Fotoğraf: AA

Kıyamet 'iç kaynak'tan kopacak

53 günden beri "Açıldı açılacak" diye beklenen IMF-Derviş programı, hayal kırıklığı yarattı. Derviş ve hükümet, programlarının başarısını "halkın desteklemesine" bağlarken, IMF ve yabancı sermaye çevreleri ise; hükümetin bile programın arkasında duracağından endişe ediyorlar.

Kıyamet 'iç kaynak'tan kopacak
Haber Analiz/Ayhan Özgür
IMF-Derviş programının açıklanması sonrasında sermaye cephesinde "moral bozukluğu" egemen. Ancak bu moral bozukluğu, kimi sermaye sözcüleri tarafından; "Dağ fare doğurdu", "Bunları söylemek için iki ay neden beklenmesi gerekti", "Hedefleri de dalgalanmaya bırakılmış bir program" gibi nitelendirmelerle açıkça ifade ediliyor; ama sermayenin en rafine sözcüleri ise; "yapısal devrim"den, "Umutla başlıyoruz", "Her program programsızlıktan iyidir"e kadar varan bir yelpaze içinde "Derviş ve programına tam destek" ifade eden bir üslubu öne çıkarıyorlar. Ama bu en hevesli "destekçiler" bile, destek ifade ettikleri her cümleden sonra; "ama" diyen bir endişe tutumunu yansıtmaktan da geri duramıyorlar.
Özellikle bundan 16 ay önce; ilan edilen IMF programına sermaye cephesinden verilen kayıtsız ve koşulsuz desteğe bakıldığında; bugün IMF-Derviş programına verilen desteğin "kerhen" ve bir başka seçeneklerinin olmaması nedeniyle olduğunu söylemek gerekir. Tıpkı, TÜSİAD'ın ve diğer sermaye çevrelerinin bir başka hükümet seçeneği olmadığı için bugünkü hükümete katlanması gibi.
'HALK DESTEĞİ' HAYALİ
Derviş ve hükümet; programlarının başarısı için "halk desteğini" şart koşuyorlar ve "halkın bu programa destek vereceğini umduklarını" söylüyor.
Ama; programın ilan edilidiği gün alanlara çıkan yüzbinlerin ana sloganı, "IMF defol", "IMF-Derviş programına hayır", "Hükümet istifa" sloganlarıydı.
Son üç aydır ülke sathında işçisinden esnafına, kamu emekçisinden köylüsüne, emeklisine, işsizine kadar bütün emekçi kesimler; IMF, Derviş, hükümet şahsında şekillenen bu emek düşmanı programa öfkelerini haykırıyorlar. Ama bay Derviş ve hükümet, sanki bu ülkede bu emekçi kesimlerden "başka bir halk var"mış gibi, "halk desteği"nden, "halkın tam desteğini beklediklerinden" dem vurmaya devam ediyorlar.
EMEKÇİ BASKISI SERMAYE CEPHESİNDE ÇATLAK YARATTI
Derviş, olup bitenden hiç etkilenmeden; büyük bir iyimserlikle; "destek verilmesinden", "nurlu ufuklardan", "10 yıl yüzde 7 kalkınma hızı yakalanabilirse Türkiye'nin Akdeniz'in sözü geçen bir ülkesi olacağı"ndan dem vuruyor ama; doğrusu, bırakalım halkın desteğini; IMF, hükümetin bile bu programı destekleme konusunda birlik ve bütünlük içinde olduğundan endişelidir. Bu yüzden de, programın büyük bir tantanayla ilan edildiği günün gece yarısında IMF Başkanı, Ecevit'i arayarak, "Bu programın arkasında mısınız?" diye soruyor. Ecevit'in yanıtı; kendisinin ve ortaklarının tam desteklerinin bu programın arkasında olduğu biçimindedir. Ama adam devam ediyor; "Peki, 15 yasanın arkasında mısınız?", Ecevit ona da "Evet" demekle de yetinmeyip, "TBMM gece gündüz çalışıyor" diyor.
Yani adamlar; hükümetin bile bu programın arkasında olduğundan "şüpheli"ler. IMF, DB ve yabancı sermaye çevrelerinin şüphelerinin kaynağı ise; emekçilerin, halkın bu programa karşı tepkisinin; sermaye güçleri arasında olduğu gibi, parlamentoda, hükümette de bir "baskı" yarattığı gözlemidir. Emek Platformu, bilinen bütün zaaflarına karşın, emekçileri birleştirmiş, emeğin sorunlarının emek örgütleri tarafından tartışıldığı bir kurum olarak; bütün sermaye odaklarını baskılamaktadır. Bu yüzden de; burjuva medyasında öne çıkarılan "Derviş'e halk desteği"nin bir yalan propaganda olduğunu bildiklerinden, hükümetin bu programın arkasında ne derece kalabileceğini yeniden yeniden soruyorlar.
DANANIN KUYRUĞU 'KAYNAK SORUNU'NDA KOPACAK
