Hortuma

Hortuma 'sır' perdesi

Bankacılık sırrı' diye bir kavram kullanıldığını belirten Bank-Sen Genel Sekreteri Kalay, bu kavramın önemini şöyle anlatıyor: "Bankacılık sırrı banka hortumlamalarının perdelenmesi dışında ne işe yaradı?"

Hortuma 'sır' perdesi
Kamu bankalarının önce birleştirilip, sonra özelleştirilerek tasfiye edilmesi 'pazar'da büyük bir boşluk demek. Çünkü tek çatı altında birleştirilmesi düşünülen kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halkbank, Etibank) banka sektöründe yüzde 45 civarında bir paya sahip. Sektörü yönlendirebilecek, büyük bir pay bu. İşte uluslararası sermayenin iştahını da bu kabartıyor.
DİSK'e bağlı Bank-Sen Genel Sekreteri Veysel Kalay, Türkiye'nin toplam banka varlığının Avrupa'nın orta ölçekli bir bankası kadar olduğuna dikkat çekerek, "Zaten amaçlanan şey de sektörün yabancı sermayeye açılması" diyor. Bu sektörde "reform" adı altında sürdürülen çalışmaların (banka birleştirmeleri, tasfiyeler vb.) IMF'nin dayatması olduğunu bildiren Kalay, "Ziraat Bankası üreticiyi, Halk Bankası esnafı, küçük ve orta ölçekli işletmeleri finanse etmek; Emlak Bankası ise konut ihtiyacı için faaliyet gösteren bankalar. Giderek bu işlevlerini yerine getiremez hale getirildiler" diye anlatıyor. "Getirildiler" kelimesini vurgulayarak söyleyen Kalay, şimdi de üreticiye verilen desteğin "zarar" olarak gösterilmeye çalışıldığını belirtiyor.
Anlayış farklı, felsefe farklı...
"Bu sermaye kesiminin mantığı olabilir. Sonuçta onlar 'Finansal ürünlerden sadece biz yararlanırız' demek istiyorlar. Dolayısıyla tarım da yapılacaksa onların ticari işletmeleri, onların işletmeleri yapacak. Zaten Türkiye'de tarım alanları giderek tekellerin -daha çok yabancı büyük tekellerin- eline geçiyor" diyen Kalay, kamu bankalarının "görev zararını görev edinmesi" gerektiğini ifade ediyor. Felsefede değişiklik olduğunu, toplumsal fayda denilen şeyin göz ardı edildiğini belirten Kalay, "Bu anlamda mantığımız çelişiyor, çıkarımız çelişiyor, dolayısıyla aynı şeyi düşünmemiz ve aynı programa sahip olabilmemiz mümkün değil" diyor.
Bankaların 'itibar' kurumları olduğunu ve sektörde 'bankacılık sırrı' diye bir kavram kullanıldığını belirten Veysel Kalay, bu iki kavramın bankacılık açısından önemini şöyle anlatıyor: "Bankacılık sırrı banka hortumlamalarının perdelenmesi dışında ne işe yaradı? Yani bu sırrın arkasından bankalar hortumlandı, bir sürü dolap çevrildi. Ama bir banka çalışanı bu olaylara tanıkken bunu açıklarsa suçlu konuma gelecekti. 'Bankanın sırlarını açıkladı' diye. Hatta bu bankalar belirli dönemlerde denetlenen bankalar. Raporlarda da var birçok yolsuzluğun belgesi, ama açıklanmıyor."
Bu sır perdesinin ardında hangi bankanın itibarının korunduğunu soran Kalay, zaten bankalara yüzde 100 devlet güvencesi verildiğini hatırlatıyor. Normalde bir bankanın riskinin taahhüt edilecek bölümü sadece tasarruf mevduatlarıdır, ama devlet her türlü mali yükümlülükleri, uluslararası kuruluşlardan aldıkları krediler ve borçları için bile garanti veriyor. "Bu koşullarda itibar yoksa, devlete yoktur" diyor Kalay, "Çünkü böyle bir şeye hakları yok."
Özelleştirme durdurulmalı!
Kalay, sektörü siyasi etkilerden kurtarıp özerk hale getirmek amacıyla kurulduğu ileri sürülen Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK)'nun da oluşumu itibariyle atanmışların ağırlığını taşıdığını ve şu anki sürece yani özelleştirmenin altyapısını hazırlamaya hizmet ettiğine dikkat çekiyor.
Krizin yaşandığı, bu kadar belirsizliğin olduğu bir ortamda ülkenin kalkınması derdi olmayan kesimlerin engellenmesi gerektiğini söyleyen Veysel Kalay, "Özelleştirme durdurulmalı. Risksiz ortam arayan sermayenin yatırım yapmak gibi bir derdi olamaz. Ancak görev bilinci ve kaygısıyla yapılabilecek bir şey bu ve kâr amacı gütmeyen, kamusal kurumlar eliyle yapılabilir" diyor. Kalay, kamusal kurumların işçi denetimine açılmış, özerk, demokratik bir yapıya kavuşturulması gerektiğini de sözlerine ekliyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön
www.evrensel.net