05 Mayıs 2001 21:00

Istırap ve çoşku: CANNES

9 Mayıs'ta başlayacak olan Cannes Film Festivali için geri sayım devam ederken Derek Malcom, bu organizasyonun bunca züppeliğe, işlenen suçlara ve kalabalıklara karşın hâlâ neden dünyadaki en iyi film festivali olduğunu anlatıyor.

Paylaş
Istırap ve çoşku: CANNES
Derek Malcolm
Cannes'da bir sabah ünlü bir Hollywood aktörüyle söyleşi yapmaya giderken Carlton Oteli'nin önünde bir kalabalık fark ettim. Kalabalığın içinden iki tane büyük ve çıplak popo dikkat çekiyordu.
İnsan dünyanın en tantanalı film festivalinde kendini neredeyse her türlü şeyi görmeye hazırlar, ancak bu olağandan daha şaşırtıcı bir ayrıntıydı. Popoların biri Amerikalı diğeri Fransız olmak üzere iki tanınmış aktöre ait olduğuna kanaat getirdim.
Kim olduklarına dair ise kesin bir fikrim yoktu. Ayrıca sabaha kadar sürmüş çılgın bir geceye son noktayı koymak üzere olduklarını ve aralarında benim randevulaştığım yıldızın da bulunduğu da aklımdan geçmemişti.
Tek bildiğim bunun yapacağım söyleşi için iyi bir alamet olmadığıydı. En sonunda kendimi bu sahnenin dışına çıkarmayı başarıp buluşma yerine yöneldiğimde bezginleşmiş bir basın sorumlusu yıldızın biraz gecikeceğini söyledi, yarım saat sonra ise üstün yeteneğimiz uyuya kaldığı için röportajın maalesef iptal edildiğini bildirdi.
Bu olay gene de 20 yıldır Cannes'da yaşadığım en utanç verici olanı değildi. Bu duyguyu berbat bir filmin ortasında yaşadım. Artık filme tahammül edemiyordum ve yanımda oturan adama "Tanrım bu tam bir zırva, değil mi?" dedim. "Evet biliyorum" dedi. Ben yazdım". O günden sonra izlediğim tüm filmlerde ağzıma kilit vurdum.
Şunu söylemeliyim ki Cannes, sabahın çok erken saatlerine koyulan çok fazla filmin üstüne oturtulmuş tuhaf bir tür çılgınlık - ilki sabah 8.30'da başlıyor - 8 ya da 9 kişiyle birlikte yorgun bir yıldız ya da yönetmenle yapacağınız birçok 20 dakikalık söyleşi var ve bunlardan bazıları sizden hassas şeyler sormamanızı istiyor. Çok fazla şarap içildikten sonra insanın gününün ne kadar kötü geçtiğine dair homurdanmalarla bezeli birçok uzun gece yaşanıyor.
Yanlış anlamayın, Cannes çetin bir iştir. Hatta İngiliz Film Enstitüsü'nün soylu ismi John Gillett'in Cannes'te ana oditoryumu ancak bir makinisti dolu bir silahla tehdit ederek değiştirilebilecek itinasız gösterimleri protesto etmek için oturumu terketmesinden bu yana köprülerin altından çok su akmış olsa da. Sylvester Stallone'nin aksiyon yıldızı olarak dorukta olduğu günlerde terörist bir saldırı olabileceği korkusuyla Cannes'e gelmekten vaz geçeli de çok oldu.
Cannes'daki tehlike
1980'lerin sonunda ve 1990'ların başında Cannes teröristlerin kente asla yaklaşmamış olmaları gerçeğine karşın gitmek için tehlikeli bir yer sayılırdı. Asıl tehlike hırçın polis önlemleri, insanları kapılardan içeri almaktan çok dışarı çıkarmaktan haz duyan haydutlar ve kente sokaklarda ya da büyük otellerde tanınmış kişilerin çevresinde eğlence aramak için gelen hırsızlar sürüsüydü. Böyle otellerin tüm bir katı tek bir gecede oda oda soyulurdu. Festivalin bitiminde bir kafede dinlenen iki kadın arkadaşım tatlılarını yerken saldırıya uğradılar ve çantaları çalındı.
