Bunlar kimin hizmetinde?

Bunlar kimin hizmetinde?

Eylemlerden ancak, bir "halk düşmanı"nın rahatsız olacağı ölçüde rahatsız olan tekelci medyanın gözde yazarları, IMF'den, ülkenin yağmalanmasından rahatsız olmuyorlar.

Bunlar kimin hizmetinde?
Binlerce esnafın hükümete karşı artan öfkesinin sokağa taşmasından yalnızca sermaye çevreleri ve hükümet rahatsız değil. "Büyük" gazelerde köşe yazarlığı yapan, bunun dışında sermaye ile işadamlığı sıfatıyla yakın ilişkileri bulunan isimlerde durumdan hoşnut olmadıklarını daha net biçimde dile getirmeye başladılar. TÜSİAD üyeliğinden gururlanan Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök'ten Güneri Civaoğlu'na, Güngör Mengi'den, Zülfü Livaneli'ne kadar yelpazesi geniş yazar takımının harekete geçmeleri birçok noktada ortaklık taşıyor. Ama bu ortaklıklar arasında ön önemli iki noktadan birincisi; ekonomide tek sesin Kemal Derviş olması ve bir teknokratlar hükümetinin ülkeye daha yararlı olacağını söylemeleri. İkinci nokta ise; sokak eylemlerden duydukları "endişe".
IMF programının neden ve nasıl çöktüğü üzerine bir şey söylemeyen bu köşe yazarlarının, Kemal Derviş'in IMF ile "yeni" anlaşmalar çerçevesinde oluşturmaya çalıştığı programa tam destek vermeleri ciddi bir çelişki olarak duruyor olsa da, bu köşe yazarlarının halkı yeni programa inandırmak için sarf ettikleri çaba gözlerden kaçmıyor. Kemal Derviş'in IMF ile kafaya kafaya verip yaptığı programın faturasını işçi ve emekçilerin ödeyeceği hemen her gün açıklanan yeni zamlarla ortadayken, "Hükümet yavaş davranıyor, Derviş'in istediği yasaları hızla uygulamalı" demeleri halkı aldatmaya yarıyor. Böyle söylemekle hükümeti eleştirir bir posizyonda görüneceklerini zanneden medyanın, bir önceki IMF programının çöküşüne ilişkin bir yorum yapmaması ikiyüzlülüklerini de ortaya koyuyor. Bu tavrın "teknokrat hükümeti" çözümlerine de uygun düştüğünü belirtmekte yarar var.
Bozgunculara dikkat!
Medyanın başta Doğan Grubu gazeteleri (Milliyet, Hürriyet, Radikal ve Posta) olmak üzere topyekün bir "Derviş'e güven" propagandası yapmalarının aynı zamanda Emek Programı'nın etkisini kırmaya yönelik olduğu açık. Sermaye ve emek programlarının karşı karşıya geldiği bu günlerde, burjuva medyanın haberlerinin, yorumlarının sermaye güçlerine hizmet ettiği ortada. TÜSİAD'ın, Sakıp Sabancı'nın, Rahmi Koç'un ve diğer patron ve patron örgütlerinin "Krizden etkilendik" yakınmalarını "Patronların Feryadı" başlıklarıyla manşetlerine taşıyan gazetelerin, esnafın feryadı karşısında telaşlanması medyanın "kriz"de nasıl bir tutum izlediğini göstermesi açısından çarpıcıdır. "Ekomik kriz" sürecinde medyanın "gözdesi" olan Sabancı'nın -krizden en çok yararlanan o oldu- neredeyse ağlayacak kadar "rol" yapmasını "doğal" karşılayan medya, evine ekmek götüremeyecek duruma gelmiş esnafın sokağa dökülmesini "aşırı" ve "tehlikeli" buluyor. Hayat pahalılığına, arka arkaya gelen zamlara, vergilerdeki adaletsizliğe karşı oluşan tepkilerini hükümeti protestoya dönüştüren esnafın sokak yürüyüşlerini "anarşi"ye ve "provokasyon"a açık hareketler olarak nitelendiren köşe yazarları "provokatif" söylemlerde bulunarak sokaklara devletin müdahalesini savunuyorlar. Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan uyarıyor: "Kitleler artık sokaklarda gösteri yapıyor. Türkiye'de bizim tepkisiz toplumumuzda böyle şeyler pek olmazdı. Çok dikkat edelim, yakında bu kitlelerin arasına teröristi, bozguncusu, çapulcusu, yağmacısı katılır ve istenmeyen, çok acı olaylar çıkabilir. Uyu hükümet uyu! İyi uykular!" Çölaşan'ın, hükümete serzenişte bulunması ülkeyi bu hale getirmelerinden değil. Onun derdi, sokak hareketi. Hükümeti, esnafın sokak yürüyüşlerini "engellemeye, bastırmaya" çağırıyor. Aynı eğilim Sabah gazetesinin "demokrat" yazarı Zülfü Livaneli'de de görülüyor. Hatta Livaneli, Çölaşan'dan bir adım önde: "Bu koşullarla girilen 1 Mayıs'ta neler olacağını kimse kestiremez... Bu durumda Anayasa'nın 119. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanı'nın Bakanlar Kurulu'na başkanlık ederek, OHAL ilan etmesinden başka bir çare kalmadı".
Sabah polislerle görüştü
Birkaç günden bu yana esnafın protestolarından endişe duyan medyanın bu durumu, dünkü Sabah gazetesinin manşetinde bir kez daha açığa çıktı. Sabah gazetesi "Aman Dikkat" başlıklı haberinde esnaf eylemlerini "patlama" olarak yorumlayan Emniyet ve TOBB yetkililerinin "İş uzarsa yasadışı örgütler sızabilir" sözlerini büyük bir titizlikle ele alıyor. Sabah gazetesi yazarı Yavuz Donat, "Sosyal boyut" başlıklı yazısında Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender'le hafta başında görüştüğünü ve konunun "ekonomik krizin sosyal boyut kazanma ihtimali" olduğunu yazıyor. Yavuz Donat bir başka "güvenlik görevlisi", Emniyet Genel Müdürü Turan Genç ile de görüştüğünü açıklıyor ve Kemal İskender'in kendisine "kontrolü" nasıl sağlayabileceğini anlattığını yazıyor. Yani, Sabah gazetesi yazarı Donat, Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender'le sokak hareketlerine karşı alınacak önlemleri konuştuğunu açıkça söylemekten çekinmiyor. Binlerce esnafın sorunlarını köşesinde dile getirmek yerine, ya da sokağa çıkan bir esnafla görüşmek yerine soluğu emniyet görevlileri Kemal İskender ve Turan Genç'in yanında alan Donat'ın aslında halka karşı olduğu açık değil mi? Donat'ın bir gazeteci olarak sokak eylemlerine karşı emniyet görevlileri ile "kontrol sağlama" konusunda görüş alışverişi içinde bulunması kendisinin "gazetecilik" görevini çoktan aştığını ve asıl görevinin halka yönelik önlemleri belirleme olduğunu da gösteriyor.
Hürriyet gazetesi yazarı Oktay Ekşi de, gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantısının demokratik bir hak arama yolu olduğundan söz ediyor ama "Kışkırtıcı ajanlara fırsat vermemek gerek" diyerek tıpkı Donat, Çölaşan, Livaneli, Özkök gibilerinin tuttuğu yolu takip ediyor.
Radikal'in radikalliği...
Medya bir yandan da Derviş yasalarının bir an önce onaylanması gerektiğine ilişkin haber ve köşe yazılarını yoğunlaştırdı. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine zemin hazırlayan Şeker Kanunu'nun Meclis'ten geçmesini Radikal gazetesi "Şeker Devrimi" başlığıyla manşetten verdi. Bunun Radikal tarafından "devrim" olarak nitelenmesi, bu "sol" tandaslı gazetenin "devrim" sözcüğünden ne anladığını da gösteriyor. Bu karara, sadece Radikal değil, tüm medya destek verdi. Özelleştirmeye, emperyalist yağmaya, uluslararası tekellerin ülkede at koşturmasını destekleyen medyanın, işçilerin, emekçilerin, çiftçilerin ve esnafın eylemlerine karşı çıkmasında da anlaşılmayacak bir yan yok. Sermaye ve emeğin programının karşı karşıya geldiği süreçte medyanın sermaye programının yanında saf tutarak aslında bir halk düşmanlığı yaptığı ortadadır.
www.evrensel.net