Cezaevinde büyüyen çocuk

Deniz, çocukken, işkenceyi, kelepçeleri, mahkemeleri ve cezaevini tanıdı. İlk gençliği demir parmaklıklar arasında geçti. Ekonomik sıkıntılar içinde gittiği lisede 'paralı eğitime hayır' demekti bu kahırlı yolculuğun başlangıcı.

Cezaevinde büyüyen çocuk
Tuna Arıgüç
Adaletsiz yargı süreçlerinin cezaevine gönderdiği gencecik insanlardan, hatta çocuklardan biri Deniz Bakır. 15 yaşında "Paralı eğitime hayır" dediği için çocukluğu çalınmış Deniz'in. Şimdi Konya Cezaevi'nde, 21 yaşında, ölüm orucunda. Ölüm oruçlarına çözüm bulunursa, 7 ay sonra yeniden "dışarı"da olabilecek, kaldığı yerden devam etmek için...
Konya Cezaevi'nde ölüm orucunu sürdüren Deniz Bakır henüz 15 yaşındayken, 1995 yılı Mayıs ayında gözaltına alınmış. Mamak Tuzluçayır Lisesi ikinci sınıf öğrencisiyken katıldığı "Paralı eğitime hayır" gösterisi Deniz'in cezaevine uzanan yolculuğunun başlangıcı. Bundan sonrasını abla Derya şöyle anlatıyor; "O gün paralı eğitime karşı bir gösteri olacaktı okulda. Akşam oldu, Deniz gelmedi, meraklandık ama kötü bir şey olacağını düşünmüyorduk. Alt tarafı, paralı eğitimle ilgili bir gösteriydi. Akşamın geç saatlerinde ticari taksiyle getirildi Deniz. Yanında polisler vardı. Tedirgindi ama meraklanmayın, diyordu, hemen çıkarım".
Hukuk dışı yargılama
Hemen çıkamamış Deniz, ablasıyla birlikte öğretmenleri de Terörle Mücadele Şubesi'ne gitmişler. Öğretmenler de "Çıkar, yaşı kaç ki?" demişler ama Deniz çıkmamış bir türlü, Ankara 1 No'lu DGM'de yargılanmış. Deniz'in avukatı Halil Özpolat, Deniz'in dosyasında yalnızca okulunda katıldığı gösteriye ilişkin fotoğraflar ve Deniz için verilen ifadeler bulunduğunu söylüyor.
Özpolat, yargılamanın başlangıcında umutlu olduğunu ama daha sonra umutlarının gittikçe tükendiğini dile getirerek, "Ceza Hukuku'na göre, zanlının üzerindeki ifadeler atfi cürüme girer yani asıl delil olarak kabul edilemez, ama Deniz'in davasında bunlar delil olarak kabul edildi" sözleri ile bir liselinin nasıl cezaevine gönderildiğini özetliyor.
Özpolat, Deniz'in üzerine atılan suçların Emniyet Müdürlüğü Cürüm Defteri'nde de bulunmadığını vurgulayarak, "Bir suç işlenmişse mutlaka Emniyetin Cürüm Defteri'nde kaydı olması lazım. Deniz'in dosyasında iddia edilen suçların cürüm defterinde kaydı yok. Bunu defalarca dile getirdim ama iki yıl süren yargılama sonrasında Deniz'in hüküm giymesini engelleyemedim, delilsiz cezayı verdiler" sözleriyle yaşadıklarını anlatıyor. Özpolat, bu davadan sonra siyasi davalara bakmaktan vazgeçtiğini de sözlerine ekliyor.
