Aynı günde iki program

Dün sabah önce Kemal Derviş kimbilir kaçıncı IMF programını açıkladı. İzleyen gazetecileri bile kandırmayan bir program ilanıydı bu.

Aynı günde iki program
Aydın Çubukçu
Dün sabah önce Kemal Derviş kimbilir kaçıncı IMF programını açıkladı. İzleyen gazetecileri bile kandırmayan bir program ilanıydı bu. Aylardır beklenen, reklam edilen programda, somut ve anlaşılır hiçbir şey yoktu. Laf dönüp dolaşıp dış destek miktarının belirlenmesi umuduna bağlanıyordu.
Sözü sık sık etrafına topladığı bürokratlara bırakıyor, sorumluluğu bölüştürüyordu. Onlar da gitgide, boş lafın somut programdan daha geçerli olduğuna inanmış gibi, Türkiye'nin dışarıdan bakılınca ne kadar güçlü göründüğünü, ama bir türlü bizim buna niyeyse inanamadığımızı söyleyip, Derviş gibi birlikten beraberlikten, fedakârlıktan bahsediyorlardı. Hiçbirinin yüzünde söylediklerine inandıklarına dair bir işaret yoktu. Derviş bezgindi, yorgundu, inançsızdı, hiç kimseyi inandıramayacağından da kesinlikle emindi. Bir işe koyulmuş birinin ihtiyacı olan gücün kırıntısına bile sahip olmadığı her halinden belliydi.
Bir saat sonra, İzmir Gündoğdu meydanını doldurmaya başlayan işçiler ve emekçilerde ise, başka bir hava esiyordu. Sloganların kimi eğlenceli, kimi öfkeliydi. İşçiler ve emekçiler, bir başka programı ilan etmenin güvenine sahiptiler. Hiçbirinin yüzünde yorgunluk yoktu. Geceki yoğun yağmurdan sonra iyice parlayan sıcak güneşin altında, kendi programlarını, güçlü, inançlı ve kararlı bir biçimde ilan ettiler. Derviş ne kadar güçsüz ve yorgunsa, Emek Platformu bayrağının birleştiridiği onbinlerce insan o kadar güçlü, o kadar inançlı, o kadar kararlıydı. Derviş ne kadar umutsuzluk, parçalanmışlık, çaresizlik gösteriyorsa, emekçiler tam aksine, umutlu, birlik içinde ve çarelerini bulmuş bir hava yayıyorlardı. Derviş'in ağlamaklı yüzü, yorgun gözleri, bürokratların güvensiz ve kaçmaya hazır tedirginlikleri, artık "alternatifsiz" olmadıklarını bildiklerini ilan eder gibiydi.
Evet, emekçiler kendi programlarını ilan ettiler. Bunu uygulayabilecek güce sahip olduklarını da artık biliyorlar. Fırtına bulutlarını dağıtan güneş, İzmir Körfezi'ni nasıl sımsıcak ışıklarla bayram yerine çevirdiyse, onlar da bütün ülkeyi, bütün halkı yoksulluktan ve yolsuzluktan kurtaracak ışığı bulmuş ve yaymaya başlamışlardı. Bütün ülkede, Gaziantep'ten İzmir'e, meydanlar, sokaklar, yalan programa karşı gerçeğin programını ilan etmenin coşkusuyla doldu.
Milyonlarca işçinin, emekçinin, köylünün elinde küçük flamalar gibi yükselen program, bütün ülkeyi kucaklayacak bir halk bayrağına dönüşmek üzere dalgalanmaya başladı. İş şimdi başlıyor. Rüzgar işçiden, emekçiden yana esiyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İstanbul'dan Antep'e
İhsan Çaralan
İstanbul Abide-i Hürriyet Meydanı dün, herhalde en görkemli, en coşkulu günlerinden birini yaşadı. Alandaki kitle, özellikle de işçi ağırlığı bakımından dikkat çekiciydi. Bazı siyasi çevreler ise, bu mitingi ve onun taleplerini hiç anlamamış, hiç önemsememiş gibi görünüyorlardı. Bugüne kadar bu türden miting ve gösterilerde adı pek duyulmayan Tek Gıda-İş, Demiryol-İş, Haber-İş Anadolu Yakası Şubesi gibi sendika şubeleri, alanda diğer sendika şubelerini baskılayacak bir kitlesellikte yer almıştı.
Yine Birleşik Metal Sendikası, en kitlesel sendikalardan biri olarak, önceki eylemlerden çok daha ciddi bir katılımla alanda yer alıyordu.
Ama, bu işçi ağırlığına karşın; alanda, bugün Emek Platformu'nun kazandığı pozisyona uygun bir bileşimle karşılaşıldığı söylenemez.
Esnafın eylemlerinin ulaştığı boyut ve tepkilerinin genişliği, çeşitli halk kesimlerinin tepkilerinin boyutu gözönüne alındığında, dün, Abide-i Hürriyet'te, mücadelenin bu yeni dinamiklerinin yer almadığı görüldü. Oysa, bugün Emek Platformu, örneğin TZOB'u doğrudan etkiliyor, TESK'in tabanının ise önemli ölçüde dikkatini çekiyordu. Ama, İstanbul'da Abide-i Hürriyet Meydanı'nda, mücadelenin bu yeni güçleriyle birileşildiğini gösteren bir belirti gözlenmiyordu. (Ama örneğin Gaziantep'te bu yeni mücadele odaklarının güçleri de alana yansımış, pek çok esnaf kepenk kapatarak Emek Platformu'yla birlikte alandaki yerini alırken, sendikasız işyerlerinin de çağrıya uyduğu görülmüştür. Köylerden de, sembolik katılımlar olduğu haberleri gelmektedir. Dahası Adana, Mersin ve kimi taşra illerinde de esnafın ve semt halkının, sendikasız işçi kesimlerinin mitinglerde yer aldığı belirtilmektedir.) Kuşkusuz; pek çok işçi sendikasının daha alanda gerektiği gibi yer alması beklenirdi.
Ama ondan da öte, Emek Platformu'nun yerel dayanaklarının ve emekten yana partilerin; sanayi sitelerinde çalışan yüzbinlerce genç işçi, ev kadınları, işsizler, emekliler gibi, "örgütsüz" işçi ve emekçilerin alanlara getirilmesi için yeterli çaba göstermediği anlaşılıyordu. Çünkü; onbinlerce kişinin yer aldığı kortejlerde, küçük birkaç grup dışında semt emekçileri, esnaflar gibi kategorilerden gruplara rastlanmıyordu. Partilerin en kalabalığı ve miting için en çok çaba harcamış olarak görünen EMEP'in bile çoğunlukla kendi taraftarlarıyla alana geldiği gözleniyordu.
Evet, Abide-i Hürriyyet'te coşku vardı, sloganlar vardı; yerinde tespitleri yansıtan pankartlar vardı, ama dönemin tanıdığı imkanlar açısından bakıldğında yeterince değerlendirilmemiş bir "gösteri"ydi olan. Öyle olunca da, bu sefer İstanbul'un dönüp, eksiğini Gaziantep'ten öğrenmesi gerekiyordu.
www.evrensel.net