Ilgaz

Ilgaz'ın yazarlığının kaynağı

Rıfat Ilgaz "gerçekçi" bir edebiyatçıdır ilkin. Onun gerçekliği, yaşamı sanatlaştırmada seçtiği yöntemdir. İnsan gerçekçilikten sosyalist gerçekçiliğe uzanır.

Ilgaz'ın yazarlığının kaynağı
Öner Yağcı
Rıfat Ilgaz, kaynağı insan, kaynağı halk, kaynağı Anadolu olan bir edebiyatçımızdır.
O, kaynaklarına ihanet etmeyen, kaynaklarından aldığı esinle yaşamın aydınlatılması, güzelleştirilmesi ve geleceğe aktarılması kavgasının ölümsüz yazarlarından biridir. O, halk ve insan kaynağına sosyalist, yurtsever, halkçı, cumhuriyetçi, özgürlükçü, demokrat, laik, devrimci, aydınlanmacı bir aydın olarak eğilmiş, eğitimciliği ve insan sevgisiyle de, Can Yücel'in dediği gibi, "Anadolu'nun yüce bir dağı"dır, "eteklerinde kitaplar."
Onun yazdıklarından buram buram tüten, Anadolu'da yüzyıllardır süren aydınlanma kavgasına bağışlanan güzelliklerdir. "Dünü bugüne, bugünü yarına bağlama"nın ustalarından biri olarak aydınlanma savaşımımızın bayrağını yarınlara aktarmayı başaran yazarlarımızdan biri olan Rıfat Ilgaz'ın yaşamının aynası kitapları, kitaplarının aynası ise yaşamıdır. O, "Yaşamak bir yürek işçiliği" düşüncesiyle yaşamı sanatlaştırarak aynaya yansıtan bir edebiyatçıdır. Peki, Rıfat Ilgaz nasıl böyle bir edebiyatçı olmuştur, onu Rıfat Ilgaz yapan etkenler nelerdir?
Rıfat Ilgaz "gerçekçi" bir edebiyatçıdır ilkin. Onun gerçekliği, yaşamı sanatlaştırmada seçtiği yöntemdir. İnsan gerçekçilikten sosyalist gerçekçiliğe uzanır. İnsanın, "insan emeğinin en yüce değer" olduğu; insanın doğaya egemen olarak yaşamı değiştiren bir varlık olduğu; yaşamı değiştirirken kendisinin de değiştiği; tek birey olarak değil de toplumsal ilişkiler içinde yaşayan bir varlık olduğu; doğayla ve başka insanlarla ilişkilerindeki duygularının, düşüncelerinin, davranışlarının çelişkilerle dolu olduğu; bu çelişkilerin ortadan kaldırılması için de insanın uğraş vermesi gerektiği; doğasında özgürlük ve ölümsüzlük arayışı olan insanın bu arayıştaki savaşımının onu asıl kimliğine ulaştırdığı... düşünceleri Rıfat Ilgaz'ın yaşamına da, sanatına da yön veren ilkelerdir.
Rıfat Ilgaz, bu düşüncelerle doğmamıştır elbette; bu düşünceler ona içinde bulunduğu yaşamın kattığı düşüncelerdir. Rıfat Ilgaz'ın ömür aynasında Anadolu'ya emeklerini ve güzelliklerini katanların geleneğini görürüz ilkin. Bu geleneğin Rıfat Ilgaz'ın yaşamına kattıklarına baktığımızda gördüklerimizi ise bölüm bölüm incelediğimizde karşımıza çıkanları şöyle özetleyebiliriz:
Cumhuriyet çocuğu Rıfat Ilgaz
Rıfat Ilgaz bir Cumhuriyet çocuğudur. 7 Mayıs 1911'de Anadolu'nun Cide adlı kasabasında Düyunu Umumiye Memuru Hüseyin Vehbi Bey ile Fatma Hanım yedinci çocuklarına Mehmet Rıfat adını verirler. Annesinin sütü yetmediği için keçi sütüyle büyütülmeye başlanan Mehmet Rıfat, kendisinin söylediğine göre direngenliğini bu keçi sütünden almıştır.
