53 yıldır sürgündeler

53 yıldır sürgündeler

The İndependent gazetesi muhabiri Robert Fisk, Beyrut Mar Elias Kampı'ndaki Filistinli bir ailenin sürgündeki yaşamını aktarırken, aynı zamanda herşeyleri ellerinden alınmış bütün ailelerin de sarsıcı hikayesini ve sürgünden dönmek için kurdukları hayalleri de anlatıyor.

53 yıldır sürgündeler
Rukiye Haj Hassan'ın 53. doğumgününde kötü bir ironi vardı. Onun hâlâ Filistin olarak andığı ve yaşamının sadece ilk iki ayını yaşayabildiği topraklardan ayrılışları 15 Mayıs 1948'de başlamıştı. Yıllar sonra ailesi, Filistinlilerin başına gelen bu felaketin onları ne derece kötü etkilediğini ve yıktığını anlatmıştı.
Rukiye'nin ailesi, kendi toprakları dışındaki Celile'nin tepelerinde gece gündüz yürüyerek yollarını kaybetmişlerdi. Kurt gibi aç olan kızları Rukiye'yı bir mağarada bırakmışlar, üç gün sonra neredeyse susuzluktan ölmek üzereyken bulmuşlardı.
İki küçük kızkardeşi, Arabiye ve Zekiye ise, yolda hayatlarını kaybetmişti. "Erkek kardeşim de daha sonra, 1982'de İsrail'in hava akınında öldürüldü" diyor Rukiye; "Orada bıraktığımız diğer kızkardeşimin düğününde babam tekrar Batı Şeria'ya, köyümüz Şahab'a döndü. Ancak düğünde kalp krizi geçirerek öldü ve böylece memleketi Filistin'de yakıldı."
Anılar da yok oluyor
Yaşlılar ölünce, elbette anılar da onlarla beraber yok oluyor. Beyrut'un merkezinde bulunan küçük mülteci kampı Mar Alias'da
o günleri anımsayan birini bulmak bile zaman aldı. Hüseyin Abdül-rezzak ailesi Filistin'den göç ettiğinde 11 yaşındaymış. Onun hikayesi de herşeyleri ellerinden alınmış tüm ailelerin hikayesi ile aynı.
"Köyümüzün adı Acre'ydi. İsrailliler gelince biz de Acre'deki Tarshiha'ya doğru kaçtık. Sonra diğer Filistinlilerle kuzeye doğru yürümeye başladık. Farsouta hatırladığım son yer. Sürekli susadığımı ve su istediğimi anımsıyorum. Yürüyerek Lübnan'a geçtik, Jougaya'yı da geçerek Tire'ye ulaştık".
Bu göçün verdiği yorgunlukla Rezzak'in ailesi; 3 kızkardeş ve 3 erkek kardeş; tek sığınak olarak bir yük trenini bulmuşlar: "Trenin içinde uyurken, tren buhar lokomotifiyle kuzeye, Trablus'a doğru hareket etmeye başladı. Nahr el-Bared'deki en yakın Filistinli kampına yürüyerek ulaştık. Yıllar sonra da Beyrut'a geldik ve Şatila kampında yaşamaya başladık. Topraklarımızın bize ait olduğunu gösteren tüm belgeler, hatta köydeki evin anahtarları bile bizde vardı. 1987'deki kamplar arasındaki savaşta hepsini kaybettik."
Köyümüzü severdim
Hüseyin'in Filistin ile ilgili hatıraları hâlâ canlı ve parlak. "Acre'ye yaptığımız bir okul gezisini ve oradaki büyük bir camiyi ve kentin girişini hatırlıyorum. Ve bizim evimiz, Amca'nın sonundaydı. İncir ağaçlarımız ve kaktüslerimiz vardı" diyor.
Hüseyin'in eşi, Fatmi, 1948'de sadece 2 yaşındaymış. 1982'deki işgalden sonra, sadece bir aylığına İsrail'de kalan kuzenlerini görmek için geri dönmüş. "Amcam beni sınırda karşıladı. Köyümüzü severdim. Bir kuş olmayı ve oralara uçabilmeyi isterdim".
www.evrensel.net