Milyonlarca insanın hayatını kurtaracak adımlar,

Milyonlarca insanın hayatını kurtaracak adımlar,

   olanak olduğu halde atılmıyorsa;

Milyonlarca insanın hayatını kurtaracak adımlar,
   olanak olduğu halde atılmıyorsa;
Stephen Lewis *
Geçtiğimiz ekim ayında, Zimbabve'nin başkenti Harare'deki David Livingstone İlkokulu'nda, beşinci sınıfların "Hayat Bilgisi" dersine katılmıştım. Orada, uzun zamandır gördüğüm en istekli, zeki ve sevimli çocuklarla birlikte oldum. Haftada bir aldıkları bu ders, öğretmenlere, bütün Güney Afrika ile birlikte Zimbabve'yi de kırıp geçiren AIDS hastalığı ile ilgili bir şeyler anlatma fırsatı veriyordu.
"Neden korktuğunuzu bilmek istiyorum" dedi öğretmen. "Her biriniz, bir kağıt üzerine en büyük korkunuzu yazın. Ben kağıtları toplayacak, bu kutuya koyacak ve sonra teker teker çekip, yazdıklarınızı okuyacağım." Her bir notla birlikte yapılan etkileyici, canlı ve güçlü tartışmaları aktarmayacağım. Sadece, her 10 yanıttan 7'sinde, kâğıdın üzerinde ölümle ilgili bir şey vardı. Ana-babanın ölümü, kardeşin ölümü, amca ya da teyzenin ölümü, bir arkadaşın babasının ölümü, bir arkadaşın ölümü...
Öğretmen, çocuklara bu ölüm meselesi ile ilgili ne yapabileceklerini sorduğunda, büyük çoğunluk aynı yanıtı verdi: "Dua ederiz." Öğretmen biraz daha somut bir yanıt istediğinde, "Tanrı'yı çağırırız" dediler.
Ders bittikten sonra, öğretmene, yanıtları pek anlamadığımı söyledim. Haklı olduğum yanıtını verdi, anlamıyordum. "Bakın Bay Lewis, çevrenizde herkes ölüyorsa, çocuklar dua etmekten başka bir şey yapamaz. Okul bitince, öğle tatilinde, cumartesileri, her zaman dua ederiz biz. Çocuklar, başka hiçbir şeyin işe yaramadığını düşündükleri için tüm umutlarını Tanrı'nın araya girmesine bağlamışlardır."
Her yatakta bir ölü
Aynı gün, Harare Hastanesi'nin yetişkin koğuşlarını gezdim. Abartmasız, her yatakta bir ölü veya bir ölmekte olan vardı. Bırakın virüs ilacını, en çok acı veren fırsatçı enfeksiyonlara karşı bile hemen hiç ilaç yoktu. Gezintimiz sürerken, hademeler de tüyler ürperten alüminyum tabutlarla, yeni ölenleri taşıyıp durmaktaydılar. Kendimi bir mezarlıkta dikiliyor hissettim.
Ocak ayında ise New York'taydım; AIDS ve barış koruma kuvvetleri ile ilgili bir BM Güvenlik Konseyi tartışmasının tam ortasında. Tuhaf bir gündü bu; çünkü böylesi ciddi bir konunun ortasında, görev süresi dolan Amerikan Büyükelçisi Richard Holbrooke da jübilesini yapıyordu. Hava alaycı takılmalar ve yağcı elvedalarla doluydu. Yine de iki konuşma, zorunlu dostluk gösterileri ve bayat şakalardan oluşan gidişatı kırdı. Fransız Büyükelçisi; ilaç şirketlerine ve onların az bir ücretle ya da ücretsiz ilaç sağlamayı reddetmelerine karşı salvoya başladı.
Ardından, Hindistan Büyükelçisi, tüm teamülleri bir kenara bırakarak, "Güney'de milyonlarca insan ölürken, Kuzey ne para veriyor, ne de ilaçların üretilmesini sağlayacak entellektüel mülkiyet hakkı ıslahını yapıyor" diye çıkıştı. Bu iki farklı zamana dair anılarım aklımdan geçerken, bir soru hep kafamı kurcalıyor: Neden bu durum cinayet olarak adlandırılmıyor?
Tedavi istiyorlar
