'Küçük adam'a büyük dersler

Küçük adam, yok olmamak için ölümüne bir direniş sergiliyor oyun boyunca. Bir işçi gibi yaşamaya, bir işçi gibi mücadele etmeye karşı bir direniş bu. İki kişilik mutlu bir dünya kurabileceğine inancını yitirmeden...

'Küçük adam'a büyük dersler
Mustafa Kara
"İşçilerden yana mısın?" sorusuna "Hayır. Hiçbir şeye karışmadım ben" diyor küçük adam. İşsizlik ve yoksulluğun izbe barakalara sürüklediği kendisi değilmişcesine; onu işçilerden ayıran kıravatını çıkarmamış hâlâ... Karşısındaki ısrar edince çıkarıp atıyor kıravatını. Masum, ama bir o kadar da umutsuz ve tehlikeli bütün hayallerini de... Polisin copu zoruyla kaldırımdan atılınca, (Bu sözcük, Almanca'da yaya kaldırımı burjuva kaldırımı olarak kullanılıyor), ne küçük burjuvadır artık, ne de artık "büyük" olma şansı kalmıştır. Bir başka deyişle, küçük burjuvanın sonu!
Hans Fallada'nın 1930'lı yıllarında başındaki Almanya'yı anlattığı "Küçük Adam Ne Oldu Sana?" adlı romanı, Yılmaz Onay'ın uyarlaması ve yönetiminde İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Ekonomik kriz, işsizlik, adım adım iktidara yürüyen faşizm ve mücadele eden işçiler arasında bir küçük memurun öyküsü anlatılan. Ama, pekala bir hizmetli, bir zanaatkâr ya da küçük esnaf da olabilirdi.
Zıtlıklar arasında...
Çatışmalar, zıtlıklar içinde sürüp giden bir oyun "Küçük Adam Ne Oldu Sana?". Küçük adam ile sevgilisi Emma arasındaki köken farkından başlayarak; Nazilerin yükselişi ile işçilerin partisinin mücadelesi; krizin savurduğu hayatlar ile yücelttiği para babaları; kahkaha ile gözyaşı; hayaller ile hayal kırıklığı iç içe geçiyor. Bir de roman, güçlükler içindeki bir kabarenin kendi iç dramıyla birlikte sahneye uyarlanınca; kriz koşullarının tüm karmaşası her aşamada sahneye taşınmış oluyor.
Küçük memur delikanlının; işçi kızına duyduğu aşk, bir işçi evinin mutfağında sınıfın dayanışma duvarına çarpıyor önce. İşçilerin mücadele birliği sendikaları ile küçük memurların para tuzağı sandıkları arasındaki zıtlık ile sembolleşen bir çatışma yaşanıyor.
Sınıf atlamak, hayatta kalmak...
Bir küçük memur ne ister? Bir genç kız ne ister? Bir işçi ne ister? Komünist Parti üyesi ağabeyin "herkese daha iyi bir yaşam" düşü ile kızkardeşinin sevgilisiyle birlikte kurduğu "daha iyi bir yaşam" düşü çatışıyor önce. Mutlu bir yuva kurmak, sınıf atlamak, en azından sınıf düşmemek, yani işçileşmemek için çabalıyor küçük adam. Genç kızın hayali ise sadece mutlu bir yuva. Ama mutlu bir yuva düşünün; ödenmesi gereken vergiler, yüksek kiralar ve doğacak bebeğin masrafları arasında yitip gideceği o kadar açık ki! Ya ekonomik krizin o her alanda hissedilen ağır koşulları altında hayatta kalmak? Ya aşkı korumak...
İki kişilik yalnızlık
Küçük adam, yok olmamak için ölümüne bir direniş sergiliyor oyun boyunca. Bir işçi gibi yaşamaya, bir işçi gibi mücadele etmeye karşı bir direniş bu. İki kişilik mutlu bir dünya kurabileceğine inancını yitirmeden... En büyük desteği ise hep yanıbaşında olan, tüm güçlüklere göğüs geren işçi kızı Emma. Onun beslendiği damar ise mücadele eden ailesinde kazandığı birikimlerden başka bir şey değil. İşçilerin partisi ise, hep yanıbaşlarında ve onları mücadeleye çağırıyor, ama giderek küçülen hayalleri kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiş. "Küçük Adam" hele bir "Naziler gelsin her şey düzelecek" dedikçe, Emma "Benim oyum işçilerin partisine" ısrarını sürdürüyor. Sonra birlikte "hele biraz daha düşünelim" diyebiliyorlar. Saf tutmuyorlar, hiçbir tarafta.
