Hava kurşun gibi ağır

Hava kurşun gibi ağır

Adalet Bakanlığı'nın, ortak yaşam alanlarının kullanıma açılmasına yanaşmaması nedeniyle devam etmekte olan ölüm orucu eyleminde 41 yaşındaki Sedat Gürsel Akmaz da yaşamını yitirdi.

Hava kurşun gibi ağır
İzmir'de ölüm orucundaki siyasi tutuklulardan Sedat Gürsel Akmaz (41), dün sabah hayatını kaybetti. Akmaz'la birlikte ölüm orucunda yaşamını yitirenlerin sayısı, 11'i tutuklu ve hükümlüler olmak üzere 13'e yükseldi.
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Mahkûmlar Koğuşu'nda, ölüm orucu eyleminin 158. gününde yaşamını yitiren Akmaz, DHKP/C davası tutuklusuydu. Denizli'nin Acıpayam ilçesi nüfusuna kayıtlı Akmaz'ın cenazesi, savcılık talimatıyla, otopsi amacıyla İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Akmaz'ın cenazesi, bugün saat 10.00'da Adli Tıp'tan alınarak Buca Kaynaklar Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
180. gün!
Tecride ve izolasyona son verilmesi talebiyle sürdürülen ölüm orucu eylemi bugün 180. gününe girdi. Halen, 100'ün üzerinde tutuklu ölüm orucu, 500'ün üzerinde tutuklu da açlık grevi yapıyor. Ölüm orucundaki tutuklular bilinçleri kapandığı zaman ayaklarından zincirlenerek hastanelerin mahkûmlar koğuşuna kaldırılıyor. Doktorlar, her an ani ölümlerin yaşanabileceği ve açlığın tükettiği bedenlerin ölümü artık daha fazla ertelemeyeceği uyarısında bulunuyor. Adalet Bakanlığı ise ölümlerin önüne geçilmesini sağlayacak olan, ortak yaşam alanlarının kullanıma açılması talebini, Terörle Mücadele Yasası'nın 16. maddesini gerekçe göstererek reddediyor. Baroların, tabip odalarının, kitle örgütlerinin, ailelerin çağrılarını duymazdan gelen bakanlık, yeni ölümlere davetiye çıkarıyor.
Ölümler durdurulsun
Hükümetin ve Adalet Bakanı'nın cezaevleri politikasına tepkiler ise çığ gibi artıyor. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Memet Kılınçaslan, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk başta olmak üzere, hükümetin sorumsuz ve saldırgan tutumu sonucu, ölüm orucu yapan mahkûmlardan her gün bir ya da birkaçının yaşamını yitirdiğini belirterek, şu açıklama bulundu: "Ölümler karşısında insani ve vicdani duyarlılığını yitirmiş bir tutumla kamuoyuna demeçler veren Hikmet Sami Türk; gerekli girişimlerde bulunarak sorunu çözmeyi hedefleyen bir anlayışla değil, kamuoyuna verdiği sözleri unutmuş bir diktatör tavrıyla hareket ediyor. Can güvenliğinden ve yaşama hakkından sorumlu olduğu insanları suçlayarak, kendi sorumluluğunun üzerini örtmeye çalışıyor. Cezaevlerine dönük operasyonlarda onlarca mahkûmun katledilmesinin ardından 'Sorun çözüldü; devlet, cezaevlerinde her şeye hâkim' diyerek F tipi cezaevlerini meşrulaştırmayı amaçlayan saldırgan tavrında ısrar ediyor. Oysa ne cezaevleri operasyonu ne de 'Devlet büyüktür' tavrı sorunları çözmemiştir. Dahası, bu tavır toplumun vicdanında ciddi izler bırakan büyük sorunları beraberinde getirmiştir.
Despot devlet adamı tutumu, katliamlar; onlarca yeni mahkûmu ölüme teşvik etmiş, onlarcasının da sakat kalmasına neden olmuştur. Adalet Bakanı ve hükümet tutumunu sürdürdükçe, bütün diğer emekçi, halk düşmanı, özelliklerinin yanında 'ölüm hükümeti' olarak da tarihe geçecektir." Adalet Bakanı Türk'ün, tecrit hücrelerinin kullanılmayacağı, ortak kullanım alanlarının mahkûmların hizmetinde olacağı, Barolar, TTB, TMMOB ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun mutabakat sağladığı şekilde F tipi cezaevlerinin insani temelde yeniden yapılandırılacağı ve gerekli yasal düzenlemelerin gerçekleştirileceğine dair verdiği sözleri yerine getirmesini isteyen Kılınçaslan, sorunun çözümü için somut adım atmaksızın geçen her günün, yaşam hakkı karşısında işlenen yeni bir suç anlamına geleceği uyarısında bulundu.
