Ölüm orucu hafızaları sildi!

Ölüm orucu hafızaları sildi!

Adalet Bakanlığı'nın, sağlık sorunları üzerinden pazarlık yürütmesini eleştiren aileler, tutukluların karar alabilecek durumda olmadıklarına dikkat çektiler.

Ölüm orucu hafızaları sildi!
Tuna Arıgüç
Ölüm orucuna katılan pek çok tutuklunun hafızası, Wernike Korsakoff sendromu nedeniyle silindi. Bilincini ve hafızalarını yitiren tutukluların tedaviyi kabul ettiği yönünde çıkan haberler, ölümleri seyreden Adalet Bakanlığı'nın cezaevlerinde tecride son verecek çözümler üretmek yerine, şimdi de sağlık sorunları üzerinde pazarlık yürüttüğünü ortaya koydu.
Numune Hastanesi'nde bir süre kalan Wernike Korsakoff teşhisli Hatice Yazgan'ın tedaviyi kabul ettiği yönünde çıkan haberlerin inandırıcı olmadığını belirten tutuklu yakınları, bakanlığın ölüm oruçlarında sorunu çözmek yerine bilinci yerinde olmayan tutuklular üzerinden pazarlık yapmayı sürdürdüğünü ifade ettiler. Gazetemize açıklama yapan Hatice Yazgan'ın kardeşi Fatoş Yazgan, Hatice'nin bilincinin açık olmadığını, dolayısıyla tedaviyi kabul etmek ya da etmemek yönünde bir karar alabilecek durumda olmadığını belirterek, tedavinin kabulü yönünde aile üyelerinin de herhangi bir belge imzalamadığını kaydetti.
Yazgan tahliye edildi
Hatice Yazgan'a yaklaşık iki ay önce Wernike Korsakoff teşhisi konması üzerine avukatı, cumhuriyet başsavcılığına, CMUK'un 399'uncu maddesi uyarınca cezanın ertelenmesi yönünde başvuruda bulunmuştu. Hafızasının son yılları silinen, bir çocuğun davranışlarına bürünen Yazgan, bu başvuru üzerine önceki gün tahliye edildi. Cezası altı ay ertelenen Yazgan'ın tedavisi mümkün değil. Yazgan'ın tahliyesinin ardından "Tedaviyi kabul eden tutuklunun cezası ertelendi" yönünde haberler gün içinde sık sık verilmişti.
Tutuklu yakınları, bu haber karşısında şaşkınlıklarını gizleyemeyerek, "Burada Hatice gibi bir çocuk aklına bürünen tutuklular var. Hiçbirinin bilinci yerinde değil, ne olduklarını bilmiyorlar, değil tedaviyi kabul etmek bulundukları durumun farkında bile değiller" dedi. Tutuklu yakınları bu tür haberlerle Adalet Bakanlığı'nın cezaevlerinde tecrit ve izolasyonu ortadan kaldırmak ve tutuklularla diyalog sürecini başlatmak yerine, sakat kalanların tedaviyi kabul etmesi üzerinden pazarlık hesaplarını sürdürdüğü yorumlarını yaptılar.
Hastanede oyun bahçesi
Numune Hastanesi'nde mahkûm koğuşunda bulunan tutuklulardan Barış Kaya ile Eylem Yeşilbaş, bulundukları yerin farkında değiller ve beş yaşındaki bir çocuğun davranışlarına sahipler. Barış ve Eylem, oyunlar oynuyor, kendileriyle ilgilenen arkadaşlarına bağlanıyor ve kimi zaman ailelerini tanımıyorlar. Tutuklu yakınları, Barış'la bir süre ilgilenen tutuklu Orhan Gül'ün taburcu olduktan sonra Barış'ın günlerce ağladığını ve yemek yemediğini anlatıyorlar. Hatice Yazgan'ın da bir süre bulunduğu mahkûm koğuşunda bu üç tutuklunun sürekli oyunlar oynadıklarını ve geçmişlerini hatırlamadıklarını söyleyen tutuklu yakınları, "Onları görünce gözlerimize inanamıyorduk. Birbirlerini hatırlamıyorlardı, nerden geldiklerini ve niçin burada bulunduklarını bilmiyorlardı. Hastanedeki eşyalarla bir oyuncakmış gibi oynuyorlardı" sözleri ile Wernike Korsakoff teşhisli tutukluların durumunu özetliyorlar.
Kendini depremzede sandı
Hafıza kaybı olan tutuklular sadece Hatice Yazgan, Barış Kaya ve Eylem Yeşilbaş ile sınırlı değil. Atılcan Saday, son 3-4 yılını hatırlamıyor. Bilincini kaybettikten sonra yapılan tıbbi müdahalenin ardından kendini bir süre depremzede zanneden Atılcan Saday, bilincinin gidip geldiği sıralarda kendisine ölüm orucunda 100 günü aştığı söylendiğinde, "O kadar gün aç kalınır mı, yalan söylüyorsunuz" sözleri ile karşılık vermişti. Cezaevi operasyonunu ve sonrasını hatırlamayan Atılcan, her sabah uyandığında güne nasıl başlayacağını düşünüyor, yapılması gerekenleri hatırlayamıyor.
