Polise yetki bahane

"Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu" ile polise sınırsız yetki tanınması polisin gerçekleştirdiği yargısız infazların artmasına neden oluyor.

Polise yetki bahane
Jülide Kalıç
"Polis Vazife Ve Selahiyet Kanunu" ile polise son derece esnek ve sınırsız yetki tanınması, polis tarafından gerçekleştirilen ölümlerin artmasına neden oldu. "Memurun Muhakematı Kanunu"nun tanıdığı yetkiyle polis, yargı önüne çıkarılmayacağı güvencesiyle copunu ve silahını yaşam hakkına doğrultuyor. Diyarbakır, Aydın ve son olarak da Trabzon'da yaşanan olaylar, yaşam hakkının kolluk kuvvetlerince ne derece ihlal edildiğini gözler önüne serdi.
Aydın'da 15 Mart 2001'de cezaevi çevresinde evlere baskın düzenleyen ve arama yapmak isteyen polislere "arama izniniz var mı" sorusunu yönelten Resul Aydemir canından oldu. Resul Aydemir'in kardeşi Abdullah Aydemir olayı şöyle anlatıyordu: "... Polisler ağabeyimi tartaklamaya başladılar. Bu arada ben ve kardeşim Süleyman ekip otosuna doğru götürülüyorken, ağabeyim arkamdan bağırarak geldi. Ağabeyim ekip otosunun önündeydi. İsminin Gökhan olduğunu öğrendiğim başkomiser polislere 'Vurun şerefsize öldürün, sorumluluk bana ait' diye bağırıyordu. Ekip aracı hızla ağabeyime kalça tarafından çarptı ve elini ezerek uzaklaştı."
'Ya döverek ya silah çekerek'
Diyarbakır'da yine 15 Mart günü, bir polis memuru ile havaalanında görev yaptığı öğrenilen Şahin Kavçın arasında çıkan tartışmada polis memuru silahıyla Kavçın'ı öldürdü. Şırnak'ta görev yaptığı öğrenilen polis memuru, Kavçın'ı tuvalet sırası yüzünden öldürdüğünü belirtti.
Son olarak da Trabzon'da kafeterya sahibi Asım Ceyhan, 21 Mart günü polis tarafından dövülerek öldürüldü. Dövülerek polis otosuna bindirilen Ceyhan, karakola götürülürken polis otosunda hayatını kaybetti. Ceyhan'ın sırtında ve boynunda darp izleri saptandı. Polisin zor kullanıp silahını ateşlemekte tereddüt etmemesiyle doruğa çıkan şiddet eğilimlerine Trabzon halkı ise şu yanıtı verdi: "Polise bir şehit daha verdik."
'Patlamayan silahın yetkisi olmaz'
11 Aralık'ta, Gaziosmanpaşa'da iki polisin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından, gözdağı verircesine bellerindeki silahı havaya kaldırarak, yürüyüşe geçen çevik kuvvet polisleri, "Patlamayan silahın yetkisi olmaz' sloganlarıyla niyetlerini ortaya koymuştu. Çevik kuvvet eylemi sonrası ise polise yeni ve daha etkili silahların getirileceği müjdelendi. Yetmedi, polisin silah kullanabilme yetkisinin artırılması ve yargılanmasının daha da zorlaştırılması için uğraş içerisine girildi.
'Polis yetkisini genişletiyor'
Polise sınırsız yetki tanıyan yasaların sonuçları üzerine İstanbul Barosu İşkenceyi İzleme Komisyonu üyesi Avukat Şeref Turgut'la görüştük. Şeref Turgut, "Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu", "Memurun Muhakematı Kanunu" ve "Çevik Kuvvet Yönetmeliği" gibi kanun ve yönetmeliklerle, zor kullanmada ve silahını ateşlemede polise geniş yetkiler tanındığına dikkat çekerek, zor kullanılması için gereken şartlar oluşmadan polisin şiddete yöneldiğine işaret etti. Yasadışı olmadığı halde birçok eylemde ve basın açıklamasında polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kalındığını belirten Turgut, polisin kişileri yargı önüne götürmesi gerekirken, yargı mercii gibi hareket ettiğini ve insanların canı ile malına zarar verme eğiliminde olduğunu kaydetti. Ankara'daki son memur eyleminindeki polis müdahalesini örnek gösteren Turgut, birçok memurun yaralandığını, gözaltına alma gibi bir amacın olmadığını, sadece devlete muhalif kesimi cezalandırmak için şiddet uygulandığını vurguladı.
'Öldürme kastı var'
Turgut, polise sınırsız yetki tanıyan kanunların polisler tarafından daha da genişletilerek uygulandığına dikkat çekerek, polisin; kullandığı gücün ve silahın neler doğurabileceğini kestirmek durumunda olduğuna, bu bilgilere karşın güç kullanan polisin öldürme kastı içinde olduğuna vurgu yaptı. Bu durumda polisin yargılanması ve cezalandırılması gerektiğinin altını çizen Turgut, memurun yargılanması ile ilgili kanunla, polisin yargılanmasının ve ceza almasının önüne geçildiğini belirtti.
'Merminin hesabı sorulmuyor'
Polisin bu kadar pervasızca davranmasına etken olan Memurun Muhakematı Kanunu'nun kaldırılması ve polisin de herkes gibi Türk Ceza Kanunu'na göre yargılanması gerektiği üzerinde duran Turgut, işkence ya da yargısız infaz olaylarına katılan polisler hakkında ciddi mahkûmiyet kararlarının bulunmadığına işaret etti. Yasalarda işkenceciyi hak ettiği şekilde cezalandırıcı ağır hapis cezalarının olmadığını belirten Turgut; "Polis bu yasalara güvenerek, insanları yaralıyor, sakat bırakıyor ya da öldürebiliyor. Böylece polis kişinin alabileceği cezanın çok üzerinde bir cezayı kendisi vermiş oluyor" dedi.
Polisin yakalama amaçlı silah kullanabilmesi yetkisinin kaldırılması gerektiğinin altını çizen Turgut, bu yetkiyle insan haklarınının ihlal edildiğine vurgu yaptı. Yaşam haklarının ihlali söz konusu iken polisin silah kullanabilme yetkilerinin genişletilmek istenmesine bir anlam veremediğini söyleyen Turgut, yasanın genişletilmesi ile ölümlere yeni ölümler ekleneceğine dikkat çekti. Polisin hemen her yerde ve her durumda silahına sarıldığını belirten Turgut, bu durumu"Devlet verdiği merminin hesabını sormuyor" diye değerlendirdi.
Şeref Turgut, polise zor kullanma ve silahını ateşleme yetkisi veren yasaların kaldırılması gerektiğini vurguladı.
www.evrensel.net