Çocukluk yılları Cide kıyılarında midye ve çakıltaşlarıyla oynayarak geçen Mehmet Rıfat'ın kitaplarla ilk ilgisi evlerinde babası ile ağabeyi Faruk'un yüksek sesle okuduğu Sherlock Holmes'un detektiflik serüvenleri, Kerem ile Aslı, Zeycan ile Asuman gibi halk öyküleri ile başlamıştır. Çocukluğunun anıları arasında Vahdettin'in tahta çıktığı gün Cide'de "Padişahım çok yaşa!" diye bağırıldığını duyması da vardır. Bundan sonra da Mehmet Rıfat, Harbiye'nin kapatılmasıyla başöğretmen olarak okullarına gelen genç bir Harbiyeli'nin isteğine uyarak başındaki kırmızı fesi yere çalıp kalpak giyer ve kendi deyişiyle olur bir Kuvayi Milliyeci; "Bilmeden Osmanlı oluşum bitti, oldukça bilinçli bir Mustafa Kemalci oldum" der.
Mehmet Saydur'un "Biz de Yaşadık" adıyla belgeselleştirerek sunduğu yapıtta da görüleceği gibi ilkokul öğrencisi Mehmet Rıfat'ın Kurtuluş Savaşı sırasında, 9 Eylül günü İzmir'in kurtuluşu onuruna yapılan törende Tevfik Fikret'in "Ey halk yaşa, ey sevgili millet, yaşa varol!" şiirini okuduğunu anımsaması belki de özgürlükçü düşünceye doğru ilk adımlarını atmaya başladığı yıllardaki halkadır. Bu halka her geçen gün genişleyecek, örneğin Kuvayi Milliyecilere takasıyla silah taşıyan Cideli Rahime Kaptan'ı kucağında mavzerle görmesi Mehmet Rıfat'ın çocuk ruhunda derin izler bırakacaktır. Bu iz, Cumhuriyet'in muştusunu veren top seslerini sıtma hastalığı nedeniyle yatağında dinlemesine uzanacak ve gülmece yazarlığının bilgeliğiyle o, "Cumhuriyetçiliğim de kuvayi milliyeciliğim gibi ateşliydi ama bu ateş daha çok sıtmadan geliyordu" diyecektir.
İlkokulun altıncı sınıfını Terme'de bitirdikten sonra ortaokulu okumak için Kastamonu'ya ablasının yanına giden Mehmet Rıfat bir yandan ileriki yıllarda en ünlü romanı olacak olan Hababam Sınıfı'nın olaylarını yaşarken bir yandan da kitaplar okumaktadır. Çok okuduğu için "Romancı" derler ve bu ad halk arasında "Ormancı"ya dönüşür. Okuduğu Kastamonu Lisesi'nde şapka devriminin gereğini yerine getirerek şapka giyer. Türkçe öğretmeninin Zeki Ömer Defne olması bir şanstır onun için. TBMM'nin açtığı İstiklal Marşı yarışmasına bir şiirle katılır. İlk şiiri "Sevgilimin Mezarında" ise 27 temmuz 1927'de "Nazikter" gazetesinde yayımlanır.
Kastamonu'da çıkan "Açıksöz", "Nazikter", "Güzel İnebolu", "Güzel Tosya" gazetelerinde şiirleri ve ilk gülmece öyküleri Çalçene'de yayımlanır. Açıksöz'de çıkan "Sazını Çalana" adlı şiirini Faruk Nafiz Çamlıbel çok beğenir. Mehmet Rıfat'ın şiir defterini inceler ve sonuna şunları yazar: "Kastamonu'dan geçerken tanıdığım genç ve kıymetli şair Mehmet Rıfat'a sevgilerimle ve takdirlerimle."
1928'de parasız yatılı olarak Muallim Mektebi'ne girer. Nâzım Hikmet'in "835 Satır" adlı şiir kitabını okur; yazdığı şiirleri beğenmemeye ve şiirinde toplumcu bir çizgi aramaya başlar.
