Saygı, düşen her damla tere

Saygı, düşen her damla tere

Evrensel Basım Yayın'ın yayınladığı bu seçki dizisini, Eray Canberk ve Gülsüm Cengiz "Selam Yaratana" ve "Ellerimiz Günışığı" başlıklarını taşıyan iki ayrı kitapta toplamış.

Saygı, düşen her damla tere
Mustafa Kara
"Saygı o insana, övün o işçiyi!
Saygı nasırlı ele!
Saygı düşen her damla tere"
Ferdinand Freiligrath'ın "Emeğe Saygı" adını taşıyan bu şiiriyle başlıyor "Emek Şiirleri" seçkisi. İnsanın tarım ile uğraştığı ilk çağlardaki "iş türküleri"nin çağdaşları "emek şiirleri"ni tema olarak seçen bu seçki, ilk şiirin adıyla özdeş bir tutumu yineliyor her satırında. "... toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok" olanların satırlara yansıyan emeğinin bir derlemesi bu.
Evrensel Basım Yayın'ın yayınladığı bu seçki dizisini, Eray Canberk ve Gülsüm Cengiz "Selam Yaratana" ve "Ellerimiz Günışığı" başlıklarını taşıyan iki ayrı kitapta toplamış. Seçkiyi düzenlemede de dönemlerden ziyade, konunun öne çıktığı bir tarz izlenmiş; emeğin ve emekçinin dünyasını anlatan şiirlere yer verilen birinci kitabın ilk bölümünün başlığıysa; Şükran Kurdakul'un bir dizesi: "Yorgunluğun Kardeşlik Kokan Elleri". "Terimizin aktığı yer yerimiz" başlıklı ikinci bölüme adını veren dize ise Ozan Telli'nin.
İkinci kitabın adı Ali Mustafa'nın bir dizesi; "Ellerimiz günışığı". Bu kitap da ilki gibi iki bölümden oluşuyor. Nâzım Hikmet'in "Kan ter içinde" başlıklı ilk dizesinden adını alan bu bölüm üretim sürecindeki emekçinin duygu düşüncelerini anlatıyor. Bu kitabın ikinci bölümünün başlığı ise, Oktay Rıfat'tan; "Elleri var özgürlüğün". Yeni bir dünyanın emek ile kurulacağına dair inancın ve mücadelenin şiirleri bu bölümdekiler.
Satırlara düşen yansımalar
500 sayfayı aşan "Emek Şiirleri" seçkisine o kadar çok hayat sığdırılmış ki... Ter dökenlerin yaşamının, sevdalarının, acılarının, yoksulluklarının, umutlarının, tarihinin satırlara düşen yansımaları; okuru kimileyin Bertolt Brecht ile Ohio'nun kömür trenlerinde ciğerini tüküre tüküre ölen demiryolcu Mike McCoy'un karısının yaşadıklarına; kimileyin Pablo Neruda'nın dizeleriyle taş ocağı işçileri Manuel ve Benjamin'in öyküsüne götürüyor. Ya da bir yapı inşaatını betimlemesini Nâzım Hikmet'ten dinliyor; "Yapıcıların yüreği / bayram yeri gibi cıvıl cıvıl / ama yapı yeri bayram yeri değil, / yapı yeri toz toprak / Çamur, kar..." Hasan İzzettin Dinamo'nun "Şiir Olmaz" deyip; "yoksulluk yüzünden döktüğün gözyaşının bir damlası"nı şiir kılmasına tanık oluyor. Tevfik Fikret'in "Bugün acız yine evlatlarım..." diyen Balıkçılar'ı, Rıfat Ilgaz'ın Mahalle'si, Müştak Erenus'un Zonguldak'ı, Zihni Anadol'un "Ey ahali" diye bağırınca, "adamı olduğu yere çivileyen" Tellal'ı...
Koca bir dünya
