Hemşirelerden mücadele çağrısı

Hemşirelerden mücadele çağrısı

Hemşirelik Haftası nedeniyle yaptıkları basın açıklamasında taleplerini dile getiren SES Şişli Şubesi üyesi hemşireler, sahte sendika yasasını da protesto ettiler.

Hemşirelerden mücadele çağrısı
Hemşirelik Haftası nedeniyle yaptıkları basın açıklamasında taleplerini dile getiren SES Şişli Şubesi üyesi hemşireler, sahte sendika yasasını da protesto ettiler. Şişli Etfal Hastanesi Konferans Salonu önünde saat 13.00'te toplanan hemşireler basın açıklaması yaptılar. Hemşireler, açıklama sırasında "Sahte sendika yasasına hayır", "Eşit işe eşit ücret", Angarya işler istemiyoruz", "Taşeron değil kadrolu eleman" sloganları attı.
Basın açıklamasını okuyan işyeri temsilcisi Berna Şahin hakklarında karar verenlerin her zaman hemşireleri gözardı ettğini söyledi. Şahin, 1954 yılından kalma çağdışı yasanın bir an önce değiştirilmesini istediklerini dile getirdi. Hemşireler gününün birlik, mücadele ve örgütlenme günü olduğunu ifade eden Şahin, hemşirelerin karşı karşıya kaldığı sıkıntıları şöyle sıraladı: "Hemşireler çalıştıkları ortamda her an hastalık kapma riski altında. İş yoğunluğundan kaynaklanan fiziksel, ruhsal rahatsızlıklarla yüzyüze kalmaktadır. Ayrıca kimyasal ve kanserojen maddelerin bulunduğu ortamlarda çalışmaktadırlar".
Çok sık ve yoğun olan 24 saatlik nöbetlerin karşılığında kendilerine gülünç rakamlar ödendiğini kaydeden Şahin, döner sermayeden yapılan ek ödemelerin iş üzerinden değil, idarenin inisiyatifi ile ve adaletsiz bir şekilde yapıldığına dikkat çekti. Bir süre oturma eylemi yapan hemşireler, sendika yasasını kınayan sloganlar attılar. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Bu sese kulak verin
Hacer Yücel
Türkiye, insanın kanını donduran, anaların nefeslerini kesen "gözaltında kayıp" olgusuyla 1925 yılında tanıştı. Ama yıllar geçtikçe gözaltında kayıp kelimesinin ardına takılan isimler çoğaldı. Evlatlarını arayan anaların, eşlerini bekleyen kadınların, anne ya da babalarının yolunu gözleyen çocukların sayısı yıllar geçtikçe arttı. Bunca acının, göz yaşının ve öfkenin merkezindeki devlet ise ya sustu ya da kayıpları ve kayıp yakınlarını suçladı. Susan devlet, "Oğlum" diye ağacı okşayan anayı, eşi tutukladı, gözaltına aldı, onları susturmaya çalıştı.
Evet, 17-31 Mayıs tarihleri Dünya Kayıplar Haftası ve bugünlerde kayıp yakınları yine seslerini duyurmaya çalışacaklar.
İlk kayıp ve devam eden yıllar
Türkiye'deki ilk gözaltında kayıp, 1925 yılında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Salih Bozışık olarak biliniyor. 1980 askeri darbesi sonrasında ise kayıtlara geçen 13 gözaltında kayıp olayı bulunuyor.
Türkiye'de kayıpların rakamları dönem dönem değişti. Bir arttı, bir azaldı ama hiç bitmedi. 1990'lara gelindiğinde ise Türkiye'de gözaltında kayıpların sayısı daha da arttı. Kayıp iddiaları daha çok Olağanüstü Hal Bölgesi'nden geliyordu. İnsan Hakları Derneği (İHD)'ne yapılan başvurular çerçevesinde ortaya çıkan gözaltında kayıp iddiası yıl yıl şöyle bir seyir izledi:
1991 - 4, 1992 - 8, 1993 - 36, 1994 - 229, 1995 - 121, 1996 - 68, 1997 - 45, 1998 -9, 1999 - 1
84 gün iş göremez raporu verildi
Gözaltında kayıpların sayısı yıllar geçtikçe artınca, bu gidişata 'dur' demek için 27 Mayıs 1995 Cumartesi günü, Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldiler. Ellerindeki dövizleriyle 30 kişiydiler. Tek kartona yapıştırılmış iki resim ve bir yazı: "Hasan Ocak gözaltına alındı, yüzlercesi gibi kayboldu ve ölü bulundu. Katilleri istiyoruz. Rıdvan Karakoç gözaltına alındı, yüzlercesi gibi kayboldu ve ölü bulundu. Katilleri istiyoruz..."
Onlar, günler geçtikçe çoğaldı. Galatasaray'a oturmalarının 170. haftasında yani 15 Ağustos 1998'de başlayan polis saldırısı ise 7 ay sürdü. 7 ay boyunca Galatasay Lisesi önünde analarla dolan polis araçları, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'nde boşaldı. Ve 7 aylık sürede toplam 431 kişi, birkaç saatten beş güne kadar varan sürelerde gözaltında tutuldu, dövüldü, tartaklandı, yerlerde sürüklendi, hakarete uğradı. Bu müdahaleler, gözaltılar sonucu insanlar toplam 84 günlük iş göremez raporu aldı. Bununla da kalmayıp haklarında, "polise mukavemet"ten, "toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasasına" muhalefetten davalar açıldı. Davalarda, okuma yazma bilmeyen kadınlar hücre duvarlarına yazı yazmaktan yargılandı. Ve analar artan saldırılar karşısında eylemlerine ara vermek zorunda kaldı.
www.evrensel.net