Öğretmen Rıfat Ilgaz
Kastamonu Muallim Mektebi'ni bitirir. Gerede Misakı Milli İlkokulu'na öğretmen olarak atanır, okuldaki öğretmenlerden Nuriye Hanım'la evlenir (1931), Gönül adını verdiği bir kızları olur. Akçakoca'ya atanır, Adapazarı'nda çavuş olarak askerliğe başlar; yedeksubay okulunda genç şair Kemal Tahir'le de tanışır, askerliğini bitirip aynı yerde göreve başlar. Cumhuriyet'in 10. Yılı'dır ve genç şairler "Geçit" dergisinde bir araya gelmektedirler; ertesi yıl eşinden ayrılır, Ilgaz soyadını alır:
"Öğretmenliğimi, sanatımı, edebiyatımı Kastamonu'da kazandım; orada seçtim... Öyleyse Kastamonu'yu simgeleyen bir soyadı bulmak zorundaydım. Böyle olunca da Ilgaz'ı seçecektim."
1935'te Gümüşova bucağına başöğretmen olur, ertesi yıl Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'ne girer; öğretmenlerinden biri Ahmet Kutsi Tecer'dir; sınıf arkadaşları arasında Rüştü Şardağ, Baha Dürder, Haydar Ediskun da vardır; şiirleri Varlık ve Çığır'da yayımlanır. İki yıl sonra, peşini yıllarca bırakmayacak olan tüberküloza yakalanır ve okulunu bitirip Adapazarı Ortaokulu'na Türkçe öğretmeni olarak atanır, hastalığı ilerleyince İstanbul-Yakacık Sanatoryumu'na yatar. Ölümcül hastaların kaldığı "beş numara"dan sağ çıkar. Ertesi yıl Rikkat Hanım'la evlenir, ciğerlerine on günde bir hava verilmesi gerektiği için İstanbul'a atanmasını ister; Yakacık Sanatoryumu'nda bir gün Nâzım Hikmet'le karşılaşır. Karagümrük Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine atanır, eşi Eskişehir'e atanmıştır; Gedikpaşa'da bir pansiyona yerleşir. 1940'ta oğlu Aydın Ilgaz dünyaya gelir, aynı yıl, yaşamını didik didik inceleyen Mehmet Saydur'un gerçekçi yorumuyla, "Ilgaz'ın toplumcu-gerçekçi çizgiye gelmesinde bir aşama olan şiirleri", dönemin Serveti Fünun-Uyanış, Çığır, Oluş, Ulus Sanat Eki, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle, Yeni İnsanlık dergilerinde yayımlanmaya ve Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okumaya başlar...
Mehmet Saydur'un, "Rıfat Ilgaz'lı Yıllar" (Çınar Yayınları, 1994), ustanın 80'li yıllarına tanıklık eden anılarını, "Dünden Bugüne Rıfat Ilgaz" altbaşlığıyla sunduğu "Biz de Yaşadık" adlı çalışması ise zamandizinsel olarak Rıfat Ilgaz'ın yaşamını aktaran kitaplardır.
"Bu Bir Rıfat Ilgaz Kitabıdır" (Sone Yayınları, 1995), Hasan Hüseyin Yalvaç'ın Ilgaz'la ilgili yazı ve şiirlerinden oluşur.
"Cide Kıyılarında Rıfat Ilgaz" (Çınar Yayınları, 1995) Cide ve Rıfat Ilgaz'la ilgili fotoğraflardan oluşan bir albüm.
Rıfat Ilgaz'ın ölümünden sonra Kırk Kuşağı'yla ilgili anılarını Öner Yağcı "Fedailer Mangası" (Çınar Yayınları, 1993); dergilerde kalmış ya da yayınlanmamış çocuk şiirlerini de "Çocuk Bahçesi" (Çınar Yayınları, 1995) adıyla kitaplaştırdı.
"Yüzyılımı dörde böldüm... / Her bölümü bir mevsim, / Biri kaldı, üçü gitti... / Yaz'ı gitti, Güz'ü gitti, / Karlı, tipili Kış'ı gitti, / Yemyeşil bir bahar kaldı!" diyen Rıfat Ilgaz'ı saygıyla selamlıyoruz.
www.evrensel.net