Önümüzdeki hafta yine çok fazla polis olacak ve yine pasaportunuzu ya da paranızı bir odada bırıkamıyor olacaksınız. Ve de aklınız varsa, özellikle de kadınsanız gece yarısından sonra arka sokaklarda yürüyemeyeceksiniz. Ama aynı günlerde tiyatro kapılarında size 'Bonjour' diyecekler' ve atmosfer biraz daha rahat olacak.
Ticarileşen Cannes
Öte yandan Cannes'te asla çok rahat olmamalısınız. Gözünüzü kapattığınız anda bir şeyler kaçırırsınız, oraya sanat için ya da ticaret için gitmiş olmanız fark etmez. Ve bu günlerde göreceğiniz en iyi sanat film festivali olduğundan ve ticaret her geçen yıl daha da azgınlaştığından Cannes her ikisi için de halen bir Mekke durumunda. Ödül alamayacak filmlere gereğinden fazla para harcamak istemeyen Hollywood'un katılımını dar tutması gerçeğine karşın başka hiçbir festival Cannes'le boy ölçüşemez.
Büyük bir Hollywood filminin sadece yıldızıyla tanınmadığı, bir düzine yönetici ve onların eşleri tarafından genellikle yüzbinlerce dolar tutarında destek gördüğü günler çok geride kaldı. Hatta bir yerlerde kahvesini içen dünyaca ünlü bir yönetmenle karşılaşıp, yeni filmiyle ilgil sohbet ettiğiniz zamanlar bile nostalji oldu. Şimdi yüzlerce gazeteci onları görmek ve prim karşılığında bire bir görüşmeler yapmak istiylorlar.
Ne yaparsanız yapın, her yönüyle pahalı bir yer. Yıldızların çoğunun ve zengin yapımcıların kaldığı bölgelerde yalnızca nakit geçerli. Buralara söyleşi için giden eleştirmenler ve gazeteciler personel girişinden sokuluyor ve misafirlerle bir araya gelmemelerine özen gösteriliyor.
Amerikalı bir konukla bir otel görevlisi arasında geçen şu diyaloğu duyduğum yer de Cannes'deki bir otel lobisiydi: "Odamı değiştirmek istiyorum. Tavandan yatağıma su damlıyor, halılar yırtık ve duşta sıcak su yok". "Gecesi 400 dolara daha ne bekliyordunuz ki madam?"
Bir keresinde burada Madonna ile bir söyleşi yapmıştım ve bana ikram ettiği kahve ile yanındaki
kurabiyelerin kendi ayakkabılarından daha pahalı olduğunu söylemişti.
Festivalin son günleri
Cannes'da hiçbir şey beklediğiniz gibi değildir. Ve bazı sürprizlerin de hoş olduğunu söylemek gerek. Öğleden sonraki filmi izlerken - bazılarının şekerleme yapmak için gittiği bilinir - göz kapaklarınızın üzerine ağır bir yük bindirmek gibi berbat bir sonuç doğursa da, kumsalda öğle yemeği yemek güzel. Şekerlemelerin uzun bir festivalin sonunda oldukça yaygın olduğunu da eklemek gerek. Birinde son yarışma filmini izlerken tanınmış bir eleştirmen öylesine yüksek sesle horluyordu ki biri omuzuna dokunup şöyle dedi: "Madam, lütfen horlamayı kesebilir misiniz? Hepimizi uyandırıyorsunuz da" Eleştirmenler de herkes gibi bazen kendilerini tutamayabiliyorlar.
Cannes sizi son haddesine kadar sıkabilir ve tahammüllerinizi zorlayacak derecede sinirlendirebilir, ancak sinemanın güç ve kudreti içinde en sinik ruhlara bile yenilenmiş bir güvenç aşılayabilir. Cannes benzersizdir ve önümüzdeki hafta dünyadaki en iyi festivale, en azından bu organizasyon için harcanan paraların karşığılını verecek yarım düzine film görmenin rahatlığı içinde giriyoruz.
ÖNCEKİ HABER

Daha fazla mezar kazmadan!

SONRAKİ HABER

Tüm Emekli-Sen: Taleplerimiz karşılansın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa