Bankaların tasfiyesine

Bankaların tasfiyesine

   çalışanlardan tepki

Bankaların tasfiyesine
    çalışanlardan tepki
Hükümetin uygulamaya koyduğu yeni program çerçevesinde üç kamu bankasının birleştirilerek özelleştirilmesi ve tasfiye edilme kararı, İstanbul ve İzmit'te, Emlakbank çalışanları tarafından protesto edildi.
Dün saat 11.30 sıralarında İstanbul Maslak'taki Emlak Bankası Genel Müdürlüğü önünde düzenlenen basın açıklamasına, İstanbul Emlakbank şubelerinde çalışan yaklaşık 1000 kişi katıldı. Birleştirilerek özelleştirilmesi ve tasfiye edilmesi kararı açıklanan Ziraat, Halk ve Emlak bankalarında çalışanların haklarının korunması amacıyla DİSK'e bağlı Bank-Sen'ın düzenlediği basın açıklaması, genel müdürlükte 3 bankanın yönetiminden sorumlu Vural Akışık'ın da katıldığı yönetim kurulu toplantısıyla aynı saatte yapıldı. Yakalarına "Emlak Bankası" yazılı kokartlar ve siyah kurdele takan çalışanlar, "Hükümet istifa, Derviş Amerika'ya" ve "Emlak Bankası kapatılamaz" sloganları attılar.
"IMF'ye değil, çalışana güvence", "Niyet mektubu vatana ihanettir", "Yakınma, bankana sahip çık", "Emlak, Halk, Ziraat kapatılamaz" yazılı dövizlerin taşındığı basın açıklamasında konuşma yapan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, ülkede karanlık bir tablonun olduğunu, banka çalışanlarının da bu tablodan payını aldığını söyledi. Ülkeyi karanlığa götürenlerin hesap vermediğini belirten Çelebi, sözlerine şöyle devam etti: "Bu ülkeyi bu hale banka çalışanları mı getirdi? Ülkeyi çalışanlar, emekliler mi bu kötü noktaya getirdi? Bankayı bu hale getirenler bedel ödemiyorlar. Bedeli çalışanlara, sizlere ödetiyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. 10 bin çalışanı, aileleri ile 40 bin kişiyi ilgilendiren bir kararı, 1 günde alamazsınız. Ülkeyi hortumlayanlar, bankanın kredilerini bilinçsizce rantiyelere dağıtanlar bedel ödemeden, biz bedel ödemeyeceğiz. Bu banka ve kamu bankaları zarar etmiyor, özellikle zarar ettiriliyor, soyuluyor, hortumlanıyor." Ülkenin IMF ve Dünya Bankası reçeteleriyle yönetilmeye çalışıldığını vurgulayan Çelebi, yine yanlış politikaların uygulandığını, ülkenin adeta çökme noktasına getirildiğini kaydetti.
'Karar iptal edilsin'
Çelebi konuşmasında, Emlakbank çalışanlarının başka kurumlara aktarılmak istendiğini söyleyerek, "Türkiye'nin onuru olabilecek, deneyimli, yetişmiş, eğitimli kadrolarını bilmedikleri alanlara itmek, haklı bir davranış mı? Çalışanların akıttığı bir damla tere saygıları varsa onları, bu kararı gözden geçirmeye, iptal etmeye çağırıyorum" diye konuşarak, banka çalışanlarını, uzun sürecek bir mücadeleye hazırlıklı olmaya çağırdı. Bank-Sen Genel Sekreteri Veysel Kalay da Emlak Bankası'nın, çalışanlardan ve kamuoyundan gizlenen bir operasyonla tasfiye edilmek istendiğini söyledi. Kalay, "Emlak Bankası tasfiye edilecekmiş, diğer 2 kamu bankası 3 yıl içinde özelleştirilecekmiş. 10 bin çalışanına danışılmadan banka hakkında hiçbir karar alınamaz. Emlak Bankası ve diğer kamu bankaları, tüm kirli siyasi müdahalelere rağmen önemli işlevler yerine getirmişlerdir, getirmeye devam edeceklerdir. Emlak Bankası'nı kapattırmayacağız" diye konuştu.
İzmit'te iş yavaşlatma eylemi
Emlakbank İzmit Şubesi çalışanları da, kamu bankalarının birleştirilmesi kararının 'kapatılma' anlamına geldiğini, yapılacak işleme tepkilerini iş yavaşlatarak göstereceklerini belirttiler. Şube Müdürü Çetin Çatık, yaptığı açıklamada, şubedeki çalışanların karara karşı tepkili olduğunu belirterek, "Amaç, bankanın kapatılmasını önlemek. Ama bu bir organize eylem değil" dedi.
Kamu bankalarının birleştirilmesi kararının, şubelerinde çalışan 25 personeli işsiz kalma stresine soktuğunu anlatan Çatık, "Karara karşı sesimizi duyurmak için, 11.00 - 13.30 saatleri arasında ışık kapatarak, işbırakma eylemi başlattık. İşlemler, bu saatler dışında yapılmaya devam edilecek" diye konuştu.
