Manisa

Manisa'da çocuklara yine 'özel muamele'

Manisa Emniyeti şimdi de 14 yaşındaki bir çocuğu, okul duvarına siyasi içerikli yazılar yazdığını iddia ederek gözaltına aldı.

Manisa'da çocuklara yine 'özel muamele'
Kamuoyunda Manisalı Gençler olarak bilinen çoğu lise öğrencisi 16 genci gözaltına alıp, işkence yaparak adını duyuran Manisa Emniyeti, bu sefer de 14 yaşında bir çocuğu 'okul duvarına siyasi içerikli yazı yazdığı' gerekçesiyle gözaltına aldı. Kanıt olarak çocuğun tırnaklarının içinde duvardaki yazıyla aynı renkte boya bulunması gibi komik bir gerekçe gösteren polisler, çocuğun sorgusunda 'örgüt üyesi' olduğunu 'itiraf ettiğini' savundu.
Manisa'da skandal bitmiyor
Adını Manisalı Gençler davasıyla duyuran Manisa Emniyeti'nde skandal bitmiyor. Aralık 1995'te, DHKP-C üyesi oldukları iddiasıyla çoğu lise öğrencisi 16 genci gözaltına alarak işkence yapan; Ocak 1998'de, N.B. ve E.B. isimli 14 yaşlarında, iki kız çocuğunu gözaltına alarak onlara cinsel tacizde bulunan Manisa Emniyeti, dün de 'Okul duvarına siyasi içerikli yazı yazdığı' gerekçesiyle 14 yaşında bir çocuğu gözaltına aldı.
14 yaşındaki B.G. gözaltında
Manisa Almış Şentürk Endüstri Meslek Lisesi yetkilileri, Manisa Emniyeti'ni arayarak, okulun atölye kısmının duvarına siyasi içerikli yazı yazıldığını ihbar ettiler.
Polisler olay yerine giderek incelemeye başladılar. Burada D.G. adlı 11 yaşındaki kızla konuşan polislerin yanına, kızın ağabeyi 14 yaşındaki B.G., kızkardeşini almak üzere yaklaştı. Polis, B.G'nin ellerinde ve tırnak içlerinde, duvara yazılmış yazıyla aynı renkte boya gördü ve B.G.'den şüphelendi! İddiaya göre bu sırada polise hakaret ederek yumruk atan B.G. kaçmak isterken gözaltına alındı. 'Sorgu' yöntemleri daha önce Manisalı Gençler davasında ortaya çıkan Manisa Emniyet Müdürlüğü, olayın ardından yaptığı açıklamada da 'B.G.'nin, okul duvarına siyasi içerikli yazıyı yazdığını ve bazı örgütlerle ilgisinin olduğunu itiraf ettiği'ni söylediler.
Polisler B.G'nin evinde, savcılık izniyle yapılan aramada ise bazı yasak yayınlar ele geçirildiğini iddia ettiler.
Manisalı gençlere ne olmuştu?
Manisa Emniyeti, 26 Aralık 1995 tarihinde DHKP/C örgütüne yönelik operasyon yaptığını söyleyerek, çoğu lise öğrencisi 15 genci gözaltına almıştı. Gözaltındayken ağır işkencelere maruz kaldıkları raporlarla kanıtlanan gençlere işkence yaptıkları gerekçesiyle çeşitli hapis cezalarına çarptırılan 10 polis memuru hakkındaki hüküm ise "sanık avukatlarının savunma hakkının kısıtlanması" gerekçesiyle Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nce bozulmuştu. İzmir DGM'de yargılanan ve beraat eden Manisalı Gençler, dava süresince sık sık 'ifadelerinin yoğun baskı altında alındığını' söylemişlerdi.
İki çocuğa işkence de yapılmıştı
