ABD Balkanlar

ABD Balkanlar'da

   yeni bölünmeler peşinde

ABD Balkanlar'da yeni bölünmeler peşinde
Haber Analiz - Taylan Bilgiç
Balkanlar'daki kaostan doğrudan sorumlu olan Batılı emperyalist devletler ve özellikle ABD, şimdi Kosova'nın Makedonya ve Sırbistan sınırlarında giderek yükselen gerginliği "önlemek" için çalıştıklarını söylüyorlar. İki sınır bölgesi de, NATO kuvvetleri tarafından Yugoslavya'nın bombalanmasında araç olarak kullanılan Kosovalı milliyetçi milislerin tehdidi altında bulunuyor. UCK (Kosova Kurtuluş Ordusu) adlı örgütü kendi kollarında büyüten ABD ise, bugün yaşanan saldırıları "kınıyor".
Yeni gerekçe arayışı
Geçmişte Balkanlar'a müdahale için kullanılan en büyük gerekçe olan Slobodan Miloseviç'in artık iktidarda olmaması, yeni gerekçeler aranmasına yol açıyor.
ABD'de yayınlanan New York Times gazetesi, NATO'nun "silahlı ve örgütlü Arnavutlara karşı koymadığını" ve bu nedenle bu grupların "ciddi bir bölgesel tehdit" haline geldiğini yazdı. Gazetenin analizinde, Miloseviç'in Batı yanlısı bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılmasının "yeni güçlükler ve belirsizlikler" yarattığı belirtildi. Bu belirsizlikler nedeniyle, Belgrad ve Üsküp'teki Batı uşağı hükümetlerin "ciddi baskı altında olduğu" da kaydedildi.
Bölünmenin eşiğinde
Makedonya içlerinde vur-kaç operasyonları düzenleyen Arnavut militanlar, bu ülkenin Arnavut azınlığından destek görürlerse, eski Yugoslavya'nın bir parçası olan Makedonya bir kez daha parçalanacak.
Bush yönetiminin Balkanlar'daki Amerikan askeri sayısını azaltmayı planlaması, bu parçalanmaya yeşil ışık yakmak anlamına geliyor.
Makedon yönetimi, kağıt üzerinde "bağımsız" olmasına rağmen askeri ve idari birçok alanda NATO ve ABD kuvvetlerinin etkisiyle yönetiliyor. Bu işgal kuvvetlerinin geri çekilmesi, bölgede büyük bir iktidar boşluğu yaratarak, ayrılıkçı hareketlerin işini kolaylaştıracak.
Nitekim gözlemciler, Makedonya'yı "1998 yılındaki Kosova'ya" benzetiyorlar.
Karadağ ve Bosna-Hersek
Balkanlar'ın diğer bölgeleri de, kaynayan bir kazan gibi. Yugoslavya Federasyonu'na bağlı son cumhuriyet olan Karadağ, "bağımsızlık" istiyor. Karadağ'ın ABD-Almanya yanlısı hükümeti, Miloseviç yönetiminin tasfiyesinde önemli rol oynamıştı.
Yeni Dünya Düzeni'nin Balkanlar'daki "ilk gözağrısı" olan Bosna-Hersek de, yeni bölünmelerin eşiğinde. Bosnalı Hırvatlar, Dayton "Barış" Anlaşması'nı artık tanımayacaklarını ilan ettiler. Hırvat milliyetçilerin, Hırvatistan üzerinden Almanya'nın dolaylı desteğini görmesi, bir ABD-Alman çekişmesinin ipuçlarını veriyor.
Bir Batılı diplomat, bölgeye yönelik 10 yıllık Batı müdahalesi sonucu gelinen noktayı şu sözlerle özetliyor: "Miloseviç gitti ve Sırplar Kosova'dan çekildi. Böylece NATO, Balkanlar'da istikrar ve güvenliğin tek garantörü haline geldi. Ama NATO'nun bu işi yapıp yapmak istemediği belli değil. Arnavut milliyetçilere karşı çıkmak, Kosova'daki NATO güçlerini hedef haline getirebilir."
ABD teşvik ediyor
Milliyetçi Arnavutlara yönelik tepkinin bugünkü gibi "sert kınamalar" düzeyinde kalması, milislere "Saldırılara devam edin" mesajı olarak algılanacak.
NATO, önümüzdeki dönem Balkanlar politikası için kendine müttefik olarak, bir süre önce Belgrad'da iktidara getirdiği Batı uşaklarını görüyor. NATO ve Belgrad hükümetinin, Kosova-Sırbistan arasındaki "tampon bölge"de birlikte çalışacakları hemen hemen kesinleşti.