Ana konu emek olunca emeğe dair her şey, her emekçi yerini buluyor bu seçkide. Yapıcılar, ateşçiler, balıkçılar, dokumacılar, torna tezgâhları, terzi, köylüler, gurbettekiler, demirciler, çıraklar, simitçi çocuk, madenciler, gecekondular, iş kazaları... Emeğiyle yaşayan herkes, emeğe dair her şey; koca bir dünya kısacası... Her biri ayrı bir şairin yüreğinden çıkan sözcüklerle ince ince örülmüş, duyguyla anlatılmış emeğin yaşamı...
Madenlerin karanlığı Bedrettin Aykın'ın "Güneşsiz, çiçeksiz sessiz / Sadece delici kazmanın sesi" dizesiyle; göçük sonrası ise Güngör Gençay'ın "Boynu büküktür sevinçleri çocukların / Yüzlerce metre derininde maden ocaklarının..." dizesiyle anlatılıyor. Abidin Aydın, tersaneleri anlatırken bir anne sıcaklığında; "Emeğimizle döllediğimiz / Gemiler doğuran annedir / Tersane".
İnsanın tarihi...
"Şiirin tarihi insanın tarihidir" diyor Eray Canberk, seçkiye yazdığı önsözde; "İnsanın tarihi emeğin tarihinden ayırmaya da olanak yoktur". Öyle ya, her dönemin acıları, başat sorunları kendini şairler eliyle, şiirin göbeğinde bulmuyor mu? Tıpkı "gurbet" hemen herkesin hayatını etkileyen bir olguya dönüştüğünde, şiirde de karşılığını bulması gibi. Okur, seçkiyi incelerken şiirlerin yazıldığı dönem ile birlikte bir tarihi de okumuş oluyor aslında. Özenle seçilen diğer ülkelerin şairlerinin şiirleri de sorunlar, acılar kadar, umutların, kavganın da evrensel olduğunu anlatıyor.
Yok sayılan emek
Gülsüm Cengiz, seçkinin önsüzünde bir gerçeğe de dikkat çekiyor; "Özellikle son 10 yılda Yeni Dünya Düzeni ideologlarının emeğin değer yaratmadığı söylemleri, sınıf ayrımının kalktığı safsatası, emeğin ve emekçinin horlanması, ozanların bu konulardan uzaklaşmasına neden oldu. Sonuçta; '80 ve '90'lı yıllarda şiiren çıkan ya da önceki kuşaktan olup da yazmayı sürdüren ozanların şiirinde doğrudan emek ve emekçi temasına ya hiç rastlanmamakta ya da çok az rastlanmaktadır. Buna karşın; gerek eski kuşaklardan, gerekse şiire yeni çıkan çok az sayıda ozan değerlerin alt üst oluşuna, işçiden emekçiden yana olmanın modası geçmiş bir tutum olarak görülmesine karşın, emek ve emekçiler için şiir yazmayı sürdürmüştür".
Böyle bir seçkiyi bugün anlamlı ve önemli kılan da bu gerçek aslında. Yok sayılanı değişik kuşak ve ülkelerden şairlerin özenle seçilmiş dizeleriyle anımsatıyor "Emek Şiirleri". Ve sadece bu niteliğiyle bile "başucu" kitaplarından biri olmayı hak ediyor.
Mayasında emek, emekçi...
Eray Canberk ve Gülsüm Cengiz'in uzun bir süreye yayılan emeği ve özeniyle ortaya çıkan "Emek Şiirleri", emeği olduğu kadar, şiiri de daha iyi tanımayı sağlayan bir çalışma. Şairlerin kısa yaşam öyküleri, dönemin özelliklerini veren şiirler ve genç kuşakların pek de tanı(ya)madığı şairleriyle "şiire verilen emek" açısından da bu seçki; "Emek Şiirleri" adını hak ediyor.
Şair Kemal Özer, "Mayasında emeğin, emekçinin yer aldığı bir dünyanın gerçek yüzü" diye tanımlıyor "Emek Şiirleri" seçkisini. Seçkideki bir şiirinde de bu dünyayı şöyle anlatıyor şair:

"Bakıyorsun ördüğü ellerinin
duvar değil koskoca bir dünya
Hazır başka kentleri de yıkmaya
Yeniden kurmak için yüreğin"...

www.evrensel.net