Amerika

Amerika'nın fotoğrafla öyküsü

Amerikan fotoğrafının 20. yüzyıl boyunca kaydettiği görüntülerin bir özeti olan sergi, aslında ABD'nin Dünya çapında emperyalist bir güç haline gelmesinin görsel hikayesi.

Amerika'nın fotoğrafla öyküsü
Koray Karaermiş
Ellis Adası'na çıkan göçmenlerin tedirgin yüz ifadeleri... Wright kardeşlerin uçuşu... Empire State binasının inşaatı... Büyük bunalımda bedava ekmek için sırada bekleyenler... Omaha sahilinde karaya çıkan askerler... Nükleer patlamanın ardından oluşan mantar bulutu... Lyndon Johnson'ın başkanlık yemini... Vietnam Da-Nang'da genç bir deniz piyadesi... Ay'da ilk ayak izleri... Basra körfezinde savaş....
Amerika'nın ilk kareleri
Bu fotoğraflardan bazılarını çok iyi tanıyoruz. "Birleşik Devletler Ulusal Arşivinden seçmelerle Amerikan fotoğrafının 100 yılı" adlı sergide görebileceğimiz bu yapıtlar ABD'nin Dünya'nın patronu olmasının foto hikayesi aslında.
Amerika'ya fotoğrafı, daha doğrusu o zamanki adıyla Daguerreotype'yi ilk getiren kişi telgrafın mucidi Samuel Morse'ydi. Ders verdiği New York Üniversitesi'nin penceresinden çektiği ilk Daguerreotype'ler Amerikan fotoğrafının ilk kareleri oldu. 1850'li yıllara gelindiğinde yalnızca New York'da 100'e yakın profesyonel stüdyo vardı. Amerikalı fotoğrafçılar 19. yy'ın ikinci yarısından başlayarak sefaleti, savaşları, toplumsal felaketleri de fotoğraf karelerine yansıtmaya başladılar. Örneğin Jacob Riis'in 1889'da New York'un doğusundaki bakımsız ve sefil apartmanlarda yaşayan kalabalık aileleri konu aldığı fotoğraflar gazetelerde gravür tekniği ile yayınlandığında büyük tepkiye neden olmuştu. Amerikanın fotoğraf'a getirdiği en büyük teknik yenilik, 1888'de George Eastman'ın "En küçük, en hafif, en kolay" diye tanımladığı Kodak kameralarını piyasaya sürmesi oldu. Elde taşınabilen bu ilk kameralar fotoğraf teknolojisinde yeni bir dönem açtı. Amerika'da fotoğrafın bir sanat olarak gelişmesi ve büyük bir yükseliş grafiği göstermesi 20.yy'lın başlarında oldu.
Sergi tarihsel sıraya göre ilerleyen çeşitli dönemlere ayrılmış."Yeni bir yüzyıl" adlı ilk bölümde fotoğrafçıların büyük sosyal değişimlerin yaşandığı ve giderek bir endüstri devine dönüşen ülkeyi kaydettikleri gözleniyor. Kentler gelişmenin olduğu kadar, yoksulluğunda merkeziydi. Bu yıllardaki yoksulluğu ve sınıf çelişkilerini belgeleyen fotoğrafların altında Dorothea Lange ve Lewis Hane gibi imzaların öne çıktığı görülüyor. "Büyük Savaş ve Yeni Dönem" isimli ikinci bölümde, Hükümetin fotoğraflarla Amerika'lıları savaşın bir yurtseverlik coşkusu olduğuna ikna etmeye çalıştığı hissediliyor.
Aynı kriz!
"Büyük Bunalım Dönemi" fotoğraflarına baktığımızda, ülkemizin bugünkü haliyle ne kadar benzer görüntüler olduğunu hayretle izliyoruz. İşsiz insanların çaresiz bakışları... Bir mağaza vitrininin kenarına oturmuş yaşlı dilencinin görüntüsü... Bedava yemek kuyruğunda bekleyen insanlar... Maaş ikramiyelerinin ödenmesi için polisle çatışan göstericiler...vb gibi.
"Alevler İçinde Bir Dünya" başlıklı bölüm, ABD'nin 2. Büyük Paylaşım Savaşına girmesiyle savaşın yayıldığı tüm cephelere gönderdiği kendi insanını nasıl bir cehennemin ortasında savaşmak zorunda bıraktığını belgeliyor. "Savaş sonrası Amerika" adlı bölümdeki fotoğraflara bakıldığında ise, bir soğuk savaş taktiği olarak, ABD için olumlu bir imaj çizildiği görülüyor. Bu fotoğraflarda Amerika ideal bir ülke gibi gösteriliyor adeta. Sergideki son bölümün adı "Yüzyılın sonu". Bir önceki bölümdeki iyimserlik artık yok oluyor. ABD'nin Vietnam halkına karşı giriştiği emperyalist savaşı gösteren kareler çok çarpıcı. Savaştan usanmış gözlerini 'Neden' diye sorarmışcasına göklere kaldıran Amerikan deniz piyadesinin duruşu...Vietnam karşıtı bir gösteri de Pentagon'da görevli askeri inzibata çiçek uzatan kadın gösterici... Çelik fabrikalarının yanındaki zenci mahallesi... Başkan George Bush'un Basra körfezine gitmekle görevlendirilen askerlere şükran yemeği vermesini gösteren karedeki yapmacık sırıtması...gibi. Galatasaray Sermet Çifter Kütüphanesi'ndeki sergi 19 Mayıs'a kadar açık kalacak.
www.evrensel.net