Emlakbank Samsun ve Sinop şubeleri çalışanları da, kamu bankalarının birleştirilmesi kararının "kapatılma" anlamına geldiğini belirterek, yakalarına siyah kurdele taktılar. Bank-Sen Gaziantep Şubesi'nden yapılan açıklamada, Defalarca sonuçları yaşanılan IMF politikalarının sonuncusunda, fatura, bankamız ve çalışanlarına çıkıyor" denildi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Hastanede cezaevi manzaraları
Tuna Arıgüç
Ölüm oruçlarında 200'lü günler yaşanırken, Ankara Numune Hastanesi'nde bilinci kapanan ve sakatlık aşamasına gelen tutukluların bakımları ile ilgilenen yakınlarına da hükümlü muamelesi yapılıyor. Evlatlarının günbegün eriyişine tanıklık eden aileler, maruz kaldıkları taciz ve tehditlere isyan ediyorlar.
Ailelerin verdiği bilgilere göre; Numune Hastanesi'nde bulunan tutuklulardan Mahmut Çöpel, bir astsubay tarafından cezalandırma amaçlı odası değiştirilerek, Bülent Öner ile Doğan Karataştan adlı tutukluların odasına götürüldü. Astsubay burada, tutuklularla tartışmaya girerek, tehditler savurduktan sonra masanın üzerine mermi çekirdeği bırakarak, hakaretlerini sürdürdü. Tutuklu yakınları, güvenlikten sorumlu olması gereken askerlerin, tutuklularla tartışmaya girmesinin anlamsız olduğunu vurgulayarak, "Sürekli ölümden söz ediyorlar. Evlatlarımızı tehdit ediyorlar. Onlar zaten bir deri bir kemik, yatağa bağlanmışlar, bu kini anlayamıyoruz" dediler. Aileler, tutukluların ayağındaki zincirin yara oluşmasına neden olduğunu da belirterek, "Zincirin gevşetilmesi için neredeyse yalvarıyoruz, çektiğimiz acıları tarif edemeyiz" sözleri ile yaşadıklarını özetlediler.
Zaman ve mekân kavramı yok
Tutuklu Mahmut Mete'nin kardeşi Azime Mete, kardeşinin gözlerinin görmediğini ve bilincinin açık olmadığını ifade ederek, "Günde bir sefer yanına zor girebiliyorum. Bakımını yapamıyorum, bitsin artık bu işkence. Zorla müdahale yapıldı, biz çözüm istiyoruz. Yetkililer ölümleri durduracak adımlar atsın" sözleri ile duygularını ifade etti. Bilinci tamamen kapanan tutuklu Savaş Kör'ün annesi Aynur Kör ise yaşadıklarını şöyle dile getiriyor: "Bilinci kapandı, ölü gibi yatıyor. Bir oğlum vardı ne diyeyim, ölümünü izliyorum."
Numune Hastanesi'nde bulunan tutuklu Yılmaz Karakaş'ın kardeşi Bekir Karakaş da, kardeşinin bilincinin gidip geldiğini vurgulayarak, hafıza kaybının boyutlarını şu sözlerle anlattı; "Annem İstanbul'dayken görüştüğümüz Yılmaz, az önce annemizin geldiğini kendisini gördüğünü söylüyor. Egzersizlerini yaptırmak istiyoruz, 5 km yol koştuğunu, yorgun olduğunu anlatıyor. Ölüm orucunda kendisini 60'ıncı günde zannediyor. Bazen de sıkıldığını eve gitmek istediğini belirtiyor. Sesler duyuyor, çağrıldığını sanıyor. Nerde olduğunun farkında değil. Ziyarete gelen akrabalarımızı tanımıyor."
Hastanede cezaevi koşullarında yaşadıklarını ifade eden Karakaş, kardeşinin bakımı için 10 dakika izin alabildiklerini, bu sürenin de ilaç vermek ve egzersiz yaptırmak için yeterli olmadığını vurgulayarak, "Geçen gün odasına girdiğimde Yılmaz, kolundaki serumu çekmişti. Damarından korkunç bir kanama vardı, selpak mendille durdurmaya çalışıyordu. Başındaki asker ise bulmaca çözüyordu. Yanındaki insanın kan kaybından öleceğini söylediğimde, asker bulmaca çözdüğü için görmediğini söyledi. Tam anlamıyla panik yaşadım" diye konuştu. Bu olaydan sonra evine dönmediğini, gece gündüz hastane önünde nöbet beklediğini söyleyen Karakaş, kardeşiyle konuşmasına da izin verilmediğini anlattı. Savcılıktan, başhekimlikten ve Ulucanlar Cezaevi idaresinden refakatçi olabilmek için yazılı izin aldıklarını ifade eden Karakaş, bu belgelerin görevli askerlerce yok sayıldığını, yakınları sürekli bakıma ihtiyaç duyduğu halde refakatçi olamadıklarını vurguladı.
Adalet Bakanı'na da tepki gösteren aileler, "Adalet Bakanı açıklama yapıyor, görev ailelerde diyor, perişanlığımız ortada. Ölüm oruçlarını bitirecek adımlar atmak yerine kamuoyunu oyalıyor" diye konuştular.
www.evrensel.net