Sömürge fonu kuruyorlar

Ülkeyi IMF şefelerine teslim eden hükümet şimdi de 19. yüzyılın sömürge fonunu Türkiye'de kurmaya çalışıyor.

Sömürge fonu kuruyorlar
Özlem Albayrak
IMF Türkiye'yi tam anlamıyla sömürgeleştiriyor. Merkez Bankası Yasası bünyesinde oluşturulması düşünülen Para Kurulu ile ülke hızla dolarizasyona teslim edilecek. 19. yüzyılda İngiltere'nin sömürgeleri için kurduğu bu kurul, para politikalarını tamamen emperyalistlerin insafına terk ediyor.
Ülkeyi IMF şefelerine teslim eden hükümet şimdi de 19. yüzyılın sömürge fonunu Türkiye'de kurmaya çalışıyor. Yeni bir yasa ile Merkez Bankası ulusal ekonomiden, ulusal çıkarlardan bağımsızlaştırılarak, uluslararası sermayenin ve onun örgütlerinin çıkarlarına terk ediliyor. Yasa gündeme geldiğinde yasa ile Merkez Bankası bünyesinde Para Politikası Kurulu'nun kurulması Para Kurulu tartışmalarını da gündeme getirdi. Düyun-u Umumiye'ye bile rahmet okutacak olan bu kurul, bütüncül bir ulusal politika uygulama olanağını tamamen ortadan kaldıracak.
Merkez Bankası'nın beyni
Oluşturulan Para Politikası Kurulu, Merkez Bankası'nın beyni olarak tasarlanmış. Yasa ile Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olduğu belirtilirken, bu amaca yönelik kararların alınacağı organ ise Para Politikası Kurulu (PPK) olarak belirlendi. PPK, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla para politikası ilke ve stratejilerini belirlerken, bu çerçevede hükümetle birlikte enflasyon hedefine karar verecek.
Türkiye'de Para Kurulu, IMF ile imzalanan 3 yıllık stand-by programı çerçevesinde gündeme geldi. Merkez Bankası, program çerçevesinde Haziran 2001'e kadar Para Kurulu gibi çalışacaktı. Ancak, program ile Para Kurulu'nun doğal sonucu olarak Türk Lirası aşırı değerlenirken, Türkiye tarihinin en büyük cari açığı ile karşılaştı.
Kasım ayında yaşadığımız kriz, Para Kurulu'nun meydana getirdiği risklere bağlı olarak gelişti. Para Kurulu gibi çalışan Merkez Bankası'nın para arzını döviz rezervlerindeki artışa bağlaması, faizi özellikle kısa vadeli yabancı sermaye giriş çıkışındaki istikrarsızlığa teslim etmiş oldu. Birdenbire yaşanan kısa vadeli sermaye çıkışı, tahvil arzının artması nedeniyle yükselme eğilimine giren repo faizleri Türkiye tarihinde ilk defa yüzde 1700'lere fırladı. Bono faizleri ise yüzde 100'lere çıktı. Merkez Bankası, para politikası araçlarını kullanma olanağından yoksun bırakıldığı için krize zamanında müdahale edemedi. Krizin ardından yaptığı müdahaleler ise faizleri kriz öncesi düzeye indiremedi.
Cari açık yarattı
Krizde Para Kurulu sisteminin yarattığı sorunlardan biri olan cari işlemler açığının büyümesinin önemli bir etken olduğu görüşünde birleşiliyor. Dış ödemeler dengesinin sağlıklı olmaması, Türkiye'nin gereksinme duyduğu tutarda döviz kazanamaması, cari işlemlerinde sürekli açık vermesi, bunalımların ana kaynağı olarak görülüyor. Türkiye'nin 2000 yılının ilk sekiz ayında 6,7 milyar dolar cari açık vermesi, Türkiye'nin 2000 yılında ithalatının ihracatını katlamasından kaynaklandı.
Türkiye'de program ile döviz kuru yüzde 20 hedeflenen enflasyon rakamına endekslendi. Merkez Bankası program açıklanırken gün gün 18 ay boyunca döviz kurunun değerini açıkladı. Enflasyon hedefinin tutmaması, döviz kurunun enflasyonun altında kalmasına dolayısıyla Türk Lirası'nın değerlenmesine neden oldu. Bunun sonucu ise yoğun sermaye girişi ile artan talebin tetiklediği ithalat patlaması karşısında gerileyen ihracat ve yüksek cari açık oldu. Para Kurulu uygulandığı ülkelerde önce cari açığa neden oluyor sonra bu cari açık devalüasyon yani yerli paranın değerinin düşürülmesi beklentilerini artırıyor. Bu beklentiler ise Türkiye'de olduğu gibi zayıf bankacılık sisteminin kaynaklık ettiği bir likidite krizine ardından para çöküntüsüne neden oluyor. Merkez Bankası ise bu sistemde pasifleştirildiği ve eli kolu bağlandığı için ne krizi önleme adına ne de krize müdahale etme adına hiçbir şey yapamıyor.
Kriz getirdi
Türkiye kasımda bunların ucunu gördü şubatta ise kriz artık dört dörtlük bir krizdi. 2001 yılı Ocak ayı ödemeler dengesi gelişmelerine bakıldığında bir önceki yılın aynı ayı ile karşılaştırıldığında, 2001 yılı Ocak ayında dış ticaret açığı yüzde 75.7 oranında genişleyerek 1.471 milyon ABD doları oldu. Bu uygulanan para politikasının sonucunu ve krizin nedenini gözler önüne seriyor.
İhracatın ithalatı karşılama oranı 1999 Ocak-Ağustos döneminde yüzde 67.4 seviyesinde iken 2000 Ocak-Ağustos döneminde yüzde 51'e geriledi. 2000 yılı Ağustos ayında ihracat, 1,897 milyon ABD Doları, ithalat ise 4,880 milyon ABD Doları olarak gerçekleşti. Buna göre önceki yılın aynı ayına göre Ağustos ayında ihracat yüzde 2.2 gerilerken, ithalat yüzde 53.5 oranında arttı, dış ticaret açığı yüzde 140.9 büyüyerek 1.238 milyon dolar seviyesinden 2.983 milyon dolar seviyesine çıktı.
Hükümet, şu anda uyguladığı program sonrası gerileyen ihracatı, dalgalı kura geçilmesi sonucu TL'nin değer yitirmesi ile telafi edebileceğini düşünüyor. Ancak, kriz nedeniyle daralan ekonomide ihracatı ancak ayakta kalanlar gerçekleştirebilecek. Petrol ürünlerine arka arkaya yapılan zamlar da ihracata yönelik üretim yapan işyerlerinin maliyetlerini artırdığı için kurdan kaynaklanan avantajın ihracatı artırma şansının çok yüksek olmadığı değerlendirmelerine neden oluyor. Bu değerlendirmeler dikkate alındığında Türkiye'nin önümüzdeki yıl cari açığının azalmasının TL'deki değer kaybının talepte yarattığı daralma nedeniyle ithalatta yapacağı düşürücü etkiden kaynaklanabileceği görülüyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön
www.evrensel.net