Ölüm orucunun tahribat yarattığı diğer bir tutuklu Haydar Baran ise açlık grevinde olduğunu söyleyerek, serum takılmasına izin vermiyor, ancak süt, bisküvi gibi yiyecekleri reddetmiyor. Baran, serum takılması için kendisini ikna etmeye çalışan doktorlara, ailesine ve arkadaşlarına tepki gösteriyor.
Numune Hastanesi'nden Sincan F Tipi Cezaevi'ne gönderilen Özgür Soner'in babası Abdullah Soner, oğlunun yakın geçmişi sık sık unuttuğunu belirterek, "Sağlık durumunu anlayamıyoruz. Dünü unutuyor, çok eskileri hatırlayabiliyor" sözleri ile Özgür'ün durumunu özetliyor. Niğde Hastanesi'nde bulunan Başak Otlu da birkaç gün önce hafızasını yitirdi. Otlu, nerede olduğunu bilmiyor ve kimseyi tanımıyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Emekçiler peşkeşe hayır diyor
IMF dayatmasıyla satılığa çıkartılan Türk Telekom üzerinde pazarlıklar sürerken, işçi ve emekçiler dün İstanbul ve İzmir'de yaptıkları eylemlerle "Özelleştirmeye hayır" dediler. İstanbul'da Telekom'un özelleştirilmesine ve MHP kadrolaşmasına karşı EMO, Haber-Sen ve Haber-İş tarafından ortak eylem yapıldı. Gayrettepe Telekom Başmüdürlüğü önünde yapılan eylemde Telekom emekçileri, "Özelleştirme ve sürgünlere hayır", "Telekom vatandır, vatan satılamaz", "Telekom'u çokuluslu şirketlere teslim etmeyeceğiz", "Telekom'u IMF ve sermayeye teslim etmeyeceğiz" yazılı pankartlar açtılar.
Haber-Sen Genel Başkanı Kemal Keleş, Telekom'un özelleştirmesine ülke geleceği için karşı çıktıklarını belirterek, "Telekom'un özelleştirilmesine karşı çıkmak vatan hainliğiyse, vatan hainliğine devam edeceğiz" dedi. Telekom'un yüzde 1'inin bile satılmasının "vatana ihanet" olduğunu vurgulayan Haber-İş 1 No'lu Şube Başkanı Levent Dokuyucu da, bu mücadelenin sadece İstanbul'la sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, Haber-İş Genel Merkezi'ni eleştirdi. Dokuyucu, IMF programının dayatması olan tüm saldırılara karşı Emek Programı'na sahip çıkılmasının önemini dile getirdi. EMO İstanbul Şube Başkanı Gazi İpek de özelleştirmeye karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.
Eyleme, Tez Koop-İş 2 No'lu, Yol-İş 1 No'lu, Harb-İş İstanbul, TEKSİF Bakırköy şubeleri ve Sümerbank işçileri ile Enerji-Yapı Yol Sen, SES Şişli ve BES 2 No'lu şubelerden yönetici ve üyeler katıldı.
Ortak tavır çağrısı
İzmir'de çeşitli sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler ve odalar tarafından geçtiğimiz günlerde yeniden işlerlik kazandırılan İzmir Özelleştirme Karşıtı Platformu, ilk eylemini Gümrük Telekom önünde gerçekleştirdi. "Telekom'u çokuluslu şirketlere teslim etmeyeceğiz" pankartını taşıyan emekçiler, "IMF defol, bu memleket bizim", "İşçi memur el ele, genel greve" sloganlarını attılar.
Haber-Sen İzmir Şube Başkanı Ali Yılbaşı, eylemde yaptığı konuşmada, 10 yılı aşkın bir zamandır özelleştirilmek istenen Telekom'la ilgili gelişmelerin kritik bir aşamaya geldiğini belirterek, "Hazırlanan tasarı yasalaşır yasalaşmaz kurumumuzun tüm yönetimi özel sektörde olacaktır. Kamu payı yüzde 51'in altına düştüğünde işgüvencemiz yok olacaktır. Hisselerin hangi oranda, kime ve kaça satılacağı belirsizdir. Kemal Derviş maddi varlıkları 50 milyar doların üzerinde olan kurumu 5-6 milyar dolara satmaya çalışarak dolar getirmeye değil, götürmeye hazırlanıyor" dedi.
İşkollarındaki sendikalara özelleştirmeye karşı ortak tavır alma çağrısını yineleyen Yılbaşı, "Kendi geleceğimize sahip çıkmazsak kimseyi yanımızda göremeyiz" dedi. Yılbaşı, önümüzdeki günlerde tüm ülkeden Ankara'ya yürüyeceklerin, üretimden gelen gücün kullanılması da dahil her türlü eylemi yapacaklarını bildirdi.
www.evrensel.net