Şarkı gibi türküler

Şarkı gibi türküler

Cengiz Özkan, repertuarı oluştururken, eserleri yorumlarken ve de düzenlemeleri yaparken aynı ölçütü kullanıyor: Şarkı gibi türküler.

Şarkı gibi türküler
Sinan Gündoğar
Üç yıl önce çıkardığı "Kırmızı Buğday" albümü kapağının içindeki resminin farklılığıyla dikkatleri çekmişti, Cengiz Özkan. Günlük yaşamdaki insan kalabalığının içerisinde, kasketiyle duran ve yanından gelip geçenlerden hiçbir farklı olmayan bir kişiydi. Bu görüntü, onu biraz daha "bizden" göstermişti belki de.
Cengiz Özkan, yeni albümü "Ah İstanbul"da, farklı bölgelerden türküler seçerek oluşturmuş repertuvarı. Bu eğilim, aslında onun konservatuvar eğitimi almasından sonra gelişmiş. Çünkü Sivas-Divriğili olan Özkan, o yöredeki deyişler, aşıklamalar ile büyümüş. Kendi deyimiyle, o dönemler farklı yörelerin ezgileri kendisini etkilemezmiş. Ancak konservatuvar eğitimine başladıktan sonra, farklı yörelerin ezgilerini bütün incelikleriyle tanımaya başladıktan sonra, onlardan da tat almaya başlamış. Bunun üzerine de, yetiştiği yörenin değil de, yeni tanımaya başladığı yörelerin ezgilerini yorumlamaya başlamış.
Cengiz Özkan, TRT'de 12 yıl çalışmış olan bir bağlama ustası. Konservatuvarda aldığı eğitimi, müzikal kimliğini oluştururken iyi kullanmış. Altı sene batı müziği, altı sene Türk sanat müziği okumuş, makamları öğrenmiş, ondan sonra çalgı bölümündeki eğitimini tamamlamış. Bundan sonra da, bu eğitimin almış olan bir sanatçının yapması gerekeni yapmış ve elde ettiği birikimleri müzikal çizgisini şekillendirirken kullanmaya başlamış.
Aldığı eğitimde, Türk sanat müziğinin, bu müzikteki makamların etkisini ilk olarak Özkan'ın söyleyiş tarzında bulmak mümkün. Söyleyiş tarzında otantik bir türkü yorumculuğundan söz etmek pek mümkün değil. Ancak hemen belirtelim, "kentli türkücüler"in yorumlarındaki "düz söyleyiş" de yok. İkisinin arasında bir yorum tarzı söz konusu. Başka bir deyişle, Özkan, otantik türkü yorumlamalarının vazgeçilmez öğesi olan "gırtlak hareketlerini" kullanmıyor, ama, sesinde bunu andıran çok yumuşak geçişler yer alıyor.
Cengiz Özkan da, bunun zorlama olmadığını belirtiyor. Bu yöneliminin aldığı eğitimin bir sonucu olduğunun farklında. Özkan'ın repertuvarı belirlerken kullandığı ölçüt de, bu birliktelik hakkında yeterince ipucu verir nitelikte. Özkan, bunu, "Benim seçtiğim repertuvar, genelde 'şarkı gibi türküler'den oluşuyor. Doğal olarak yorum tarzım da, bu çerçevede oluyor. İlk albümüm olan 'Kırmızı Buğday'ın adını aslında 'Şarkı Gibi Türküler' koymayı düşünüyordum. Benim tarzıma ve tavrıma uygun olduğu için, repertuvarı oluştururken bu ölçüte dikkat ediyorum. Sieçtiğim türkülerin, yörelere, kullanılan enstrümanlara, kullanılan makamsal yapıya bağlı olarak, şarkıya yakın olduğunu belirtmek mümkün" cümleleriyle değerlendiriyor.
Benzer bir durumun enstrümanlar için de olduğunu belirtmek mümkün. Albümdeki kimi parçalarda otantik halk müziğinin enstrümanlarını da kullanmış olmasına rağmen, biraz daha kentli bir görünümle karşılaşıyoruz. Kimi zaman, iki enstrümanla oluşturulmuş yalın bir düzenleme söz konusu iken, kimi zaman ise, bağlama grubu ve farklı enstrümanların birlikteliğiyle sağlanmış bir orkestrasyonu rastlayabiliyoruz. Bunun neye göre belirlediğini soruyoruz, Özkan'a. "Her türküyü ayrı düşünüyorum. O türküye ne yakışacağını hissediyorsam, onu kullanmaya çalışıyorum. Tabii bu süreçte denemelerde de bulunuyorum. Örneğin bir türküye kavalın iyi gideceğini düşünürsünüz, denersiniz, istediğiniz sonucu alamadığınızda "mey"i kullanma yoluna gedersiniz. Genelde, repertuvarı oluştururken düzenlemeler açısından nelerin yapılacağı da düşünülür. Örneğin, türküde bir şarkı havasını yakalarsınız, ya da bu bir kent türküsüdür diye düşünürsünüz, tambur kullanırsınız, keman kullanırsınız. 'Ah İstanbul' bunun bir örneğidir.
'Bir Ay Doğar'da bağlamasız olamazdı, bunun yanı sıra, 'Yıldız Dağı'nda Trakya'da ince saz adı verilen enstrümanları kullandık. Yani, genellikle türküyü kendi yöresindeki yapısından uzaklaştırmadan düzenlemeler oluşturmaya dikkat ediyoruz. 'Bey Mâyil'de keman kullandık, çünkü o yörede keman kullanılıyor. Türkülerin otantik yapısını, altyapının üstünde kullandığımız enstrümanlarla doğrulamaya çalıştık" diyerek cevaplıyor bizi.
Albümün bütünlüğünde, dikkati çeken diğer bir noktanın da, içerdiği duygu olduğunu belirtelim. Tüm albümde bir dinginlik söz konusu. Ancak bu dinginlik, bir yaşama sevinci, coşku ya da mutluluğun verdiği bir dinginlik değil. Hüznün verdiği bir dinginlik. Başka bir deyişle, yılgınlığa dönüşmeyen, yıkılmamışlığın içerdiği bir hüznün yarattığı dinginlik. Özkan'ın kendi yaşantısı ile, bu duygu arasında bir bağlantı kurmak hiç zor değil. Çünkü türlü zorluklarla sürdürdüğü eğitim yaşamı boyunca hissettiği bir eziklik söz konusu. Bundan hareket edildiğinde, yaşantısındaki sevinçlerin hüzünlerden daha az olduğunu belirtebiliriz. Aynı koşulların, toplumdaki büyük çoğunluk için geçerli olduğunu düşündüğümüzde, "hüzünlü türküler"in neden çok sevildiğini de anlamış oluruz.
Bütün albümün dışında değerlendirilebilecek bir tek parça var: "Deniz Dalgasız Olmaz". Özkan, bunu piyasa için yaptıklarını söylüyor. Aynı zamanda bu söyledikleri, bir sitemle birlikte, bir eleştiriyi de içeriyor: "Nitelikli eserlerden oluşan bir repertuvar oluşturuyorsunuz. Albümün oluşturulması aşamalarından büyük emekler harcıyorsunuz, ancak kimse sizin farkınıza bile varmıyor. Bunu düşünerek, 'Deniz Dalgasız Olmaz' piyasa için yaptık. Türkülerde tamamen batılı altyapı kullandık. Günümüzde bu tür şeyler göze çarpıyor!.. Türküyü, stüdyoda bir kez okudum, bir daha da okumadım."
www.evrensel.net