Hükümet suç işliyor
DİSK Genel-İş Genel Yönetim Kurulu tarafından dün yapılan yazılı açıklamada da, hükümetin duyarsız ve insan haklarına saygısız yaklaşımı nedeniyle ölüm orucuna girmiş tutuklu ve yakınlarının birer birer öldüğü kaydedildi. Açıklamada, toplum yakşamını belirleyen kuralların, yasaların amacının toplumun huzurunu ve barışını sağlamak olduğuna dikkat çekilerek, hiçbir yasanın yaşam hakkından üstün olmayacağı ifade edildi. Yasaların insan yaşamından üstün tutma yaklaşımının ancak diktadörlükle idare edilen ülkelerde geçerli olacağına vurgu yapılan açıklamada, "Anayasa'ya göre demokratik bir cumhuriyet olan ülkemizde hükümetin demokrasi karşıtı yaklaşımıyla insanların yaşam hakkının ihlal edilmesi aynı zamanda bir anayasal suçtur. Hükümeti ölüm orucunda bulunan tutuklu ve hükümlülerin sorunlarını bir an önce çözmeye, onları ölüm orucundan vazgeçirecek önlemleri almaya çağırıyoruz" denildi.
Hükümet göreve çağırıldı
Uluslararası İnsan Hakları Dernekleri Federasyonu (FIDH) tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin F tipi cezaevleri içni barışçı ve katılımlı bir çözümü bulması gerektiği belirtilerek, FIDH'nin ölüm oruçlarını kaygıyla izlediği bildirildi. Açıklamada, ölüm oruçlarında Türk yetkililerinin somut adımlar atması istenerek, "Türkiye, Kopenhag kriterlerinin öngördüğü üzere insan hakları durumunu geliştirme isteğini de ifade ederek, tutuklu ve hükümlüler ve sivil toplum örgütleri temsilcileriyle diyalog yolunu açmalıdır. Barolar, demokratik kitle örgütleri, insan hakları kuruluşları ve aileleri yakın işbirliği içinde barışçıl acil bir çözüm bulmak amacıyla çalışma yapmalıdır" denildi.
'Adalet Bakanı adım atmalıdır'
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Yavuz Önen de dün yaptığı yazılı açıklama ile hükümeti ölümlere karşı duyarlı olmaya çağırdı. Önen, ölüm orucundakilerle görüşmelerin biran önce baştalıması gerektiğini belirterek, "Hükümetle grevciler arasında iletişim kurulmasını sağlayacak arabulucu bir heyetin yeniden görevlendirilmesi gerekmektedir. Kamu vicdanınıda unutulmayacak bir sorumluluk alan hükümeti böyle bir oluşum için acil olarak adım atmaya ve ölümlere karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz" dedi.
Önen, F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümülere halen, TMY'nin 16'ıncı maddesinin öngördüğü mutlak bir yalnızlaştırma uygulandığına dikkat çekerek, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün 9 Aralık 2000'de kamuoyuna yaptığı açıklama doğrultusunda toplumsal uzlaşma süreceni başlatılması için adım atmaya çağırdı.
Halkın Hukuk Bürosu, Demokratik Mücadele Platformu ve Partizan Şehit veTutsak Aileleri adına yapılan açıklamalarda, tutuklularla dayanışma içinde olmanın bir insanlık görevi olduğu belirtilerek, "Unutmayalım bu ateş sizi de yakar" denildi. İYÖ-DER'li öğrenciler de, cezaevlerinde başlatılan ölüm oruçların destek vermek amacıyla ölüm orucuna giren ve yaşamını yitiren 19 yaşındaki Canan Kulaksız'ın mücadelesini yaşatacaklarını bildirdiler.
www.evrensel.net