Diplomalı işsizlerin yeni umudu: KMS

Diplomalı işsizlerin yeni umudu: KMS

Öğretmenlik, müfettiş yardımcılığı, kaymakam adaylığı gibi devlet görevlerine alınacak memur adaylarına yönelik yapılacak Kurumlar İçin Merkezi Eleme Sınavı'na (KMS) başvurular önceki gün sona erdi.

Diplomalı işsizlerin yeni umudu: KMS
Koray Karaermiş
Öğretmenlik, müfettiş yardımcılığı, kaymakam adaylığı gibi devlet görevlerine alınacak memur adaylarına yönelik yapılacak Kurumlar İçin Merkezi Eleme Sınavı'na (KMS) başvurular önceki gün sona erdi. Onbinlerce insan KMS'ye girebilmek için 30 Nisan'dan bu yana yurdun dört bir yanındaki ÖSYM bürolarının önünde uzun kuyruklar oluşturdular. Saraçhane'deki ÖSYM İstanbul bürosunun önü de başvuruların son gününde sabahın erken saatlerinden itibaren kuyruğa giren memur adaylarıyla doldu.
'Devlet kapısında iş bulma' umuduyla kuyrukta bekleyen üniversite mezunları, 25 milyon TL'yi bulan başvuru masraflarından şikayetçi. Adayların bir başka sıkıntısı ise sınavın yalnızca Ankara'da yapılacak olması.
Bir kez daha şanslarını deniyorlar
Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu Ergun Köroğlu, özel sektörde iş bulamadığı için sınava başvuran adaylardan biri. Sınavı kazanırsa öğretmen olmak için tekrar başvuracak. Daha önce açılan devlet memurluğu ve öğretmenlik sınavlarını kazanmış ancak bir sonuç alamamış; "Şimdi umut KMS sınavında" diyor ama aslında pek umudu yok. Ankara'daki sınav stadyumda olursa gitmeyeceğini kaydeden Ergun, sınavın salonlarda yapılmasını istiyor.
İhsan Uygur Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Bu tür bir sınava ilk kez başvuran Uygur, uzun zamandır işsiz. Askerdeyken krizin patladığını söyleyen Uygur şimdi durumun daha da kötü olduğunu anlatıyor. 'İş bulma umudun var mı?' sorusuna "Hiçbir zaman olmadı ki. Ama çıkmadık can da umut vardır diyoruz, başvuruyoruz" cevabını veriyor. Uygur, 'devlet kapısında' iş bulma ümidinin daha fazla olduğunu söylüyor. Büronun hemen önündeki parkın, formlarını dolduran adaylarla doldurulduğu gözümüze çarptı.
Erman Kurt parktaki banklardan birine oturmuş form dolduruyor. Şu anda işsiz olduğunu öğreniyoruz. İstanbul Teknik Üniversitesi Jeoloji bölümü mezunu olan Kurt, geçen yıl mühendis olarak çalıştığı özel bir inşaat firmasından çıkarılmış. Kurt; "Umut fakirin ekmeğidir derler, başvuruyoruz işte" diyor ve ekliyor; "Üniversite mezunu olan kimse devlet memuru olmak istemez ama görüyorsunuz işte, denize düşen yılana sarılır". Kurt, başvuru sırasında yaşanan izdihamı rezillik olarak nitelendiriyor; "Burada binlerce insan var. Hepside üniversite mezunu. Bu kadar insanın koyun sürüsü gibi burada beklemesi rezil bir durum"
Hasan Keleş daha önceki sınavları kazandığı halde ataması yapılamayanlardan. Şansını bir daha denemek için giriyor sınava. Karadeniz Teknik Üniversitesi mezunu olan Hasan özel bir şirkette muhasebeci. Sınav için; " % 10-20 umuda umut denebilirse yani" diyor Hasan.
'Devlet üniversitesine güvenmiyor'
Başvuru için sıra beklyen Mehmet Özağaçkaya "15 yıl okuyorsun emeğinin karşılığı bu işte. Bu sınav demek oluyor ki devlet kendi yetiştirdiği öğrencilerine, üniversitelerine güvenmiyor. Diyorki ben seni bir daha sınava tabi tutacağım. Bu anlama geliyor. Devleti soyup hortumluyorlar. Halktan aldıklarıyla açıkları kapatıyorlar. Burası Türkiye" diye konuşuyor. Gökhan Doğan İTÜ Metalürji ve Malzeme Mühendisliği'nde öğrenci. Sınava girmesinin amacını; "Özel sektörde iş bulamassam, alternatif olarak belki olursa olur diye başvuruyorum. Boşta gezmekten iyidir" sözleriyle açıklıyor. Ekonomik krizden dolayı iş bulma olasılığının olmadığını kaydeden Doğan, Mühendislerin bu sıralar, yoğun bir şekilde çıkarıldığını anlatıyor.
Sınav 7 ve 8 Temmuz'da
Bu yılki sınava bir lisans programını bitirenlerle, kamu kurumlarına başvurduklarında lisans programından mezun olabilecek durumda bulunan adaylar katılabiliyor. 7-8 Temmuz 2001 tarihlerinde, sabah ve öğleden sonra olmak üzere dört oturumda Ankara'da gerçekleştirilecek olan KMS sınavının sabah oturumları 09.30'da, öğleden sonraki oturumlar ise 14.30'da başlayacak. KMS sonuçları sınav tarihinden itibaren iki yıl geçerli olacak. Kamu kurum ve kuruluşları atamaları hangi genel ve özel şartlara göre yapacaklarını basın yoluyla verecekleri ilanlarla duyuracaklar. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


