IMF

IMF'nin tahsildarı

Yeni programın en çarpıcı yanı, "yapısal" iddiası taşıyan değişikliklerle; Türkiye'nin "borç yükünü azaltmak" bir yana artıracak olmasıdır. Bu bizzat IMF niyet mektubunda yer almaktadır. Tabii, okumayı bilene...

IMF'nin tahsildarı
Mustafa Sönmez
Çok değil iki ay öncesinde, gazetelerde yer almış IMF ile ilgili bazı demeçleri anımsayın: 8 Mart'ta Başbakan Ecevit, demiş ve Milliyet'e manşet olmuş.
TÜSİAD Başkanı Özilhan "IMF çuvalladı" demiş. Garanti Bankası yönetim kurulu üyesi de olan televoleci namlı iktisatçılardan Mahfi Eğilmez 16 Mart'ta "IMF çuvalladı" demiş.
TİSK Başkanı'nın, İSO Başkanı'nın, TOBB Başkanı'nın yine o dönemde IMF'yi eleştirdiğine dair haberler gazete arşivlerinde taptaze duruyor. Kimin sözünün arkasında durduğunu takip etmek gerek.
Ortak kanı aşağı yukarı şudur: 1999 sonunda IMF'nin gösterdiği model yanlıştı ve duvara bindirmemizden IMF sorumludur.
Peki sonra ne olmuştur? Sonra, Kemal Derviş arzı endam etmiştir ve adeta paraşütle hükümete sokulmuş ve IMF ile görüşmelere başlamış, kopan filmi yeniden yapıştırmak üzere kolları sıvamıştır.
IMF, yeni kaynak için şartlarını liste yapıp Derviş'in eline vermiş ve meşhur "15 yasa çıkmadan, para yok" demiştir. Derviş de (arkasında IMF olmak üzere) o yasaları çıkartmak için Meclis'i sıkı bir şekilde çalıştırmış ve 3 Mayıs tarihli 18. niyet mektubunu koalisyon liderlerine imzalatmıştır.
İşte "tekzip" cümlesi
O mektubun başındaki bir cümle tekzip cümlesidir. IMF'ye yöneltilen eleştirilere tekzip ya da adeta bir özür. Bundan sonra izlenecek programın, iflas ettiği söylenen programın devamı olduğu aynen şöyle yer almıştır mektupta:
"Bu program 1999 sonunda başlatılmış olan ve Uluslararası Para Fonu'nun sağlamış olduğu stand-by düzenlemesi ile desteklenen programın devamıdır."
Bu bir tekziptir: IMF çağdışıdır diyen Ecevit'i tekziptir. IMF çuvalladı diyen TÜSİAD'ı tekziptir.
Borçlar: Daha da artacağından başka...
Türkiye dönüp dolaşıp yine IMF'nin dümen suyuna girmiştir. Yeni programın en çarpıcı yanı, "yapısal" iddialı değişikliklerle Türkiye'nin borç yükünü azaltmak bir yana artıracak olmasıdır. Bu bizzat IMF niyet mektubunda yer almaktadır. Tabii, okumayı bilene...
Buna karşılık, Türkiye bir yoksullaşma süreci yaşayacaktır. Gerçi, bu, bekleneceği gibi programda yazmıyor ama "okumayı bilen" bunu da görebilir.
Türkiye'nin bu yılın sonunda kişi başına geliri 2500 dolar dolayına inecektir. Eğer evdeki hesap çarşıya uyarsa 2002'de biraz yükselecektir. Ama, programın özeti şudur: Türkiye bu programla hem daha yoksullaşacak, hem daha da borçlu bir ülke olacaktır.
Program 2001 için yüzde 52 TÜFE enflasyonu; 2002'de yüzde 20'ye, 2003'te de yüzde 15'e indirme iddiası içinde. Bunu yapabilmek için 2001'de ekonomiyi yüzde 3 küçültecek, izleyen iki yılda ise yüzde 5 ve yüzde 6 büyütecek.
Bu büyüme-küçülme temposuna bağlı olarak cari açık da 2000'deki 9.8 milyar dolarlık seviyesinden, 2001 sonunda 1 milyar dolara inecek. İzleyen iki büyüme döneminde ise açık 1.7 milyar dolar ve 1.2 milyar dolarda kalacak.
  • Bir an için hedeflerin tutturulduğu varsayılsa bile, bu üç yılın sonunda Türkiye'nin borç yükü kabarıyor. Yani bu süre içinde, Türkiye yoksullaşmakla, küçülmekle kalmıyor, küçülmeden büyümeye, ancak borç yükü büyümüş olarak geçebiliyor .
  • İç ve dış borçların toplamı 2000'de 153.5 milyar dolar iken,
  • 2001'de 147.6 milyar dolar,
  • 2002'de 153.9 milyar dolar,
  • 2003'te 181.4 milyar dolara çıkıyor.
    Borcun milli gelire oranı da artıyor. Bu demektir ki:
  • 2000'de milli gelirin yüzde 75.8'i büyüklüğünde olan iç ve dış borç stoku,
  • 2001'de yüzde 88.5'a çıkacak,
  • İzleyen iki büyüme yılında ise ancak yüzde 77.7'ye olacak.
    Yani , Türkiye krizden çıkarken yoksullaşma gibi bir fatura ödemekle kalmayacak; borç yükünü, atlattığını sandığı kriz sonrası yıla; 2002 ve 2003'e de taşımış olacak.
    Yoksullaşmada iyileşme yok
    Bu borç yüküne karşılık, yoksullaşmada bir iyileşme yok. 3093 dolar olan kişi başına gelirin 2001'de 2558 dolara düşmesi bekleniyor.
    Yüzde 5 büyüme yaşanırsa 2002'nin kişi başına geliri 2809 dolar olacak.
    Evet, özet budur. Bu program Türkiye'yi hem yoksullaştıracak, hem de daha borçlu yapacaktır. Aksini iddia edene hodri meydan!...
    Böyle olunca Derviş'in misyonu da başta yabancılarınki olmak üzere, alacaklıların batık kredilerini tahsil etmekten öte bir gayret değildir.
    'Benden sonrası tufan!'
    Evet, Derviş bir IMF tahsildarından başka biri değildir. IMF'nin derdi de batık alacakları kurtarmaktan başka bir gayret değildir.
    Zaten programda Türkiye'nin üretim yapısı ile, dünya işbölümündeki yeri ve geleceği ile ilgili tek satırın bulunmaması, bir vizyon çabasının olmaması da bunun kanıtı değil midir?
    Batıktaki alacakları tahsil ettikten sonra, borcu yükselmiş ülkenin 2003 sonrası ne olacağı ise, IMF'nin ve tahsildarı Derviş'in umrunda değildir. Hele, önümüzdeki iki yılın alacakları tahsil edilsin, sonrasına bakarız..
    Ya da "Benden sonrası fufan!." Yaklaşım budur...

    * Bu yazı Bağımsız İletişim Ağı (BİA)'nın internetteki sitesinden alınmıştır. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön

    www.evrensel.net