Barikatları aştık, sıra yasada!

Barikatları aştık, sıra yasada!

KESK'in sahte sendika yasasına karşı 21 Mayıs'ta, İstanbul'dan başlattığı yürüyüş için elbette söylenecek çok söz var. Eleştirilecek yönleri, eksik yanları olduğu gibi.

Barikatları aştık, sıra yasada!
İsmail Sağdıç - KESK GYK Üyesi
KESK'in sahte sendika yasasına karşı 21 Mayıs'ta, İstanbul'dan başlattığı yürüyüş için elbette söylenecek çok söz var. Eleştirilecek yönleri, eksik yanları olduğu gibi.
Birinci gün Kartal'da konaklandı. Polisin Kadıköy çıkışında engelleme çabalarına karşın yürüyüş kolu yoluna devam etti. ikinci gün Kartal'ın fabrikalar bölgesinden Gebze'ye ulaşıldı. Gebze polisinin gücüne bakmadan kurduğu barikat kararlı tutum sayesinde aşıldı. Üçüncü gün ufak çaplı gerginliklerin dışında İzmit'te yapılan yürüyüş sona erdi. Dördüncü gün Yalova polisinin kurduğu barikat, gaz bombasına rağmen aşıldı. Beşinci gün Eskişehir'de yapılan yürüyüşle Ankara'ya daha da yakınlaşıldı.
Gidilen her yerde yürüyüş kolunu coşku ile karşılayan işçi ve emekçilerle kucaklaşıldıktan ve mücadele paylaşıldıktan sonra Ankara için sözleşilerek ayrılındı. En büyük coşku da Ayyıldız işçileri ile buluşulduğunda yaşandı. Eskişehir'den Ankara'da buluşmak üzere sözleşilerek gece saat ikide yola çıkıldı.
Polatlı'dan çıkmak üzereyken hesaplanan gerçekleşti ve önce yürüyüş kolu, sonra arkasından gelenler Ankara girişindeki diğer dört nokta gibi jandarma-polis ortak barikatı ile durduruldu. Kitle çoğaldıkça barikatı aşma isteği ve kararlılığı sloganlara yansıdı. Yürüyüş kolunu merak edip, telefonlarla Ankara'dan arayan arkadaşlardan Kızılay'da terör ve gözaltı furyası olduğunu öğrenik. Bir ara çalan telefondan slogan seslerini duyunca; Kızılay'a girildiğini zannettik. Ama telefonun ucundaki arkadaşın yanıtı: "TEM'in spor salonundayız" oldu. Dışardaki kararlılığın gözaltına alınan arkadaşlarımız tarafından da devam ettirildiğini öğrenmek coşkuyu daha da arttırdı. Sonra dört noktada aynı anda yapılan direnişlerle barikatlar yarıldı ve oturma eylemleri başladı. Aynı saatlerde Ankara'dan "Kızılay'a girildi" haberleri geldi.
Ve böylece yasaklar bir kere daha fiilen ortadan kaldırılmış oldu.
Hipodrum'a gelindiğinde tam bir kucaklaşma yaşanıyor, hep bir ağızdan "Barikatı aştık, sıra yasada!" sloganı inançla ve kararlılıkla haykırılıyordu.
Kızılay'da yapılan miting ile MYK eylem takviminin birinci aşaması sona erdi. Ama işimiz daha bitmedi. Çünkü yasa hala bir tehlike olarak, tüm sıcaklığı ile kendini hissettiriyor. Kamu emekçileri 26 Mayıs'taki direnişleri ile bu yasanın püskürtülmesi için hazır olduklarını gösterdiler. Şimdi KESK yönetimi bunu da dikkate alarak daha inançlı ve kararlı olarak ikinci aşamayı yaşama geçirmelidir. İş bırakmaları örgütleyerek ve ülkenin her yerini Kızılay alanı gibi bir direniş alanına çevirerek bu yasayı püskürtmelidir.
Bu konuda bütün kadroların da üzerlerine düşeni yapacağından kimsenin kuşkusu olmasın.
Bunu kamu emekçileri kitlesinin kristalize olmuş hali olan yürüyüş kolu inancı, kararlılığı ve mücadele azmi ile gösterdi. Ankara'ya akan kamu emekçileri de bunun takipçisi olacaklarının mesajını verdiler. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Ölüm orucuna hücre cezası
Ölüm orucundaki tutuklulara yönelik baskı ve kötü muamele sürüyor. Bilinci kapalı iken tıbbi müdahale yapılan Fatime Akalın, bilinci açıldığında tedaviyi reddetmesi üzerine Ulucanlar Cezaevi'ne gönderilerek, hücreye kapatıldı. Esma Aslanboğan adlı tutuklu ise karşılanabilir isteklerinin reddedilmesi üzerine tepki amaçlı bir gün boyunca su alımını kesti. Susuz kalan tutuklunun bilinci kapandı.