İki kişilik yalnızlıkları, onları daha yoksul kılıyor. İnatla işçilerin yanında olmaktan kaçındıkça daha içinden çıkılmaz bir batağa saplanıyorlar. Batakta debelenirken iki seçenek geliyor önlerine; biri Emma'nın işçi ailesinin sofrasında bir lokmayı bölüşüp işçi olmak, diğeri küçük adamın Berlin'de metreslik yapan annesinin ayarlayacağı kıravatlı bir iş. İki kişilik yalnızlıkları galip geliyor yine; ve kaybeden onlar oluyor.
"Küçük Adam Ne Oldu Sana?" 1930'ların Almanyası olduğu kadar 2000'lerin Türkiyesi için de çok şey anlatıyor. Ağır ekonomik kriz koşulları, milyonlara varan işten atmalar, yeni iş bulma umudunun tükenmesi, pahalılık ve yoksulluk bugün de sıkça duyduğumuz kavramlar. Esnek çalışmanın ilk örneklerini; satış kotalarıyla "ya daha fazla sömürül, ya da işten atıl" dayatmasını, ücret indirimlerini o günlerden aktarıyor "küçük adam"ın dünyasıyla...
Başına gelen felaketleri ve ekonomik kriz koşullarında büyük düşüşünü her seferinde "Ben hiçbir şey yapmadım ki?" sorusuyla karşılıyor "küçük adam", bir şey yapmamış oluşunu başına kötülük gelmemesi için yeter sayıyor. Bir sorudan çok; özeleştiri olabilir bu cümle. Oyunun sonunda "küçük adam"ın perişan suskunluğunu bozan; şu söz oluyor: Yarın görüşelim!
Yıllardır onlara gerçeği anlatmaya çalışan işçilerin, işçilerin partisinin bir militanın ağzından çıkıyor bu söz. "Küçük adam"ın gecikmişliği ise tarih kitaplarında, dünyanın başına sarılan faşizm belası, 40 milyon insanın öldüğü bir dünya savaşı ve 1 milyon Mark'a bir ekmek günleri olarak yazılıyor.
Bugünün Türkiye'sinin her alanda altüst oluşlar kadar; büyük bir emperyalist yağmanın da yaşandığı kriz koşullarında "İşçilerden yana mısın?" sorusuna; öncesi ve sonrasını göstererek; doğru bir yanıt verilmesini sağlıyor bu oyun. Geç olmadan...
Dolu dolu bir oyun
Yılmaz Onay'ın zor duruma düşmüş bir bodrum kat kabaresine bu oyunu oynatarak, oyun içinde oyun halinde sahneye koyduğu "Küçük Adam Ne Oldu Sana?", ağır kriz koşullarının tüm karmaşasını Aziz Nesin Sahnesi'nin küçük salonuna sığdırıyor. Sözlerini yazdığı, unutulmayan şarkılardan "Ekonomi Tıkırında..." bu oyun için yazılmış. Gerek bu şarkının, gerek diğer müzikal öğelerin kullanımı; oyuna ayrı bir canlılık katıyor. İnsan dramlarıyla, en güç durumda dahi gülebilen insanların mutlu esprileri başarılı biçimde birleştirilmiş.
Üstüne bir de; iki katlı dekorun yanısıra, sahnenin abartısız her tarafının, hatta salonun büyük bölümünün kullanıldığı bir sahne düzeni ve başarılı oyunculuk eklenince, capcanlı bir oyun çıkıyor ortaya. Dolu dolu ve derslerle yüklü geçen 2 saat 15 dakika için; "Küçük Adam"ın öyküsü 24, 25, 26 Nisan günleri ile mayıs ayı ortasına kadar İstanbul Devlet Tiyatrosu Aziz Nesin Sahnesi'nde...
www.evrensel.net