'Kendi toprağımızı arayacağız'

Gösterimi devam denen Semih Kaplanoğlu'nun "Herkes Kendi Evinde" isimli fimi bugün Cannes Film Festivali'nde izleyici karşısına çıkıyor.

'Kendi toprağımızı arayacağız'
Rojda İldan
Gösterimi devam denen Semih Kaplanoğlu'nun "Herkes Kendi Evinde" isimli fimi bugün Cannes Film Festivali'nde izleyici karşısına çıkıyor. Tolga Çevik, Erol Keskin, Anna Bielska'nın rol aldığı film, İstanbul Festivali'nde de ödül kazanmıştı. Semih Kaplanoğlu Türkiye'de film çekmenin zorluklarını, reklam sektörü ve sinema ilişkisini ve filmindeki kahramanların karşılıklarını gazetemize değerlendirdi.
Bu proje nasıl doğdu?
1992'de 50 sene sonra Sovyetler Birliği'nden dönen bir yakınımla iki ay geçirdim. Ve de o zamana dair bir takım notlar aldım. 1996-1997'de bunun üzerine çalışmaya başladım ve 1998'den itibaren de senaryosu yazılmış oldu.
Yakınınız ve Nasuhi birbirlerine ne ölçüde benziyorlar?
O karakter çok değişti. Gelen karakter çok daha farklı bir insandı. Sinemasallaşan karakter daha farklı bir hale geldi. Çünkü Nasuhi ile birlikte tek bir bireyi anlatmak yerine tarihi bir kahramanı anlatmak istedim. Artık yavaş yavaş yeryüzünden yok olan bir kahraman insanı anlatmak istedim. Onun şöyle özellikleri var bana göre; inançlarına sadık, inançları için yaşayan ama hiçbir zamanda köklerini unutmayan ve düşünüp, inandığından hiçbir şey onu geri çeviremez. Nasuhi belki de gelecekten geliyor oraya, globalleşen dünyada kendimizi, toprağımızı arayacağız.
Nasuhi filmde doğduğu yere geri dönmek için geri geliyor. Sonra da kendine bir ada yapıyor. Bu bir yalıtma mı?
O yalıtma değil. Bana göre orası onun için hayata başladığı yer, doğduğu nokta. Dünyada başka gidecek yeri de yok. Dünyada gidebileceği son yer, dünya artık onu, öyle bir kahramanı kabul etmiyor. Dünyada kendi yerinden, kendi çocukluğundan, kendi toprağından başka ama o toprak imge değil. Yanlış anlaşılmasın, orada ulusal ya da ruhi bir durum yok.
Toprak o. Nasuhi'ye göre de bana göre de toprak çok önemli. Bundan sonra ne yapılacaksa toprakla alakalı birşey. Toprakla aramıza birşeyler sokuluyor. Kendi toprağımızla, kendi dilimizle, kendi kültürümüzle, kökenlerimizle aramıza başka unsurlar geliyor. İşte o unsurlardan kurtulmak, o unsurları dışarı atmak ve kendi kendine kalmak, toprak ve kendisiyle...
Filmde Nasuhi iki karakterle karşılaşıyor. Biri onun uzun yıllar yaşadığı yerde kalan bir kız. Diğeri de onun doğduğu yerden bir oğlan. İkisi de onun inançlarından etkilenmemiş, yeni yetişen kuşaklar. Neden Nasuhi ile bu iki kişi karşılaştı?
Yeni dünya düzeninde genel olarak gençlere dayatılan ve onların yaşamaları istenilen hayat böyle bir hayat. Bu hayat işte aslında başka bir hayatı bitiriyor. Sona erdirmek istediği hayat da Nasuhi'nin. Onun dünyası. O yüzden o ihtiyarla o gençler arasında böyle bir çatışma var.
Nasuhi toprak satıldıktan sonra yoluna devam ediyor. Gençler etkilenmiyor. Etkilenseler bile yollarına devam ediyorlar.
