Geleceğimize ve sendikamıza sahip çıkmalıyız

Geleceğimize ve sendikamıza sahip çıkmalıyız

Bizler Yatağan’da madenlerde çalışan işçileriz.Madenler termik santralleri beslemektedir. Çalıştığımız madenlerimiz zarar ediyor gerekçesi ileri sürülerek özelleştirilmek isteniyor. Sadece madenler de değil aynı bölgede çalıştığımız santraller de satılmaya çalışılıyor. Şimdiye kadar bu yöndeki t

Dursun Turan

Bizler Yatağan’da madenlerde çalışan işçileriz.
Madenler termik santralleri beslemektedir. Çalıştığımız madenlerimiz zarar ediyor gerekçesi ileri sürülerek özelleştirilmek isteniyor. Sadece madenler de değil aynı bölgede çalıştığımız santraller de satılmaya çalışılıyor. Şimdiye kadar bu yöndeki tüm girişimleri maden ve enerji işçileri olarak ortak mücadeleyle püskürttük.
Madenlerimizde yaşanan bir diğer sorun ise taşeronlaştırma. Maden işletmelerinde asıl işler taşerona verilmektedir. Taşeron işçi sayısı nerdeyse kadrolu işçi sayısını aşmış durumda. Taşeron sistemine karşı kararlı mücadele işletmelerde artık varlık yokluk sorunu haline gelmiştir. Çünkü taşeronlaştırma özelleştirmenin bir adımı olarak kullanılırken, diğer yandan da biz işçilerin can güvenliğinin hiçe sayılması, madenlerde kelle koltukta çalışmamız anlamına geliyor.
Böylesi süreçleri yaşamış işçiler olarak kamu sözleşmeleri bizim için çok önemliydi. Hem şimdiye kadar verdiğimiz mücadelelerin pekiştirilmesi hem de birliğimizin güçlendirilmesi için taleplerimizi belirledik. Bunun başında da özellikle 2005 yılında işe giren işçilerle eski işçiler arasındaki farkın kapanması geliyordu. Sendikamız T. Maden-İş’in yöneticileri de her sözleşme öncesi olduğu gibi bu sözleşme öncesinde de bu talebi dile getirdiler.
Ancak 1 Ocak 2011 tarihinde başlayan ve yaklaşık 8 ay süren toplu iş sözleşmesi süreci biz işçiler için “TOPTAN PAZARLAMA”ya dönüştürülmüştür. Yani biz kamu işçileri için sonuç yine hüsran olmuştur. Öyle ki 2000 yılından bu yana yapılan her sözleşme bir öncekini aratır şekilde gerçekleşmiştir.
Bu süreçte işçiler, bedelini ödeyerek elde ettikleri hakları, toplusözleşmelerle birer birer kaybettiler. Yaşanan ekonomik ve sosyal hak kayıpları nedeniyle yaşam standartlarımız gözle görülür bir şekilde geriledi. İşçi konfederasyonlarının yaşam standartlarıyla ilgili yapmış oldukları istatistiklere bakıldığında da bu görülüyor. Yaklaşık 250 bin kamu işçisinin yüzde 75’i yoksulluk sınırında, yüzde 20’si ise açlık sınırında bir ücretle çalıştırılıyor. Ücret eşitsizliğinin giderilmesi talebimiz ise eşitsizliğin daha da artması şeklinde hayat bulmuştur.
Özelleştirme, taşeronlaştırma ve yoksullaştırma saldırısının sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilen sözleşme sürecinde, sendikacıların tutumu ise biz işçiler için oldukça düşündürücüdür. 8 ay süren süreç boyunca işçiler cephesinden adeta yaprak kımıldatılmamış, bu yönde bir girişimde dahi bulunulmamıştır.
Oysa sendikalar bizim evimizdir ve kuruluş amaçları da biz işçilerin sosyal, ekonomik hak ve menfaatlerini en üst düzeyde korumak ve geliştirmektir. Saldırılar karşısında sınıfın birliğini sağlayarak mücadeleyi büyütmektir. Ancak gelinen noktada sendikalarımızın buna uygun hareket ettiğini söylemek mümkün olmadığı gibi her geçen gün amaçlarından daha da uzaklaştırılmaktadır.
Biz işçiler geleceğimizin yok edilmesine seyirci kalamayız. Bu gidişe müdahale etmemiz gerekiyor. Sendikacılar da bu mücadeleyi örgütlemek zorundadır. Maden işçisi yaklaşık 10 saatlik çalışmasının karşılığını sendikaya aidat olarak ödemektedir. Ve işçiler de bu nedenle emekleriyle kurdukları, kendi evleri olan sendikaların işleyişini, sendikacıların tutumunu sorgulamalıdır.
Bugün T. Maden-İş’te bir profesyonel sendikacı asgari ücretle çalışan bir işçinin 10-15 katı maaş almaktadır. Sendika yöneticileri yakın çevrelerine ve seçim kaybetmiş sendikacılara “DANIŞMANLIK” adı altında astronomik ücretler ödemektedir. Tüm bu yaşam işçilerin alın teri üzerine kurulmuştur.
Bu nedenle maden işçisi geleceğinin yok olmasını istemiyorsa kendisini ilgilendiren her konuyu tartışmalı ve sorgulamalıdır. Bunun için bir araya gelmeli, sendikasına ve geleceğine sahip çıkmalıdır.
Yoksa yarın çok geç olabilir. O zaman da ortada ne örgütlü bir güç, ne sendika, ne maden işçisi, ne de sorgulanacak bir konu kalır…

*Yatağan’dan maden işçisi

www.evrensel.net