Geçtiğimiz yıl, orta ve güney Afrika ülkelerinde 3.8 milyon insan daha AIDS'e yakalandı. Geçtiğimiz yıl, orta ve güney Afrika ülkelerinde 2.4 milyon insan AIDS'ten öldü. Geçtiğimiz yılın sonu itibarıyla, yüzde 55'i kadın olan 25.3 milyon Afrikalı, AIDS'liydi. En savunmasız grup ise, 15-24 yaş grubu. Salgının 1970'lerin sonunda başlamasından bu yana, 16 milyondan fazla Afrikalı öldü.
Son zamanlarda, Afrika'nın hastalığa bakışında önemli bir değişim yaşandı. 2000'in ortalarına dek, korunma ve bakım alanlarına yoğunlaşılıyordu. Sonra birden, temmuz ayında Durban'da düzenlenen Uluslararası AIDS Konferansı'nda ve ardından, aralık ayında Addis Ababa'da yapılan Afrika Kalkınma Forumu'nda, bu zemin değişti. Aniden, "AIDS'le Yaşayan İnsanlar" seslerini duyurmaya başladılar. Bu sesler, tedavi istiyordu.
Aklıma gelmişken. 1999 yazında, Ruanda'nın Kigali kentindeki küçük bir gebelik danışma kliniğinde, AIDS'li ve hamile üç kadınla sohbetimi hatırlıyorum. Hepsi gönüllü denek olmuş, hastalığın anadan çocuğa geçme olasılığını azaltmak için ilaç kullanıyorlardı. Tek düşündükleri bebeklerini nasıl emzirecekleriydi: Anne sütü bulaşma riskini artırıyordu, ama aksi halde de süt çok masraflı olacaktı. Bir süre bir konuda tartıştık. Ardından bir soru sordular: "Tamam, bebeklerimizi kurtarmak için her şeye katlanırız. Ama ya bizler?" Yanıt veremedim.
Sorunun püf noktası da bu zaten. Batı ülkelerinde yaşamı uzatan, yaşam kalitesini pekiştiren ve yaşamı kurtarmak için işleyen antiretroviral ilaç kokteylleri var. İlaçlar burada. Onları kullanıyoruz. Yeni AIDS vakalarının yüzde 95'inin görüldüğü azgelişmiş ülkelerde ise, bütün AIDS hastaları, tüyler ürperten ve acılı bir ölüme mahkûm edilmiş bulunuyor. İlaç kokteyllerini alabilecek durumda olan insan sayısı o kadar az ki, yok denilebilir.
Ancak durum çok, çok daha kötü. Ne ilaca sahip olan şirketler, ne paraya sahip olan devletler, ne de ucuz ve genel ilaçların kullanılmasını sağlayabilecek yasa değişiklikleri yapabilecek devletler, Afrikalıların yaşamını kurtarmak veya uzatmakla ilgili değiller.
Bundan altı ay önce, beş uluslararası ilaç şirketi, Afrika için AIDS ilaçlarının fiyatını indirme, hatta ilaçları ücretsiz sağlama sözü vermişti. Bu söz, uluslararası alanda coşkuyla karşılandı. Ardından, şirketler ile BM arasında gizli görüşmeler başladı. Bütün bunların hiçbir anlamı yoktu yani; kötü niyetliliğin tanımını yeniden yapıyorlardı sadece. Kayda değer hiçbir sonuç elde edilemedi. Bu, çağımızın en büyük skandalı belki de.
Kitlesel cinayet
Evet, paçavraya dönmüş sağlık sistemleri aracılığıyla, geniş hasta kitlelerini gözlemleyip tedavi etmek kolay değil. Ama yine de, bu kitlenin önemli bir bölümüne ulaşılabilir. Bunu denemeye bile tenezzül etmemek, insanlığın durumuna dair yeterli şey söylüyor. Basitçe ifade edeyim: İlaçlar da var, para da. Bunlarla, milyonlarca insanın yaşamı uzatılabilir ve acıları dindirilebilir. Bazıları, doğal ömürlerinin sonuna dek yaşayabilirler...
O zaman neden bir şeyler yapılmıyor? Ve yapılmıyorsa eğer, neden cinayet olarak adlandırılmıyor? Kitlesel cinayet...
* Kanada'nın eski BM Büyükelçisi
www.evrensel.net