Gelinen yerde; Emek Platformu ve onun programının öne çıkmış olması, emekçilerin "IMF programına hayır" demeleri ve bu programa "evet" diyen her hükümetin "istifasını" isteyecekleri fikrinin yaygınlaşması, elbette ki; IMF-Derviş programının temellerini tehdit etmektedir. Bu yüzden de Derviş; "Eğer şunları yaparsak"la başlayan umut tacirliğine soyunurken, IMF ve sermayenin "dışardaki" destekçileri, olup biteni endişeyle izlemektedir. Ve dışardaki sermaye odaklarının endişelerinin merkezinde ise; böyle bir hükümetin, verilecek yeni borçların ödenmesini sağlayacak bir "iç kaynak" yaratıp yaratamayacağı ("iç kaynak" demek yeni vergiler, zamlar, özelleştirme, kamuya ait malların satılması, devletin sağlık, eğitim vb. kamu hizmetlerinden çekilme kararlılığı vb.) sorusu vardır. Çünkü verilen paralar faiziyle 1-2 yılda geri gelecekse "dış kaynak" sağlanacaktır.
Derviş ve hükümetin "iç ve dış kaynak" konusunda sıkıntıları, programın bu yanını bir türlü yayınlayamamalarının nedenidir. Çünkü; dış finans çevreleri hükümetin halkı ikna edemeyeceği, hazırlanacak programın yeni bir krizle batağa sürüklenmesi ihtimalinin güçlü olduğu kanısındadır. Yoksa; dün açıklanan şeyleri Derviş daha geldiği günün ertesi günü söyleyebilirdi, zaten söylüyordu da. Asıl olan kriziden çıkış için gerekli "İç ve dış kaynak sorunudur" ve bu kadar gecikme, Meclis'e "15 günde 15 yasa" dayatması hep bunun için; kendi paralarını garantiye almak içindir.
EMEKÇİLER 'İÇ KAYNAK' OLMAYI REDDEDİYOR DA...
Derviş ve hükümet; programları için ek kaynağı işçiden, emekçiden ve devletin küçültülmesi ile ilgili alacakları önlemlerden sağlayacaklarını öne sürmektedirler. Bunu için işçiye "yüzde sıfır zam" önerirken, enflasyon hedefini yüzde 57'ye çıkararak, enflasyonu vergi almanın aracı olarak kullanacaklarını alenen ilan etmişlerdir. Petrol ve elektrik gibi bütün tüketim mallarına yansıyacak mallara zamlarla emekçilere yeni vergiler salmaktadırlar. Devletin küçültülmesi ise, asıl olarak eğitim, sağlık, iletişim, gibi başlıca kamu hizmetlerinin "piyasalaştırılması" ile KİT'lerin satılması, tarıma yönelik sübvansiyonların kaldırılması, esnafa sağlanan kredi kolaylıklarına son verilmesi gibi devlet yükümlülüklerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzdendir ki; sadece alanlarda "IMF-Derviş programını kabul etmeyeceğiz" demenin ötesine geçmek; "sıfır zammın kabul edilemeyeceği" açıkça ilan edilirken; emekçilerin bugün itildiği yoksulluk çemberini kıracak bir ücret ve maaş düzeyini yakalamada ısrar, kazanılmış haklar ve soyal hakların savunulmasında kararlılığı gösteren bir mücadele çizgisi önem kazanmaktadır. Ve elbette; "devletin küçültülmesi" lafı arkasındaki devletin eğitim, sağlık ve öteki kamu hizimetleri ile tarımın, esnafın desteklenmesine dair devlet yükümlülüklerinin kaldırılmasına karşı bir mücadele, özelleştirmeye karşı mücadele; "IMF programına hayır"la birleşmek onun dayanağı haline gelmek zorundadır.
HERKES GÖREVİNİ YAPARSA BAŞARI KAÇINILMAZDIR
Emek Platformu ve birer birer sendikalar, kitle örgütleri, odalar gibi kurumlar topu başkalarına atmadan kendi rollerini benimsemek zorundadırlar. Aksi halde; halkın tepkisine karşın, eğer TİS'lerde, özelleştirmede, tütün ve şeker yasasına bağlanan gelişmeler karşısında, tarıma sübvansiyonun ve esnafın ezilmesini önleyecek talepler etrafında mücadelenin örgütlenip ilerletilmesi ihmal edildiği noktada; emekçi sınıf hareketinin bölünüp etkisizleştirilmesi hiç de zor olmayacaktır.
Sorunun bu yanıyla da gündeme alınıp, hükümetin "krizden çıkış" programını akamete uğratmak, bunu yerine emekçilerin programında ısrar edilmesi gibi sorunun çokyönlü ele alınışında bugün asıl rol sınıf partisine, sınıfın ileri kesimlerine ve sınıftan yana sendikacılara düşmektedir. Emek Platformu, Emek Programı, bu girişimin yaygınlaştırılması ve etkinliğinin artırılması için ciddi bir dayanak olarak ortaya çıkmıştır. (Ve elbette bu girişmler Emek Platformu'nun ve Emek Programı'nın güçlenmesi ve etkinliğinin artmasının da koşuludur) Bugün söylemeseler de, görmezden gelseler de; Derviş ve hükümet de, arkalarındaki uluslararası sermaye merkezleri de asıl bundan, emekçilerin; "IMF defol" öfkesini taleplerine yansıtmalarından endişe duymaktadır. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön
www.evrensel.net