Türküyle gidilmiyor yangına

Türküyle gidilmiyor yangına

52 metre yüksekliğinde merdivenlere çıkıp, 120 metre derinliğindeki kuyulara inebilen, sorumlu oldukları bölgedeki 3 bin sokağın adını ve yerini ezbere bilen itfaiyeciler, zor koşullar altında yaşam savaşı veriyorlar.

Türküyle gidilmiyor yangına
Rojda İldan
Celil Dağ ve İbrahim Koray isimleri bize yabancı değil. Onlardan bahsederken "Türkiye itfaiyeciliğin ne menem bir meslek olduğunu o zaman anladı" demek pek abartı olmaz. Bundan dört yıl önce Tuzla GEMSAN Tersanesi'nde çıkan yangını çoğumuz hâlâ unutamadık. Bu yangının hafızalarımızdan silinmemesini sağlayan büyüklüğü ya da verdiği maddi zarar olmadı. Yangını hafızalarımıza kazıyan, yangını söndürmek isteyen itfaiyecilerin çektikleri oldu.
Tersanede yangın çıktı, yangını söndürmeye çalışan itfaiyeciler Celil Dağ ve İbrahim Koray burada öldü, 27 itfaiyeci ise yaralandı. Bu yangın saatlerce sürdü ve sadece oradaki itfaiyecilere değil, evlerinde olanlara da korkulu anlar yaşattı. Televizyonlardan canlı olarak izlediğimiz bu yangın ve ölümler bizleri uzunca bir süre düşündürdü ve de, sarstı. Ama yangında asıl sarsılması gerekenler bir türlü sarsılmadı.
İtfaiyecilik İstanbul'da daha da zor
Yetkililer yangında tutuşmaması gereken elbiseleri tutuşan itfaiyecilerin ölümünün ardından, pişkince açıklamalar yaptılar gazetelere: "Biz onları görevlendirmemiştik ki, kahramanlık yaptılar!"(!)
27 itfaiyecinin yaralandığı, içlerinden görevini değil de 'kahramanlık' yapan iki tanesinin de yaralandığı bu yangının ardından ölen itfaiyecilerin ailesi ve diğer mağdur itfaiyeciler, belediye ve şirket yetkilileri hakkında dava açtılar. Onların açtıkları dava devam ediyor. Nüfusu 10 milyonu bulan İstanbul'un itfaiyesindeki eksiklikler de... İtfaiyecilerin görevleri zor ve de çok. Bir itfaiyeci 52 metre yüksekliğinde bir merdivene çıkıp, 3 bin sokağın adını ve yerini ezbere bilmek zorunda. Bitmedi; görevli olduğu semtteki sokaklarla birlikte, resmi daire, okul, park ve bahçeleri de ezbere bilmek, 120 metre derinliğindeki kuyuya inip, kurtarma araçlarının içindeki 600-700 çeşit malzemeninin nerede nasıl kullanılacağını iyice bilmek zorunda.
Meslekten sayılmıyor
Bütün bunları, bunların üstüne bir de İstanbul'daki plansız yapılaşmadan doğan çalışma zorluklarını koyarak düşünürsek İstanbul'daki itfaiyecilerin çekmek zorunda kaldıkları sıkıntıları düşünebiliriz. İstanbul'da 15 bin itfaiyecinin görev yapması gerekiyor, varolan itfaiyeci sayısı ise bunun yarısı bile değil. Eğitimini alarak yaptıkları iş meslek olarak bile kabul edilmiyor. İtfaiyecilerin yarısı memur yarısı hizmetli statüsünde çalışıyor, aldıkları ücret de yoksulluk sınırının çok çok altında.
