Konuşabilseydi bunları anlatacaktı...

Konuşabilseydi bunları anlatacaktı...

Ecevit'in konuşmasına izin vermediği rakibi Sema Pişkinsüt, yapacağı konuşmada DSP'nin eksikliklerine, Türkiye'nin IMF ve DB'ye bağımlılığının yanlışlıklarına dikkat çekecekti.

Konuşabilseydi bunları anlatacaktı...
Demokratik Sol Parti (DSP)'nin 5'inci Olağan Kongresi'nde genel başkan adayı olan Sema Pişkinsüt, Ecevit ikilisinin sansürüne uğrayıp, engellenen konuşmasında DSP'nin ülke yönetimindeki eksikliklerine, Türkiye'nin IMF ve Dünya Bankası'na olan bağımlılığının yanlışlıklarına dikkat çekecekti.
Konuşma metnini ancak bazı gazetecilere verebilen Pişkinsüt, DSP'nin seçim bildirgesinde ve hükümet programında ülkeye demokrasi vaad edildiği ancak bırakın ülkede yapılması gereken reformların gerçekleştirilmesini parti içi demokrasinin bile işletilmediği dile getirecek ve Türkiye demokrasinini önemli sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtecekti.
Pişkinsüt, hazırladığı konuşma metninde kongrelerin yaşanılan krizlerin ardından halkın rahatsız, durumundan memnun ve mutlu olmadığı dile getirerek, halkta mutsuzluk, umutsuzluk, DSP'lilerde ise bunlara ilaveten boyun büküklüğü görüldüğü ifade etti. Metinde, "Çünkü seçim bildirgemizde çok doğru tespitler yapmıştık, vaatlerde bulunmuştuk, hükümetin büyük ortağı olarak bunları hükümet programına yazmıştık.Ancak aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen içinde bulunduğumuz durumu kimse kötü miras ile açıklayamaz. Türkiye'nin iyi yönetilmediği son derece açık" denildi.
'Saygınlığı azalmış zayıf bir ülke'
Halkın desteğine sahip olmayan hiçbir çözümün demokrasiyle bağdaşmadığı dile getirilen metinde, DSP'nin seçim bildirgesinde doğru tespitler yapıldığı ancak başarılı olunmadığına dikkat çekildi. Metinde, "Başarısızlıklarımızı hiç kimse tek başımıza iktidar olamamamıza ve programımızı tek başımıza uygulama şansına sahip olamamamıza bağlamasın" denilerek, devletin demokratik katılıma açık, saydam ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiği kaydedildi.
Metinde, halkın DSP'den şikayetçi olduğuna dikkat çekilerek, "5 özel bankanın sağlık bütçemizin 10 katı olan 12 milyar doları hortumlamalarına, sayıları 100'ü 200'ü geçmeyen ailenin Kasım ve Şubat krizlerinden milyarlarca dolar, 19-21 Şubat tarihleri arasında Merkez Bankası'ndan 5,6 milyar doları eski kurdan alan 85 kişi ve kuruluşun 2-3 günde yaklaşık 3,5 milyar dolar haksız kazanç elde etmelerine engel olamadık. Devalüasyonla halkın yüzde 80 yoksullaşmasına neden olduk" denildi. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan kesimlerden destek görmeden krizden çıkabilmemiz için uygulamaya sokulacak olap programın adı "ulusal" olsa da gerçek anlamda bir ulusal program olarak kabul edilebilirliğinin sorgulandığı metinde, güçlü ve saygın bir Türkiye vaat edildiğini ancak krizlerle sarsılan IMF ve DB gibi uluslararası finans kuruluşlarının önerilerini tartışmadan kabul eden saygınlığı azalmış zayıf bir ülke konumuna getirildiği vurgulandı.
'Özelleştirmeler peşkeşe dönüştü'
Ekonomide devletin payı yüzde 30 ila 40'larda dolaşan ülkelerin devletin payı zaten yüzde 23 olan Türkiye'de payın küçültülmesini istemelerinin kabul edilemez olduğu belirtilen metinde, ülkede sanayileşme ve üretim anlayışından uzaklaşılarak tüketim ve rant ekonomisine dayalı bir yapının egemen hale getirildiği kaydedildi.
Metinde, "Mali dengeleri bozulan ülkelere yardımcısı olmak için kurulduğu iddia edilen IMF ise Türkiye'nin gündeminden hiç düşmedi. Yaşadığımız son krizde IMF'nin ve onun bütün önerilerini tartışmasız onaylayan iktidarın önemli sorumluluğu bulunmaktadır. IMF ile yapılan stand-by anlaşmaları doğrultusunda on dört ay uygulanan program bütün toplumsal kesimleri, halkı yok saymasının yanında, ciddi teknik yanlışlar içeriyordu" denilerek, özelleştirmelerin peşkeş çekmenin konusu haline getirildiği, DB tarafından gündeme getirilen yapısal uyum programlarının çoğu ülkede de herhangi bir düzelme sağlamadığına dikkat çekildi.
www.evrensel.net