9 Ocak 1998 tarihinde de 14 yaşlarındaki iki kız çocuğu İzmir İnsan Hakları Derneği (İHD)'nde bir basın açıklaması yapmışlar ve Manisa Emniyet Müdürlüğü'nde işkence gördüklerini söylemişlerdi. N.B. ve E.B. adlı kızlar, açıklamalarında Manisa'ya teyzelerini ziyaret için gittiklerini söylemişler ve başlarından geçenleri şöyle anlatmışlardı: "Çarşıdan oyuncak alırken, sivil giyimli iki kişi tarafından yakalanarak, karakola götürüldük. Cinsel tacize uğradık. Polisler bize 'Manisa'nın işkencedeki şöhretini duymadınız mı? Türkiye'de işkence biter, Manisa'da bitmez' diyerek bir daha Manisa'ya gelmememizi söyledi." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Ölümü adım adım izlediler
Tuna Arıgüç
Cezaevlerinde tecrit ve izolasyona karşı başlatılan ölüm oruçlarında üçüncü mevsime girilirken, yeni ölüm haberleri umutsuzluğu ve çaresizliği artırıyor. Ankara Numune Hastanesi'nde dün yaşamını yitiren Cafer Tayyar Bektaş'ın Babası Zeynel Bektaş, günlerce Adalet Bakanlığı ile yapılan görüşmeleri yüreği tetikte izledi, bekledi. Baba Bektaş, son ana kadar ölümlerin engellenmesi için kitle örgütlerini dolaştı, gazetelere demeç verdi. Ancak, oğlunun ölümünü adım adım izleyen Baba Bektaş'ın ve diğer tutuklu yakınlarının çabaları sonuçsuz kaldı, ölümler durmadı.
Tutuklu yakınlarının kulakları tetikte gelecek umutlu bir habere kilitlenmiş, hayatları, her yeni ölümle bir kez daha sarsılıyor. Cafer'in ölümünden birkaç gün önce görüştüğümüz Zeynel Bektaş, yeni ölümlerin engellenmesi için zaman kaybedilmeksizin çözüm üretilmesi gerektiğini vurgulamış ve bakanlığa çağrıda bulunmuştu. Kitle örgütlerinin, avukatların, doktorların ısrarla vurguladığı tecrit ve izolasyonun mevcut değişiklikle ortadan kalkmayacağı ve gerçek çözümün bu değişiklikle mümkün olmadığını her fırsatta hatırlatan Baba Bektaş, "Yetkililer ne bekliyor, sürekli ölümler karşısında neden böyle suskunlar, çocuklarımızın, bizim sesimize neden kulak vermiyorlar" demişti.
Cafer'in ablası Gülmisal Bektaş ise hastanede refakatçi kalabilmek için zorluklarla karşılaştığını belirterek, "Hastaneye her giriş çıkışımda, saatler süren aramalar nedeniyle Zeynel'in ihtiyaçlarını gideremiyorum" diyerek, tutukluların karşılaştıkları güçlükleri anlatmıştı. Abla Gülmisal, son ana kadar Zeynel'in yaşaması için çabalarını sürdürdü ancak türlü zorlukları göğüsleyerek, kardeşini yaşatma çabaları sonuç vermedi.
Ölüm yolculuğunda kader ortaklığı
Tutuklu yakınlarının hastaneye taşıdıkları hayatlarında her yeni ölüm, büyük bir travmaya neden olurken, çocuklarını hastane bahçesinde uyutan, refakatçi olabilmek, yakınlarının ihtiyaçlarını giderebilmek için türlü zorluklarla karşılaşan aileler, "Şimdi sıra kimde, kimin durumu kötü, hâlâ bir çözüm bulunamadı, yurt dışından heyet gelecekmiş, geldi mi?" sorularını birbirlerine ve herkese soruyorlar.
Daha önce yaşamını yitiren Hülya Tümgan'ın annesi Nadide Tümgan, kızının ölümünden bir gün önce söylediği "Çocuklarımız ölüyor, benim kızım ölmek üzere, bir çözüm üretilsin başka çocuklar ölmesin" sözleri, yaşlı, genç bu ölüm yolculuğundaki kader ortaklığını da gözler önüne seriyor. Ölenlerin aileleri, kalanların akibetini sormayı, haberleri izlemeyi sürdürüyor.
www.evrensel.net