Edinilen bilgilere göre, Niğde Devlet Hastanesi'nden Numune Hastanesi'ne getirilen tutuklu Fatime Akalın'a, bilincinin kapanması üzerine müdahale edildi. Müdahaleden bir süre sonra kendine gelen Akalın, ölüm orucunda olduğunu ve tedaviyi reddettiğini söyleyerek kolundaki serumu çıkardı. Konuşmakta bile güçlük çeken Akalın, önceki gün tedaviyi reddettiği için Ulucanlar Cezaevi'ne gönderildi ve tek kişilik bir hücreye konuldu.
Su alımını kesti
Numune Hastanesi'nde bulunan Tutuklu Esma Aslanboğan ise yaşadığı baskı ve kötü muameleye tepki duyarak bir gün süreyle su alımını kesti. Aslanboğan'ın bilinci bu olaydan sonra kapandı ve yoğun bakıma alındı. Edinilen bilgilere göre olay şöyle gelişti:
Aslanboğan aynı odada kaldığı erkek arkadaşlarından ve nöbetçi askerlerden çekinerek tuvalet ihtiyacını gideremediği için başka odaya geçmek istediğini söyledi. Aslanboğan'ın isteği nöbetçi jandarma tarafından reddedildi ve Aslanboğan, bu isteğinden dolayı hakarete maruz kaldı. Aslanboğan, bu sefer de oda arkadaşlarının arkasını dönmesini istedi ancak ayağındaki zincirler yüzünden yatakta dönemeyen arkadaşları başlarını çevirebildi. Görevlilerin odadan ayrılmayarak, olup bitenleri izlemesi ve hakaretlerini sürdürmesi üzerine Aslanboğan, kadınların olduğu bir odaya geçmek isteğini yineledi. Ancak Aslanboğan'ın feryatları işe yaramadı, odası değiştirilmedi. Bunun üzerine tepkisini su alımını keserek gösteren Aslanboğan'ın bilinci ertesi gün kapandı. Yoğun bakıma götürülen Aslanboğan'ın sağlık durumu kritik bir evreye girdi.
Ölüm orucundaki tutuklu Doğan Karataştan'ın kısık sesle konuşması da hakarete neden oldu. Yakınları Karataştan'ın sesinin güçlükle çıktığını vurgulayarak, "Askerler yüksek sesle konuşması için uyarıyor, bağıryor, hakaret ediyor. Kaç defa söyledik, çocuğun sesi çıkmıyor ki, bunlar ne istiyor evlatlarımızdan bu ne kin" sözleriyle tepkilerini dile getirdiler.
Tutuklu yakınları endişeli
Hastanede akıl almaz uygulamalar karşısında çaresizliklerinin arttığını ifade eden tutuklu yakınları, isimlerini de açıklamak istemeyerek, "Gazetede ismimiz çıktığında, üzerimizdeki baskılar artıyor" dediler. Tutuklu yakınları, evlatlarının ölümünü izlemenin yeterince büyük bir işkence olduğunu, üstüne üstlük maruz kaldıkları kötü muamele ile hayatlarının kâbusa dönüştüğünü dile getirdiler. Gazetenin, çiçeğin, farklı dilden konuşmanın yasaklandığını söyleyen tutuklu yakınları, ölüm yatağında ayağından zincirlenen evlatlarının hafızalarını yitirerek çocuklaştığını ve bu süreci izlemenin kendilerinde tarif edilemez acılar yaşattığını ifade ettiler.
Tutuklu yakınları, "Evlatlarımızla birlikte odada kalan diğer tutuklular da görüş esnasında bizimle konuşmak istiyor. Ancak nöbetçi askerler konuşmamızı engelliyor. Sürekli hakaret duymaktan bıktık. Çocuklarımıza işkence yapılıyor" dediler. Tutuklu yakınları, refakatçi izni alabilmek için sürekli yeni engellerle karşılaştıklarını da belirterek, son uygulama ile Savcılık ve Başhekimlik'ten alınan izin kağıtlarına bir de Ulucanlar Cezaevi'nden alınan izin kağıtlarının eklendiğini bildirdiler.
4 tutuklu hastaneye kaldırıldı
Bu arada, Kandıra F Tipi Cezaevi'nde ölüm orucunda bulunan Barış Albay, İnan Ulaş Gezici ve isimleri öğrenilemeyen iki tutuklu İzmit Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Tutukluların bilinçlerinin açık olduğu ve tedaviyi reddettikleri, ancak yaşamsal fonksiyonlarının zaman ilerledikçe azaldığı öğrenildi.
www.evrensel.net