindiğini ve savaşın sürmesinin bir nedeninin de TÜSİAD olduğunu ifade etti. Eksik yönleri olmasına rağmen raporu olumlu bulduklarını belirten Atsız, TÜSİAD'ın AB ile entegrasyon için böyle bir rapor hazırladığını ifade ederek, demokratikleşmenin sağlanması için OHAL'in kaldırılması, koruculuk sisteminin dağıtılması, Siyasi Partiler Yasası'nın değiştirilmesi, insan hakları ihlallerinin bitmesi, köye dönüşlerin sağlanması, bölgede tarım ve hayvancılığa önem verilmesi gerektiğini söyledi.
www.evrensel.net