En büyük hediye yaşam
Tuna Arıgüç
Doğurup binbir zahmetle büyüttükleri evlatlarının adım adım ölüme gidişlerini ve sakat kalışlarını izleyen tutuklu anneleri, bu "Anneler Günü"nde ne mütavazi bir çiçek ne de bir hediye alabilecekler. Onlar için Anneler Günü, üzerlerine titreyerek büyüttükleri çocuklarının eriyen bedenlerini koruyup kollamaya çalışarak geçirdikleri günlere eklenen acı bir gün daha olacak yalnızca. Yürekleri tetikte, gelecek haberlere kilitlenmiş anneler için bu yılın tek hediyesi, çocuklarının "hayatta kalabilmesi".
Düşler de yok oluyor
Niğde'den Ankara Numune Hastanesi'ne getirilen tutuklu Başak Otlu'nun annesi Fadime Otlu, "Başak ayağında zincirle yatıyor, kendinde değil" sözlerini sarfederken gözyaşlarını güçlükle tutuyor. Duygularını sözlerle ifade etmekte zorluk çeken anne Otlu'nun diğer kızı Çiçek de cezaevinde. Fadime Otlu da diğer anneler gibi günlerce Adalet Bakanlığı'ndaki görüşmeleri izledi, basın açıklamalarına katıldı ve hep "Çözüm istiyoruz, çocuklarımızın ölümünü seyretmek istemiyoruz" dedi. Başak'ın Niğde'de hastaneye kaldırılışından beri refakatçi olabilmek için oradan oraya koşturan anne Otlu, "Artık söyleyecek sözümüz kalmadı" diyor. Otlu, Başak'ın ölüm orucuna başlarken yazdığı mektubu yanından ayırmıyor. Mektupta Başak, annesine "Say ki yanındayım, iş dönüşü sana çay demledim, ellerini öpüyorum" diye sesleniyor ama, anne Fadime Otlu, hafızasını yitiren kızını yanında, elini öperken sayamıyor, düşleyemiyor.
Anneler de ölüyor!
Kadriye Yıldırım da, "İki oğlum da cezaevindeydi. Şimdi biri hastanede öteki Sincan'da. Ali gözümün önünde eriyor, Bülent Sincan'da dayak yiyor. Ben Adana'dan geldim. Evimi, barkımı unuttum. Bir anne olarak dayanamıyorum, ben onlardan fazla kendimi kaybettim" sözleri ile yaşadıklarını özetliyor.
Numune Hastanesi'nde bulunan tutuklu Ersin Eroğlu'nun annesi Ayşe Eroğlu, oğlunun ziyaret sırasında verdiği çiçekleri sıkı sıkı tutarak şunları söylüyor; "İçim yanıyor, oğlumun ölümünü izliyorum. Erimiş, küçücük kalmış. Anneler Günü için, odasındaki çiçekleri bana verdi. Onun yanında ağlamadım ama zor attım kendimi dışarı."
Sözler yetersiz kalıyor
Ölüm orucundaki tutuklu Hakan Baran'ın ablası Nagihan Baran ise çocuklarını Tunceli'de bırakarak kardeşini görmeye geldiğini anlatarak, "Hakan'ı bu halde görünce güç tuttum kendimi. Sık sık oğlumu sordu, yeğenini görmek istediğini söyledi. Hafızası gidip, geliyor. Evde, oğlum da dayısını soruyor. Annem çok yaşlı, bilmiyor Hakan'ın ölüm orucunda olduğunu, söylesek yüreği dayanmaz" sözleri ile duygularını dile getiriyor.
Wernike Korsakoff teşhisli tutukluların anneleri ise evlatlarının çocuklaşmasını korku ve endişeyle izliyorlar. "Büyütüp yetiştirdik, onlar bir çocuk gibi oyun oynuyorlar. Gözümüzün önünde hafızalarını yitirdiler. Son yılları hatırlamıyorlar, bizi bile çoğu kez tanımıyorlar. Acımızı anlatmaya söz yetmez" sözleri ile yaşadıkları travmanın boyutunu gözler önüne seriyorlar.
www.evrensel.net