Herkes kendi yolunda...

Semih Kaplanoğlu'nun ödüllü filmi "Herkes Kendi Evinde", Yeni Dünya Düzeni'nin ardından daha çok tartışılmaya başlanan gitmek-kalmak, yerel-küresel, geçmiş-gelecek gibi tartışmaların içinde değerlendirilebilecek bir yapım.

Herkes kendi yolunda...
Şenay Aydemir
Yeni Dünya Düzeni, seyahat özgürlüğü, globalizm, küreselleşme, postmodernizm vb. kavramlar 90'lı yıllardan itibaren günlük hayatın bütün alanlarında işlendi. Küreselleştiği iddia edilen dünyada, iletişimin, ulaşımın artık kuş uçuşu mesafelere ve mikro zamanlara indiği söylenip duruyor. Öyle ki eğer olanağınız varsa, sabah kahvaltısını Hong Kong'da bir kafede yapabilir, öğlen yemeğinde Paris'te bulunabilir, gece New York'ta bir davete katılabilirsiniz. Olanağınız varsa, dünya sizin için gerçekten küreselleşmiş de sayılabilir.
Eğer birçok ülkeye yayılmış, büyük bir şirketin bünyesinde iseniz, sizin için yerel olan hiçbir şey yok da denilebilir. Yeriniz, yurdunuz, toprağınız olmaz... Siz artık küreselsiniz demektir.
Semih Kaplanoğlu'nun ilk gösterimi İstanbul Film Festivali'nde gerçekleştirilen ve festival izleyicisinden beğeni kazanan filmi "Herkes Kendi Evinde", gitmek-kalmak; mekân ve yerel olanlar üzerine değinmeler içeriyor.
Festivalde "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" filmiyle birlikte En İyi Film seçilen "Herkes Kendi Evinde", günümüz dünyasının kimlikleri üzerine bir çözümleme denemesi aynı zamanda.
Semih Kaplanoğlu'nun senaryosunu da yazdığı filmde, Tolga Çevik, Erol Keskin, Anna Bielska, Şükran Güngör ve Cüneyt Türel rol alıyor.
Nasuhi (Erol Keskin), yıllar önce topraklarını bırakmış ve Sovyetler Birliği'ne kaçmıştır. Şimdi bıraktığı toprağına geri dönerken, yeğeni genç Selim (Tolga Çevik), kura sonucu vatandaşlığını kazandığı ABD'ye, yani yeni bir hayata doğru yola çıkmak üzeredir.
Çocukluğundan beri ayrı kaldığı uzunyol kaptanı babasını İstanbul'da aramak için evinden kaçan Rus kızı Olga (Anna Bielska) ise babasının artık Sydney'de yaşadığını öğrenir. Avustralya'ya gitmenin maddi olanaklarını ararken başı derde girer.
Perişan bir haldeki Olga'yı Nasuhi bulur. Olga da böylece kahramanlarımıza katılır. Bu üç karakter, Nasuhi'nin elli yıl önce yola çıktığı Ege kasabasına birlikte giderler. Selim'e miras kalan zeytinlik ve içindeki taş ev, Nasuhi için yeryüzündeki tek sığınaktır. Selim içinse Amerika'ya yanında götürebileceği tek servettir. Selim bir karar vermek zorundadır: ya Türkiye'deki tek kökünü, yani o evi ve toprağı satacak, ya da köklerin peşindeki Nasuhi'ye bırakacaktır...
Filmin bu üç kahramanı kimliklerinin oluşum süreçlerini çok farklı tarihsel süreçlerde gerçekleştirmişlerdir. Selim, günümüz orta sınıf karakterini temsil eder. Yirmili yaşlarında, ortalama gelirli; evi, arabası ve düzenli bir ilişkisi olan biridir. Ancak, anne ve babasının ölümünden sonra gittikçe daralan bir dünyada bulmuştur kendini ve kendisinin de neden yaptığını pek bilmediği bir biçimde Amerika'ya gitmeyi istemektedir. Sanki, orada bütün sorunlarının çözüleceğini düşünür.
Olga ise, kendilerini terk eden babasının peşindedir. Olga aslında, parçalanmış ailesinin izini sürerken, koskoca bir ülkenin izini de arar.
Nasuhi yeğeninden farklı olarak İkinci Dünya Savaşı yıllarında idealleri uğruna ülkesini terk edip Sovyetler Birliği'ne gitmiş, bir süre tutuklu kalmış, ardından da savaşta bulunmuştur. Şimdi Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra o da kendi izlerini aramak üzere ülkesine dönmüştür.
"Herkes Kendi Evinde", Nasuhi ve Selim'in kimliklerinde, iki ayrı dönemin iki ayrı gidişini de eleştirerek, ağırlığını kalmaktan yana koyuyor. Nasuhi'nin harabe bir evi ve talan edilmiş bir bahçeyi yeniden düzenleme çabasıyla, Selim'in Amerika'ya gitmek için biricik şansının bu ev olması arasındaki gerilim, yerel olanla küresel olan arasındaki çatışmanın da küçük bir göstergesi aynı zamanda. Nasuhi'nin ne yaptığını bilen toprağa bağlılığı ile, Selim'in Amerika'ya neden gideceğini bilemezliği arasındaki gerilim aynı zamanda iki kimliğin de çatışmasını su yüzüne çıkarıyor.
Ancak yönetmen Semih Kaplanoğlu, karakterlerini iyi kurarak yakaladığı avantajı, durumu oluruna bırakarak kaybediyor. Film boyunca devam eden çatışmalar, gerilimler yeni bir durum yaratmak için kullanılamıyor. Belki de bu bilinçli bir tercih. Herkesin kendi yolunu tercih etmesindeki kayıtsızlık, filmin adında saklı gibi duruyor.
www.evrensel.net