Esnafın Derviş

Esnafın Derviş'i hükümet sözcüsü gibi

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Derviş Günday, günlerdir alanlara dökülen esnafın birileri tarafından kışkırtıldığını belirtti.

Esnafın Derviş'i hükümet sözcüsü gibi
Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Derviş Günday, günlerdir alanlara dökülen esnafın birileri tarafından kışkırtıldığını belirterek, "Biz hâlâ, tek çözümün sokak olmadığına inanıyor, kardeşlerimizi biraz daha sabırlı olmaya çağırıyoruz" dedi. Günlerdir birçok ilde esnaf alanlara dökülürken sesi soluğu çıkmayan TESK Başkanı Günday, dün nihayet basın toplantısı yaptı.
Esnafın bugüne kadar hiçbir anarşi ve terör olayına karışmadığını ve alanlara dökülen esnafın kışkırtıldığını öne süren Günday, yaşanan krizin sanıldığından çok daha derin olduğunu ve bugüne kadar sorunlarını hep siyasiler ile masa başında çözdüklerini belirtti. Günday, bunalımın gerçek nedenini yıllardır süre gelen yanlış ve popülist ekonomi politikalarına bağlayarak, başta siyasi yapı olmak üzere, kendi çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tutan anlayışın ülkeyi bugünlere getirdiğini ifade etti. Siyasi yapının tıkandığını belirten Günday, "Hükümeti ve parlamentoyu göreve çağırıyoruz. 45 gündür beklediğimiz ekonomik programı artık açıklayın ve gereğini yapın" diye konuştu. Günday, siftah etmeden kepenk kapatan esnaftan kazanmadığı paranın vergisini istemenin insafsızlık olduğunu söyleyerek, sigorta primlerinin, kredi faizlerinin artırılmasını yangına körükle gitmek olarak değerlendirdi. Bakanlar Kurulu'ndan somut adımlar beklediklerini belirten Günday, "Aksi halde yarın çok geç olabilir. Esnaflarımız açısından, bıçak kemiği kırıp geçmiştir. Kimse, esnaf ve sanatkârın sırtından siyasi rant sağlamaya yeltenmesin" dedi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Eğitim sistemi eşitsizliği körüklüyor
Savaş Velioğlu
Ahırdan bozma derslikler, 80-100 öğrenciden meydana gelen sınıflar, boş geçen dersler, Ağırlıklandırılmış Orta Öğretim Başarı Puanı uygulamasıyla üniversite maratonunda devlet lisesi öğrencilerinin daha baştan elenmesi, bilimsellikten uzak ezberciliği dayatan bir sistem, adım adım hayata geçirilen paralı eğitim, zengin ve yoksul öğrencilerin aldığı eğitimin arasında uçurumlar oluşması, eğitim sisteminin sık sık değiştirilmesi, ve benzeri uygulamalar, eğitim-öğretim sistemimizin değişmez manzaralarını oluşturuyor. Devlet liselerindeki eğitimin kalitesi bizzat devlet eliyle aşağılara çekiliyor. Örneğin, ÖSYM'nin yayınladığı 2000 yılı Öğrenci Seçme Sınavı sonuçları kitapçığında, devlet liselerinden mezun olup, üniversite sınavına giren öğrenci sayısının 184 bin 151 kişi olduğu, bu kişilerden sadece 16 bin 237'sinin dört yıllık bir fakülteye girebildiği belirtiliyor. Yani, devlet liselerinden mezun olanlardan yüzde 15'i bile bir fakülteye giremiyor. Bu durum ise, okullarımızda verilen eğitim kalitesinin düşüklüğünü ortaya koyuyor.
Ortadaki olumsuz tabloya karşın herkesin eşit biçimde yararlandığı bilimsel bir eğitim-öğretim faliyeti için öğrenciler ve velilerinin yanısıra bilim insanlarının da yoğun çaba göstermesi, geleceğe dair umut veriyor.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tülin Polat'a, Türkiye'de verilen eğitimin kalitesinin düşüklüğü, bunun nedenleri ve sorunun nasıl çözülebileceği üzerine sorular yönelttik. Polat, sorunların aşılması için öncelikle eğitime ayrılan bütçesinin artırılmasının ev eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasının önemine dikkat çekti.
Türkiye'de verilen eğitimin kalitesinin düşük olmasının nedenleri nelerdir?
Eğitimin kalitesinin düşük olmasının birçok nedeni vardır. Üstelik, öğretim süresince yaşanan sorunların hepsi birbiriyle bağlantılı bir şekilde gerçekleşmektedir. Örneğin eğitimin öğelerinden birinde sorun yaşandığında, bu öğrenciyi de veliyi de etkiler. Eğitime genel olarak baktığımızda sorunları görmemek mümkün değil. Günümüzde koşullar değişiyor, bununla birlikte eğitimin de değişmesi ve günün koşullarına ayak uydurması gerekiyor. Çünkü, bu yapılmadığı zaman eğitim bir sorun yumağı haline dönüşür. Ama kalitede en önemli etken öğretmenlerdir.
Eğitim-öğretim sürecine öğreticinin etkisi nedir?