Etkileniyorlar, çocuğun etkilendiğini görüyoruz. Kız için de şöyle birşey var. Kız çok gerçek bir noktada birşey algılıyor. Nasuhi'ye gelince. Filmin son karesinde çok yaşlı bir zeytin ağacı vardır. Aslında o bitiş bana göre sonsuza doğru bir gidiş. Yani Nasuhi'nin sonu hakkında benim de çok bir tahminim yok. Yeni bir hayat kurmak gibi bir fikir yok ama öyle birşey yaratmak istedim ki zihinlerde devam etsin o.
Filmde hiçkimse birbirinden etkilenmiyor...
Evet, herkes kendi yoluna gidiyor. Herkes bir yola gidiyor ama gittiği yol aslında kendi yolu mu yoksa başka şeylerin yolu mu başkalarının yolu mu, başka şeylerin yolu mu orası biraz muğlak. Evet, Selim Amerika'ya kız da babasını bulmaya gidiyor.
Filmle vermek istediğiniz ne?
Herkes kendine, kendi bulunduğu yere şöyle bir baksın istedim. Bu filmi biraz bunun için yaptım. Neredeyiz? Ne yapıyoruz? Bunu biraz bilip, sorgulayalım istedim. Gençler özellikle de kentli gençlerin düşünmediklerini düşünüyorum. Çok özenti yaşadıklarını düşünüyorum ve o durumun da aslında uzun vadede onlara çok acılar çektireceğini düşünüyorum. Ve Nasuhi gibi bir karakterin aslında en önemli yaptığı şey bana göre karşıdakileri ayrı tutması.
Siz reklamla ilgileniyorsunuz. Ve son dönemlerde reklam ve sinema sektörü çalışanları açısından çok iç içe. Bu sinemayı nasıl etkiliyor?
Üç yıldır reklam filmi çekmiyorum. Çünkü reklam sektöründe bulunmanın insanların duyarlılıklarını çok ciddi şekilde sarstığını, azalttığını düşünüyorum. Ama işte ekonomik şartlar gereği insanlar o sektör içerisinde de bir şekilde çalışmak zorundalar. Sinemanın çok ayrı bir sanat dalı olduğunu düşünüyorum ben. Reklam mantığının sinemayı çok hırpaladığını, kendi dilini bulmasına engel olduğunu düşünüyorum. Sinemanın, reklamın ya da televizyonun çok farklı alanlar olduğunu biliyorum.
Herkes Kendi Evinde'den neler bekliyordunuz? Nelerle karşılaştınız?
Herkes Kendi Evinde bir kere çok uzun süre yapılmayı bekledi. Bütün yapımcılar reddetti, sinemada prim yapmaz dediler. Para bulamadım falan filan, böyle bir süreç yaşadım. Böyle zorluklar yaşadım ve o anda beklentim bu filmi yapabilmek oldu zaten. Bu filmi yapabilmiş olmak benim için bu tür bir beklentiyi ortadan kaldırdı. Filmin içerik ve biçim olarak nasıl olduğu beklentime gelince. Yüzde yetmiş oranında beklentilerim yerine geldi diye düşünüyorum.
Uzun bir süre beklediğinizi söylediniz. Oysa şimdi bir sürü Türk filmi çekiliyor, siz neden bu kadar beklediniz?
Çünkü televizyonu kullanıyorlar, televizyondan geliyorlar zaten. Televizyon popülaritesini kullanıyorlar. Bir takım skeçleri aslında film gibi sıralıyorlar, filme benzer birşey yapıyorlar. Halk da onları zaten biliyor, bir de sinemada gidip izliyorlar. Böyle olunca beklemeleri de gerekmiyor zaten çok fazla. Medyatik insanlarla çalışıyorlar, yapacak birşey yok. Başka türlü birşey yapmak istiyorsanız, başka türlü düşünüyorsanız bunun cefasını çekeceksiniz.
www.evrensel.net