Muharrem Dağ, iki yıldır itfaiyeci. Onu itfaiyeci yapan kardeşinin ölümü. Kardeşi Tuzla GEMSAN Tersanesi'nde çıkan yangında ölen Celil Dağ. Celil Dağ'ın ölümünden sonra karısı ve kızı Yalova'ya, ailelerinin yanına taşınmışlar, hayatlarını orada devam ettirmeye çalışıyorlar. Muharrem Dağ ve ailesi şanslı. Çünkü bir çok iş kazasının ardından aileye verilen sözler yerine getirilmezken, kendilerine verilen sözler yerine getirilmiş. Belediye kendilerine İkitelli'de iki daire, tazminat vermiş, Celil Dağ'ın eşine maaş bağlanmış, bir de iş olanağı sağlanmış. Celil Dağ ve İbrahim Koray'ın akrabalarından birer kişi itfaiyede işe alınmış.
'Niye söndürme gemisi yok?'
Muharrem Dağ, kardeşi Celil Dağ'ın itfaiyeciliği çok sevdiğini belirtiyor ve onun hakkında şu açıklamaları yapıyor: "O, atılgan birisiydi. O şekilde, o gemiye çıkmak her babayiğidin harcı değildir. Cesaretliydi." Celil Dağ öldüğünde iki yıllık itfaiyeciydi. Muharrem Dağ, kardeşinin cesaretini övüyor ama önlem almayanlara, daha sonra da kendilerine pişkin pişkin sırıtanlara sinirleniyor. Kardeşinin ilk ölüm yıldönümünde tersaneye gittiğini söyleyen Dağ o gün orada yaşadıklarını "Gittim oraya, yine hiçbir önlem almamışlar. Tersane sahipleri biz oraya gittiğimizde resmen tahrik etmeye çalıştı. Geliyorlar, pis pis sırıtıyorlar. Bu adamın gücüne gidiyor. Ben şimdi kalkıp da orada kendimi niye küçük düşüreyim. TC olarak bir dükkâna ruhsat verirken ne istiyorsun? Yangın söndürme tüpü istiyorsun, yangın merdiveni istiyorsun. Peki tersaneden bir söndürme gemisi niye istemiyorsun?" diyerek anlatıyor.
Üç huzursuzluk
Muharrem Dağ şimdi dört yıllık itfaiyeci. Kardeşi gibi kendisinin de bu işi severek yaptığını belirtiyor ve işin zorluklarını gözönüne alarak, "Ne para ne maddiyat bu işin yapılması için yeterli olmaz." diyor. Muharrem Dağ itfaiyeciliği seviyor ama rahatsızlıkları da var. Birincisi itfaiyeciliğe yeterli önemin verilmeyişi.
Dağ bu konudaki düşüncelerini "İtfaiyecilik küçümsenecek bir meslek değil. İtfaiyecinin zorlu bir yaşamı var. Bir Avrupa'daki itfaiyecilikle Türkiye'deki itfaiyecilik arasında çok fark var. Nasıl var? Halkın gözündeki değerlerimiz çok farklı. Halkın gözünde burada bir değerimiz yok. Bir polis kadar değerimiz yok. Türkiye'de itilmiş kakılmış bir itfaiyecilik var." diyerek bizlere ifade ediyor.
Can güvenliği istiyorlar
Dağ'ın diğer şikayetlerinden birisi Türkiye'deki milyonlarca emekçininkiyle aynı; maaşlarının düşüklüğü. Bir itfaiyecinin 350 milyon lira civarında maaş aldığını belirten Dağ, "Bu kadar yeter mi? Yetmez tabii ki. Türkiye'de asgari geçim için gereken para 600-700 milyon lira. Sen 350 milyon lirayla kirayı mı vericeksin, ekmek mi yiyeceksin, faturaları mı ödeyeceksin? Faturaların birini ödemeden diğeri geliyor." diyor.
Dağ'ın en son ama en önemli huzursuzluk nedeni ise can güvenliği. Dağ, itfaiyede bir aile gibi çalıştıklarını belirtiyor ve "Artık kardeşlerim ölsün istemiyorum. İçişleri Bakanlığı mı alacak? Valilik mi alacak? Kim alacaksa alsın artık önlemleri. İşletmeler, dükkânlar kontrol edilsin" diyor.
www.evrensel.net