Eğitim öğretim sürecinin belirleyici öğesidir öğretmen. Öğretmen nitelikli olmadan, eğitim veya öğretimin nitelikli olmasını bekleyemeyiz. Öğretmenin nitelikli olması için de bilimsel niteliğe sahip bir eğitim olmalıdır. Nitelikli bir öğretmende aranması gereken koşullar ise şunlardır; Öğretmen alanıyla ilgili bilgiye sahip olmalıdır, ayrıca bilgiyi öğrenciye nasıl aktaracağını da iyi bir şekilde bilmelidir. Yani öğretmen neyi nasıl öğreteceğini iyi bilmelidir. Ülkemizde 'bilen öğretir' gibi bir yaklaşım var, bu yanlış. Sadece bilmek yetmez, bildiğini iyi bir şekilde öğretmek de önemlidir. Öğretmenin bu iki koşulu tam anlamıyla öğrenmesi ve uygulaması gerekiyor.
Bunların gerçekleşmesi için bilimsel bir eğitim süreci olmalı, bu temel sorunlar öğretmen yetiştiren fakültelerde giderilmelidir. Ama fakülteler bu sorunların giderilmesinde yetersiz kalıyor. Eğitimdeki öğretmen açığını kapatmak için her yerden adam toplayıp kısa bir eğitimden geçirdikten sonra o kişiye her şeyi verdiğimizi düşünüyoruz. Oysa ki öğretmenin geçimini sağlayabileceği, sosyal güvencesinin olduğu ve öz güveninin olacağı bir ortam veremiyoruz.
1997 yılında eğitim fakültelerinin yeniden yapılanmasını ise, öğretmen yetiştirmede temelleri olan yenilikler getirmesi ve bu yaklaşımla öğretmen yetiştirmenin koşullarını yaratması açısından olumlu karşılıyorum.
Eğitimdeki kalitesizliğin diğer nedenleri nelerdir?
Eğitim modellerinin sürekli değiştirilmesi önemli yanlışlardan biridir. Öğrenci daha alışamadan sistemi değiştirirseniz başarı düşer. Eğitimimizdeki modeller süreklilik içermelidir. Liselerimizde verilen eğitim, öğrencilerin üniversite sınavında kendilerine yarayacak yerlere yoğunlaşmalarına neden oluyor. Bu da öğrencinin gelişmesi önünde bir engel oluşturuyor. Ortaöğrenimde tek doğru vardır; kitapta yazanı okuyup, öğretmenin söylediğini öğrenince iyi not alırsın. Böyle bir uygulamayla karşılaşan öğrenci sorgulamaya, araştırmaya yönelmez. Okullarımızda verilen bilgi üç beş sene içerisinde değerini yitiriyor. Bu da sürekli değişim içerisinde olunması ve bilginin devamlı yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. Bu durum da okullarımızı sorgulamamız gerekmekte, çünkü insanlara 25 sene kullanacağı bilgiyi okullarımız veremez.
O zaman ne yapmak gerekiyor?
Bilgi çağını yaşıyoruz. İnsanlara yaşam boyu öğrenme veya öğrenmeyi öğrenme gibi birtakım ilkeleri aktarmamız gerekiyor. Bunları Türkiye'de ki eğitimciler biliyor fakat uygulamada sıkıntılar yaşıyoruz. Söylediğim koşulları yaşama geçirmek için gerekli olan altyapının eksikliği bilginin sürekliliğine engel olmaktadır. Yaşadığımız bu sıkıntıları toplumun belli bir kısmı yaşıyor, bu da toplumun belli kesimlerine eğitim hakkının sunulduğunu gösteriyor. Bu eksiklikte, eğitim sistemimizdeki en temel çelişki yani herkese eşit eğitim verilmemesi yine kendini gösteriyor. Bilginin yenilenmesi için öğrencilere olanak sunulmalıdır, bilgi için internet kullanılacaksa bu olanaklar yaratılmalıdır. Oysa bu imkânlar ülkemizde sadece belli okullarda var.
Bütün bu sorunların temelinde neyi görüyorsunuz?
En temel sorun, eğitim olanaklarından yararlanmada yaşanan eşitsizliktir. Eğitim sistemimizdeki çelişkiler ortaöğrenimde açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Eğitim hakkı insanın temel haklarından biri olmasına karşın bizim eğitim sistemimizdeki uygulamalar eşitsizliği meydana getiriyor. Okullarımıza baktığımızda birçok okul tipiyle karşılaşmaktayız; süper liseler, anadolu liseleri, özel liseler, vs. Bu okullara girebilmek için bazı sınavlara girilmesi, sınavlardan önce de öğrencinin hazırlık aşamasından geçmesi gerekmektedir. Bütün bunların ekonomik boyutları var. İşin içerisine ekonomik boyut girince maddi durumu iyi olan öğrenciler daha şanslı oluyor ve eşitsizlik meydana geliyor. Günümüzde gelişen olaylar yoksulların daha da yoksullaşmasına neden oluyor, bu da eğitim alanında eşitsizliğin oluşmasına neden oluyor. Bir ülke düşünün; öğrencilerin bir kısmı eğitimin tüm olanaklarından yararlanıyor, bir kısmı ise ipten yapılmış köprülerden okullarına gitmeye çalışıyor. Bir eğitimci olarak bundan rahatsız olmamak mümkün değil. Ülkemizde devlet okullarında doğru dürüst bir eğitim yok diye ne yapıp edip çocuklarını özel okullara göndermek isteyen velilerimiz var. Devlet okullarında verilen eğitimin kalitesiz olması ve bu durumun devlet tarafından desteklenmesi bir başka çıkmaz. Ülkemizde eğitim artık kâr getiren bir sektör haline dönüşmüştür. Bu sektöre talebin artırılması için eğitim kalitesi düşük tutuluyor. Anayasa da belirtilen eğitimin hak olduğu ilkesinin zedelendiği, ortaöğrenimdeki bu çelişkiyle ortaya çıkıyor.
www.evrensel.net