Yaşanamayan çocukluk
Deniz, çocukluğunu yatağa bağlı felçli annesiyle geçirmiş. Abla Derya, "Büyük sorumluluklar omuzuna binmişti. Annem yatalak durumdaydı, ben de evlendikten sonra Deniz annesine bakmak zorunda kalmıştı. O zamanlar 13-14 yaşındaydı. Banyosunu yaptırıyor, tırnaklarını kesiyordu. Ergenliğinde hem evin işleri hem de annemin bakımı onun üzerindeydi" sözleri ile Deniz'in çocukluğunu özetliyor. Babası belediye işçisi olan Deniz, bir işçi çocuğu olarak eğitim hakkını savunduğu için İskenderun'dan da kovulmuş ve ablasının yanına Ankara'ya gelmek zorunda kalmış. Abla Derya, Deniz'in ortaokuldayken İskenderun'da "Paralı eğitime hayır" gösterilerine katıldığını ve bu yüzden okuldan atıldığını şu sözlerle anlatıyor; "O zaman da paralı eğitime hayır dediği için okuldan atıldı. Şehir dışında başka bir okulda okuyabileceği söylenince, benim yanıma Ankara'ya geldi. Tuzluçayır Lisesi'ne başladı. Okumayı her zaman çok sevdi"
Deniz, annesine de sürekli kitaplar okurmuş, arkadaşlarına düşkünmüş. Abla Derya, Deniz'in çok tombul bir çocuk olduğunu yemeklere de çok düşkün olduğunu hüzünlü bir gülümsemeyle hatırlıyor.
Cezaevinde olgunlaştı
Abla Derya, Deniz'le olan anılarını anlatırken gözyaşlarını güçlükle tutabiliyor, çünkü onlar birlikte büyümüşler. "O benim hem kardeşim hem arkadaşımdı. Deniz'i benden aldılar, evimden" sözleri ile kardeşinden zorla kopartılmayı anlatmaya çalıyor. Deniz, cezaevinde 1996 ölüm oruçlarını da yaşamış daha çocuk denilebilecek yaşlarda. Cezaevinde birlikte her şeyi paylaştığı arkadaşları gözünün önünde ölmüş tek tek Deniz'in. 1996'da ölüm orucunda ölen Hüseyin Demircioğlu'nun bakımını üstlenmiş tıpkı annesine baktığı gibi Deniz yıllarca, alışkın olduğu şefkati ve ilgiliyi göstermiş hasta ve aç bedenlere ama alışkın olmadığı başka bir şeyi, ölümü yaşamış cezaevinde.
Abla Derya, ziyaretlerinde Deniz'i olgunlaşmış gördüğünü anlatıyor ve ekliyor: "Cezavinde büyüdü Deniz, açlık grevleriyle, ölüm oruçlarıyla büyüdü. İlk girdiğinde tedirgindi sonra olgunlaştı. İlk aşkını da demir parmaklıklara arasında yaşadı. Sevdiğinden selam götürdüğümüzde hâlâ utanır ve kızarır. O dışardaki hayatı çok az tanıdı, yaşıtları gibi tepkiler vermiyor doğal olarak, utanıyor sevdiği için, oysa yaşıtları dışarda, rahatça el ele dolaşabiliyor, o ise mektup yazıyor yalnızca".
"Ölüm orucu süreci başladığından beri çok acı çektim. Çocukların en doğal, haklı talepler için, haksızlığa karşı çıktıkları için ölüme yatmalarını kabullenemedim. Kin ve öfke var içimde, kessen kanım akmaz. Biz ailece kenetlendik, sorun çözülsün herşeye razıyız. Deniz'i çocukken aldılar elimizden, şimdi cenazesini vermek istiyorlar". Abla Derya bu sözleri söylerken yine güç tutuyor gözyaşlarını güçlü olmaya çalışıyor.
Yakınlarının ölümüne tanıklık eden ve onlarla her gün biraz daha ölen diğer tutuklu yakınları gibi ve Deniz'le cezaevi ziyaretleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor: "Bizimle oyun oynuyor, tel örgülerin arkasından uzaklaşıyor, şimdi görüyorum, diyor, yakınlaşıyor böyle de görüyorum diyor. Vücudunda yaralar vardı, dişleri yedi yaşındaki bir çocuğun dişleri gibiydi ama gülümsüyordu bize hep ama son gördüğümüzde yataktan kalkamıyordu, oldukça halsizdi. Deniz, B1 vitamini almadı, kaybedilecek her dakika onu ölüme biraz daha yaklaştırıyor. Eğer ölüm oruçlarında bir an önce bir çözüm üretilebilirse Deniz, yedi ay sonra aramızda olacak".
Deniz, kurufasulyeyi özlemiş bir de Mamak Tepesi'nde sigara içerken türkü dinlemeyi. Ölüm oruçlarında çözüm üretilebilirse Deniz, yedi ay sonra Mamak Tepesi'nde türkü dinleyebilecek ve dışarda yarım bıraktığı ne varsa yaşayabilecek.
www.evrensel.net