Yugoslavya Devlet Başkanı'nın danışmanlarından Slobodan Samardziç, "NATO'yla işbirliği yapmak istiyoruz, zaten başka şansımız yok" da diyerek, bu ilişkide kimin "patron" olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Dikkat çekici bir ret
"Bombalayan" ile "bombalanan" arasındaki bu ibretlik "ittifak"a rağmen, Kosova-Sırbistan sınırındaki Arnavut saldırılarının adeta teşvik edilmesi dikkatlerden kaçmıyor. ABD Başkanı Bush, son olarak, Amerikan birliklerinin tampon bölgeye girerek Arnavut milislere karşı koyması talebini reddetti. Bu ret, milisleri cesaretlendirerek, Sırbistan ve Makedonya'ya saldırıları yoğunlaştıracak.
ABD'nin eski Balkan temsilcisi James O'Brien, bu "teşvik" taktiğini şu sözlerle açıklıyor: "Tampon bölgeye girersek Amerikalılar Arnavutları öldürecek. Bu da, birçok ılımlı Arnavutun ABD ve Avrupa ile işbirliği yapmasını tehlikeye sokacak."
Yugoslavya-NATO ilişkisi, Kosova'nın gelecekte "bağımsız" olması sorununda da rol oynayacak. Batılı emperyalistler, Sırp kuvvetlerini Kosova'dan çıkardıktan sonra, bölgenin statüsünü "geleceğe" havale etmişlerdi. İmzalanan "barış" anlaşmasında, bölgenin "Yugoslavya'nın toprağı" olduğu vurgulanıyordu.
Ancak halen KFOR ve BM'nin mandası altında tutulan Kosovalı Arnavutlar, Belgrad yönetimine tabi olmayı kabul etmiyorlar. Batılı emperyalistler de, bu talepleri, Yugoslav hükümetine yönelik bir tehdit unsuru olarak sürekli el altında tutuyorlar. Yugoslavya'nın "ittifaka" zorlanmasının ardında da, bu tehdidin yattığı sanılıyor. Kosova'nın statüsünün belirsizliğini sürdürmesi, yeni çatışmaların önemli kaynaklarından birini oluşturuyor. Ancak bu konu, ABD'nin "ilgi alanında" değil.
Batı'ya biat çözüm değil
Bu sürecin işaret ettiği en önemli ders ise; Balkanlar'ın parçalanmasının önüne geçmenin yolunun, Batılı emperyalistlere biat etmek olmadığı. Gerçekten de, gerek Makedonya, gerek Bulgaristan, gerekse de bugünkü Yugoslav yönetimi, halklara, "yeni savaşların önüne geçmek" için ABD ve AB politikalarının zorunlu olduğunu söyleyip durdular. Oysa gelinen noktada, bu yönetimlerin Batı yanlısı olması, çözülmelerini engelleyen değil, aksine onu teşvik eden bir unsur olarak karşımızda duruyor.
Türkiye'ye yönelik tehlike
Gazetemiz bundan tam üç yıl önce, Kosova'dan körüklenen bölünme ateşinin, tüm Balkanlar'ı saracağına şu satırlarla dikkat çekmişti. "Kosova'nın bağımsızlık isteği, Arnavutluk ve Makedonya'daki Arnavutlar tarafından da destekleniyor. Bu da, Kosova'da patlak verecek bir Sırp-Arnavut çatışmasının Kosova'da kalmayacağını gösteriyor. Bölgenin kritik pozisyonu göz önüne alındığında, Kosova'daki gelişmelerin Makedonya, Arnavutluk gibi ülkeleri de etkileyeceği anlaşılmaktadır. Dahası, bölgede patlak verecek savaşın Yunanistan, Bulgaristan hatta Türkiye'yi de bir biçimde etkileyeceği ortadadır." (Emek Dünyası, Mart 1998)
Bulgaristan ve hatta geçmişte Makedonya ile kanlı-bıçaklı olan Yunanistan'ın, çatışmaların yayılması korkusuyla Makedonya'ya "tam destek" veren açıklamaları ve imzalanan "güvenlik" anlaşmaları, durumun vehametini gösterir niteliktedir. Türk hükümeti, yaklaşan tehdit karşısında ABD politikalarına tam biat etmiş bir görüntü çiziyor. Bu tutum, ABD'nin bölgeyi yeniden ve yeniden parçalayıp nüfuzunu yayma politikasına dayanak oluşturur nitelikte. Ancak muhtemel bir bölgesel savaş, tüm bölge ülkelerini olduğu kadar, Türkiye'yi de girdabına çekecektir.
www.evrensel.net